22 Şubat 2013

Eski çerçeveden yeni takvim



Dıy dediklerinden az biraz galiba :) Bu çerçeve düğün fotoğrafçımızın büyük bir resmimiz ile beraber hediye ettiği bir çerçeveydi. Geçen sene düşürdüm ve camı kırıldı, kenarı çatladı.

e tabi atmadım, koydum kenara. Bir gün bir şeye lazım olur diye. İşte bu sene lazım oldu :) Aralık ayında bu ve buna benzer bir sürü şey yaptım. Bu biten parça. Bitmeyen, boyası yapılmış ama cilası atılmamış bir kaç şey daha var beni bekleyen.

Önce su bazlı akrilik boya ve vernik aldım. Hobi boyaları diye geçiyor genel ismi.  Çok bilmem bende aslında. Bu ilk denemem ne de olsa :) aslında kahverengi olan bu çerçeveyi, önce tamir ettim ardından bir kat beyaza boyadım. Sonra 3 saat kurumasını bekleyip bir kat daha ardından yine 3 saat bekle ve bir kat daha boya. Böylece boyama işlemi bitti. İyice kuruması için ertesi güne kadar bekledim ve ertesi gün de 2 kat vernik çektim üstüne.

Daha önce netten indirdiğim bu baykuş figürlü takvim yapraklarını ozalitçiye gidip kuşe kağıda bastırdım. Eve döner dönmez kestim ve hazırladım.

Ardından çerçeveye arka kısmından aralıklı üç sıra beyaz ipi silikon tabancası ile yapıştırdım.  Sıra takvim yapraklarını asmaya geldi. Ama küçük mandalım yoktu, bende Begüm'ün figürlü mandalları taktım. Fakat sağolsun daha sonra canım arkadaşım Şerife'm bana şu an fotoğrafta görünen fiyonlu ve puantiyeli minik mandallardan bulup almış. Hemen eskileri çıkartıp bunlarla tutturdum takvim yapraklarını.

Çerçeve bitmişti ama gözüme eksik göründü nedense. Hemen üst kısmına iki adet uğur böceği, alt kısmına da yeşil bir deniz kabuğu yapıştırdım. İşte şimdi tamamdı.

Tatatataaaam huzurlarınızda el yapımı harika bir 2013 takvimi. Çok şirin oldu ve hemen mutfakta ki duvar da yerini aldı.

Ne dersiniz sizce de şirin değil mi ?

Not: Uzun zamandır eklenmeyi bekleyenlerin başında geliyordu bu çerçeve. Kısmet bugüneymiş. Ama fotoğrafını çekerken flaş parlaklığı oluyor. Bende hem flaşlı hem flaşsız çektim. Artık bu seferlik böyle olsun.

14 Şubat 2013

Sevgili iken biz


7 sene önceydi. Evlendikten sonraki ilk sevgililer günü kutlamamızdı. Senin için hazırlamıştım bu masayı ve sen görünce, hem çok şaşırmış, hemde çok mutlu olmuştun. Yeni yemekler denemeyi çok sevdiğimiz yıllardı. Bu nedenle masada ki her yemeği ilk kez yapmıştım. Biri hariç (borani) hepsini ikimizde çok beğenmiştik.

O zamanlar tabi çocuklarımız yoktu ve bu nedenle birbirimizi mutlu etmekle geçiyordu günlerimiz. Şimdi gül kokulu miniklerimiz var. Onları mutlu ettikçe bizde mutlu olur hale geldik. Artık birbirimiz için pek bir şey yapamasak da, bugüne kadar yapmış olduğumuz en güzel şeyin tadına her gün yeniden ve yeniden varıyor.

Öncelikle; bana bu değerli eşi ve çocuklarımı verdiği içi binlerce şükürler olsun rabbime.  Bana, yeryüzünde görebileceğim iyilik timsali insalardan birini eş olarak nasip ettiği için ayrıca şükürler olsun.

Sen hep kendi kendine dermişsin ya aşkım; beni ben olduğum için ve beni benden çok sevecek birini bulursam evlenirim diye. İşte ben seni senden değil herkesten çok seviyorum. Sen yine bana bazen dersin ya; beni benden çok sevdiğini bildiğim için seni çok seviyorum.

İlk sevgiler günü kutlamamızın ardından, bir daha kutlamamaya karar vermiştik. Çünkü evliydik ve çocukluyduk. Evlilik yıl dönümümüz vardı ve biz sevgili olmanın ötesine geçmiştik. Ama içimden geldi ve satırları yazmak istedim senin için. Seni ne kadar çok sevdiğimi hatırlatmak ve ileri ki yıllara bir not düşmüş olmak istedim.

Seni çok seviyorum sevgilim,

11 Şubat 2013

Huzurlu ve bol keyifli bir hafta sonu


Geçen gece karnım acıktı. Herkes uyuyor, gecenin bir yarısı karnımdan gelen seslerle uyandım. Nasıl açım ama, sanki günlerdir yemek yememişim gibi gurulduyorum. Çok üşendim sandviç yapmaya, halleyler aklıma geldi. Aldım paketi oturdum başına. Bir de ne göreyim ! benim yaramazlar fare gibi kemirmişler halleyleri. Begüm eminim yemek istemiş, yarısına gelince doymuştur ama Buğra, o ayrı bir alem çocuk.

