26 Eylül 2016

Güne keyifle başlamak...



Günaydın dünya,
Ne tatlı, ne huzurlu, ne güzel bir pazartesi bu böyle.
Güne enerji dolu uyanmak insana sanki ekstra bir enerji yüklemesi yapıyor.Çocukları okula, sevgiliyi işe göndermiş, kız kardeşim ve annemle harika bir kahvaltı yapıp, minnak yeğenim Aslan'ın o miss kokusunu içime çekmiş ve günün geri kalanı için planlarımı yapmış olmak harika. 

Gün güzel, hayat güzel
Size de en az bu gün kadar güzel bir gün geçirmenizi dilerim.

Tam şu anda OPAZ- DİNLE bu şarkıyı dinliyorum. Her zaman dediğim gibi ruhumun bir yerlerinde romanlık yatıyor benim. Ne zaman roman havaları dinlesem o günüm mutlu geçiyor. 
Madem öyle Burhan Öcal dinleme devam :)

24 Eylül 2016

Hayat...


Yalnızlığın içindeki huzur,
İnsandan kaçma isteğiyle oluşmuş kısa bir mutluluk hali gibi.
İnanmak, aldanmak, güvenmek,
Yalanın içinde gerçeğin peşine düşmek
Var olmak, var olduğuna inanmak,
Tüm bunlar işte
Sadece kendini kandırmak

Ufacık bir rüzgarla tuzla buz olan
Bıldırcın ruhlu yürekler taşıyoruz
Aman incinmesin diye pamuklara sarılan o yüreklere ise
yaşamın en acımasız acılarını hapsediyoruz

Yiyoruz, içiyoruz, yaşıyoruz
ama asla unutmuyoruz.
''Hayat''
Biz seninle hep hesaplaşıyoruz.



12 Eylül 2016

Kurban bayramımız mübarek olsun.

Tüm İslam aleminin kurban bayramı mübarek olsun. 
Aileniz ve sevdikleriniz ile geçirebileceğiniz, herşeyin gönlünüzce olduğu bir ömrünüz olsun inşallah. 
İyi bayramlar dilerim.


Dün gece herkes uyuyunca, önce evi toparlayıp temizledim. Ardından her sene yaptığım gibi çocuklar için bayram köşesi hazırladım. Madem bayramlar bizim çocukluğumuzdaki gibi değil o zaman bende bayram havasını zamana uygun bir şekilde şekillendirip öyle yaşatırım çocuklarıma düşüncesinden yola çıkarak karar vermiştim bu bayram köşesi oluşturma fikrime.

Önce hediyeleri paketlemekle başladım. Ardından balkon kısmını çocuklar için süsleyerek bu senenin bayram köşesini hazırlamış oldum.

Bu kadar kısa anlattığıma bakmayın çünkü başladığımda saat gece yarısı idi bitirdiğimde ise sabahın 6, 30'u.







 Uyanıp salona girdiklerinde çok şaşırdılar


O gülücükler yüzünüzden hiç eksilmesin bebeklerim


 ilk önce birbirleri ile bayramlaştılar



Dikdörtgen paketin içinde; kızlar için olanda hello kitty dergisi, silinebilir pastel boya ve minişler etiketleri. Erkekler için olanda ise star wars dergi hot wheels etiket ve silinebilir pastel boya.


Üçgen paketlerde ise tupper marka beslenme kabı aldım onlr için onu koydum. Tenis derslerinde yanlarına yiyecek birşeyler almaları gerekebiliyor o nedenle almıştım.


Sonra bir hevesle hediyelerini açmaya koyuldular











Büyüdü de elimi öper oldu prenses ( harçlığı kaptı tabi :) )




Teyzeleri ile bayramlaşıyorlar



Onlar çok mutlu oldu bayram tam anlamıyla bayram havasında başladı.

Zaten uyumamış olduğumdan bayram namazı için Orhan'ı uyandırıp bir kahve ve tost eşliğinde namaza uğurladım. Ardından ev ahalisi uyuduğundan 3 saatliğine bende yatıp uyudum. Orhan namazdan sonra babası ile beraber kurban kesip yerine giderek kurbanımızı kestirdi. Allah kabul eder inşallah. Bu nedenle bayram kahvaltısı için yanımızda olamayacak diye düşünürken, ev ahalisinin uyanması ve kahvaltının hazırlanması neredeyse öyle saatini bulunca o da vaktinde yetişmiş oldu ve ma aile hep beraber kahvaltı yapabilmiş oldu.

Ma aile dediğime bakmayın; bizim haricimizde annem, kız kardeşim, eşi ve henüz 9 gün önce aramıza katılan bebişleri Aslan bebek. Evet doğru artık bende teyze oldum, anne yarısı oldum. Benim gözümün nuru, ablasının birtanesi prensesim anne oldu. Rabbim sağlık, sıhhatle büyütmeyi nasip etsin inşallah bebişini. ( Semoşun hikayesini sonra anlatacağım)

Şimdi kurban payları gönderildiğine göre, kendimize ayırdığım kısmı doğramaya geçmem lazım. Bana müsaade :)

İyi bayramlar ,

8 Eylül 2016

Ne kadar kitap o kadar yaşam... ''MERHUME'' - Murat Uyurkulak...




Bunaldığımda kendimi dışarı atar, kulağımda son ses müzik, başlarım hızla yürümeye. Ta ki yorulana kadar. Yorulduğum anda kendimi hep aynı starbucks cafede espresso double söylerken bulurum.

Geçtiğimiz hafta, yine öyle bir anıma denk gelen bir gün bu sefer kendimi D&R de buldum. Bazen böylede olabiliyor. Madem buraya geldik vardır bir hikmeti diyerek dolanmaya başladım kitapların arasında. Gözüme ilişen bir kaç kitabı kurcaladıktan sonra dikkatimi Murat Uyurkulak isimli yazarın MERHUME isimli kitabı çekti. Bir kitabı okuyup okuyamayacağımı anlayabileceğim bir formülüm vardır. Kitabı elime alınca rastgele bir sayfa açar bir paragraf okurum. Eğer kalemiyle, ruhuyla bir bütünse ve insanı içine çekebiliyorsa tamamdır. 

MERHUME daha önce okuduğum kitaplara benzemiyordu. Ne tarzı ne dili. Üslubu çok da benlik değildi ama bir şey vardı. Yeni şeyler denemeyi severim ama denemeyi göze aldığım şeyin bile bir yanıyla bana hitap etmesi gerekli. Özellikle kitap ve yemek konularında yeniliğe açığımdır. Yaşamın içinde yer alan diğer şeylerde çoğunlukla alışkanlıklarına bağlı bir kişilik sergilerim.  Neyse;

Tamam dedim alıyorum. Kitabı aldım ve starbucks'a uğrayıp kahvemi aldım. Her zamanki yerime oturdum. Bir sigara yakıp kahvemden bir yudum aldıktan sonra açtım kitabın kapağını ve okumaya başladım. 

Annelik saatleri bitip evde sessiz, sakin saatler ; yani şu anda ( an itibariyle saat tam olarak 02; 45 ) olduğu gibi gece yarısı olduğu andan itibaren zaman yine benim oluyor. Kendimi kütüphaneye atıp, kahvem ve sigaram eşliğinde kitaba kendimi kaptırmam bir oldu. Bu kitapta en çok dikkatimi çeken şey, kitabın '' en heyecanlı yeri'' diye bir şeyin olmaması. Böylece, zamansızlık mevhumu giriyor devreye ve kitap, durmanıza, sıkılmanıza fırsat vermeden sizi baymadan, aşırı meraklandırmadan belirli bir debi ile akan su gibi okutuyor size kendini. Belki daha önce bu tarzı okumadığımdan, belki yazarın okuyucu kitlesine normal ama bana farklı gelen bir yan bu.

Kitabın daha yarısındayım ( yuh bir hafta olmuş demeyin, zaman arkadaşım zaman yok. Olan zamanı zaten kitaba ayırıyorum) ama dün dayanamayıp gittim D&R ye ve yazarın diğer kitaplarını da aldım. Bir de ne göreyim; hayatım boyunca olduğu gibi yine tersten başlamışım. Yazarın son yazdığı kitapmış MERHUME. Ya hep böyle ters olur benim başlangıçlarım. 

Hadi bu gecelik sohbet muhabbet yeter. 

İyi geceler,

2 Eylül 2016

Beyin fırtınası...


Birbiri ardına gelir ya bazen herşey, işte tam öyle günler yaşıyorum. Umduğumdan daha yoğun geçen şu son 3 ayın son demlerini yaşıyor olayım artık. Çünkü kafa bedenle bir gitmez oldu. Kafa dolu, durmadan listeler çıkarıyor kendine ama bedenin o listelere yetişme olasılığı % 30 civarında. 

Şu 3 aydır; Afyon'a git ( kız kardeşim için baby shower organize et ), Ramazan, Antalya'ya tatile git ( Allah'tan bu sene otel tatilini tercih etmişiz. Hoş son günü Aspendos'u , Kurşunlu ve Manavgat şelalelerini falan gezdik fotoğraflamak için ama :) ), Semoşun hamilelik fotoğraf çekimi, Semoşun hastane doğum odasını süsleme ve hazırlıkları, Semoşun doğum günü, annemin doğum günü, kızım için geçen hafta organize ettiğim doğum günü partisi vs.. bu liste bitmez. Önümde bir tek 4 sonra doğum yapacak olan kız kardeşimin o güzel günü kaldı.

Tüm bu telaşeler arasında; kızımın ve oğlumun tenis dersleri, kızımın tenis turnuvaları, günlük hayatın kendi telaşesi, dostlar, misafirler, gezmeler, fotoğraf.

Peki listeler bitiyor mu ?  Maalesef ki hayır. Artık aklımda tutamaz oldum. Bu yüzden not tutmaya başladım. Çocuklar için dişçiden randevu al, Yarım bıraktığın AÖF de kalan şu son 4 dersin için kayıt yenilemeyi unutma ve üniversiteyi bitir, İfsak da yarım kalan fotoğraf derslerine yeniden kayıt ol, Sporu çok boşladın onu düzenle, mutfak evyesini yenile, yerlere derz dolgu yaptır, pimapenciyi çağır bozuk olanları tamir ettir, çocukların bisikletlerini bakıma götür, kendin için dişçiden randevu al, durmadan aldığın onlarca kitabı okumak için ayırdığın zamanı arttır vs. ayy yazarken yoruldum bir de bunları halletmek var. 

Ev ile ilgili ayrıntıları yazmıyorum bile. Ufak tefek tonla iş. Mesela bugün sabahtan beri sadece mutfağı temizlemek ve düzenlemekle uğraştım. Malum doğum günü telaşı nedeni ile ve parti akşamı sonrası herkes eline geleni herhangi bir yere koyduğu için tek tek dolapları düzenlemem gerekti. Tabi düzenlerken yağ çözücü ve cifle kırkladım resmen dolapları. Olsun içime sindi ya yaptığım iş, ne kadar zaman aldığının önemi yok.

Kafamın içi karmakarışık ve yorgun. Son 2 aydır bayılmalarım yeniden kendini gösterdi. Uzun süredir olmuyordu. Artık geçti kurtuldum derken tekrarlaması biraz canımı sıkıyor tabi. En son doktor kontrolümde uykumda kalbimin duruyor olmasından şüphelenmiş ve Siyami Ersek hastanesine gidip göğsüme bir alet taktırmamı ve o aletle 24 saat geçirmem gerektiğini söylemişti doktor. Anlamak istediği işte, gece uyurken kalbim anlık duruyor mu ! Yaptırmamıştım. Bayılmalar tekrarlayınca korkmadım değil. Bakalım, bir fırsatını bulup tekrar görünmeli doktora.

Ne hayatın telaşesi bitiyor, nede zaman. Biten tek şey biziz. 

Şu an bu satırları Semoşun laptopundan yazıyorum. Çünkü 2 gün önce laptopum arızalandı. Birden ekran simsiyah oldu ve bir daha açılmadı. Laptop umurumda değil de, 2013 den bu yana çektiğim tüm fotoğraflar laptopdaydı. Belleğe almamıştım bir kopyalarını. Bugün, yarın derken laptopda kalmıştı tüm fotoğraflar. Yarın götürücem bilgisayarcıya bakalım ne diyecekler. Umarım fotoğrafları kurtarırız. Çocuklarıma, aileme, tüm sevdiklerime ait biriktirdiğim anılar dolu o fotoğraflarda. Kaybedersem gerçekten  çok üzülürüm. 

Şu olay bile insana ''bugünün işini yarına bırakma'' diyor. Eskiler doğru söylemişler ne söylemişlerse. Bizler, eski insanların çoğu düşünce ve uygulamalarına burun kıvırıyoruz ama tilki gibi dönüp dolaşıp kürkçü dükkanında buluyoruz kendimizi. 

Son olarak 15 Temmuz da Ülke olarak yaşadığımız o kötü günü ( adını bile anmak istemiyorum) ne düşünmek, ne konuşmak, nede yazmak istemiyorum. Tek söylemek istediğim; Biz dünya üzerindeki hiçbir ülkeye ve o ülkelerin insanlarına benzemeyiz. Kökü olan, geçmişi olan, temeli olan bir milletiz. Kimliğini sonradan bulan ülkeler gibi değiliz. Sonradan olma değil anadan doğma Türküz, milletiz. Bir elin parmakları gibi, hem birbirimizden farklıyız, hemde bir bütünün parçalarıyız. Biz bir aileyiz. Bir aile fertleri nasıl yaşarsa öyle yaşarız. Kızarız, anlaşamayız, küseriz, barışırız, ağlarız, güleriz ama ne olursa olsun biz biriz. Bunun en güzel örneğini de meydanlarda gösterdik. Evet kolay kafamız karışırız, kolay kanarız ama sonunda dimdik ayağa kalkar tekrar millet oluruz. Bizi sadece biz yıkarız. Bunu bizde, dünya da biliyor. Lakin bilinmesi gereken bir diğer şey her yıkılışının akabinde tekrar devlet kurmuş bir milleti diğer ülkeler gibi sanıp yok etmeye çalışmak sadece bunu düşünenlerin pembe hayal güçleridir. Bu yüzden ne gelecekten endişem var, ne de aileme yani milletime karşı bir güvensizliğim. 

Bir yandan Karadeniz müziğinin en sevdiğim seslerinden biri olan Ali Baran TIKLA ve DİNLE dinliyorum. Yahu arkadaş eğer reenkarnasyon gerçekse eğer ben önceki hayatımda ya karadenizliymişim, yahut da çingene. İkisininde müziği insanın kanına işliyor. Bazen diyorum; müziği hiç bırakmasaydım.
Neyse, artık uyumam lazım sabah erkenden çocukları tenise götürmem lazım. Hadi iyi uykular cümleten :)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...