Garip özellikleri var onun. Yiyeceği bir şeyi bütünken seviyor. Yarısına kadar gelince elindekini bırakıp yenisini alıyor. Örneğin ; sabah hepimize yumurta haşladım. Buğra her zaman yaptığı gibi önce kendi yumurtasının kabuklarını itinayla soyup hemen yedi ama yarısına kadar. Sonra, yine her zaman ki gibi ''emmeee ıhh ııııh'' diyerek benim yumurtamı istedi ve aldı. İtinayla onunda kabuklarını soydu ve yine yarısına kadar yedi :) işte bu halleyler de Buğra'nın bu özelliğine kurban gitmiş. Görür görmez anladım zaten :)


Dedim ya enteresan bir çocuk diye. Ama  gerçekten enteresan. Mesela; ailece yemek masasındayız. Herkesin tabağı önünde. Begüm 4,5 yaşında olmasına rağmen mümkünse hala bize yedirtiyor kendini. Buğra ise 180 derece farklı Begüm'den. Nedenini söyleyeyim hemen.  Buğra yemeğini kendi yemeyi sever. Nezaket gösteriyim veya yardım edeyim diyerek ( ki en büyük hatadır) birisi ona yemek yedirmeye kalkarsa, elindeki çatalı-bıçağı bırakır ve yemek onun için bitmiş demektir o andan itibaren. Anında tavır gösterir, ben yiyemiyormuyum sanki nevinden. Bu yüzden biz genelde Buğra'ya karışmayız yemek masasında. Yemeği önüne koyarız tamamdır. Nadirdir bizim yedirdiğimiz. Keyifli bir günü veya yetişmemiz gereken bir yer vardır ve acele etmeliyizdir. O zaman bizim elimizden yemek yer.



Abla-kardeş açmışlar müziğin sesini holde aynanın karşısında slow dans ediyorlar. Öyle güzel anlaşıyorlar ki. Hayranım kardeşlik sevgilerine. Birbirlerine bakışlarından bile anlaşılıyor bu zaten.


Cuma akşamı Nursen'ler bizdeydi. Çocuklar birbirlerini özlemişler. Doyasıya oynadılar. Bir ara Buğra ve Baran televizyona dalmışlardı. Nasıl şeker görünüyorlardı. Biri bisikletin, diğeri akülü arabanın  tepesinde izlediler çizgi filmlerini :)


Cumartesi öğleden sonra palladium'a götürdüm çocukları. Adore oyuncak lego ve cupcake süsleme etkinliği yapıyordu. Facebook sayfalarından takip ediyordum. Hadi götürelim dedim Orhan'a. Etkinlik 3,5'da başlıyordu. Begüm özellikle cupcake süslemek için gitmek istedi.Neyse; öğle uykusuna yatırdım çocukları. Orhan'da ofise kadar gitti. Çocuklar uyuyakaldı, Orhan geç geldi. Benim moralim bozuldu tabi. Apartopar çocukları giydir, yedir çıktık evden. Saat tam 3,5'da orada olduk ama onlar saat 3'e almışlar cupcake süsleme etkinliğini. Kaçırmış olduk bu yüzden. Legolarla oynadılar. Yoğun talep üzerine saat 4,5 da yeniden cupcake süsleme yapacaklarını söyleyince Begüm çok sevindi.


Küçük çocuklar için daha büyük parçalı legolardan oluşan bir masa hazırlamışlar. Oğluşla bizde orada oynadık.


3 yaş üzeri için lego friends grubunu tercih etmişler. Bu kadar küçük parçalı legolarla daha önce hiç oynamamıştı Begüm. İlkin nasıl yapacağını şaşırdı. Sonra görevli ablalardan birini yardımcı olması için yanına gönderdim. 3 dakika da çözdü olayı. Çok keyif aldı. Etkinlik sonrası bakalım ne kadarmış şu oyuncaklar dedik ve toys shopun yolunu tuttuk. 150-160 TL. olduğunu görünce vazgeçtim tabi almaktan. Avuç içi kadar toplamı oyuncağın ama ederi kendinden fazla. Begüm'e de söyledim kızım bu oyuncak çok pahalı, şimdi olmaz ama belki sonra alabiliriz diye. Hatta sen kumbarandaki paranı biriktirmeye devam et, bir kısmınıda ben koyarım böylelikle alırız dedim. Begüm ''gerek yok annecim, zaten sıkılırdım ben biliyorsun biraz oynayınca''dedi. Benim melek yürekli kızım o. Rabbime binlerce şükürler olsun bana bu kadar iyi kalpli bir evlat verdiği için. Ama ben ona kıyamam, dur bakalım :)


Baba-oğul daldılar ben foto çekme derdine düşünce lego işine iyice. Ömrümün iki yakışıklı böcüğü çok seviyorum sizi :)



Eveeet, cupcakelerimiz de süslendi :)



Ardından sertifika dağıttılar etkinliğe katılan çocuklara ve fotoğraflarını çektiler.


Etkinlik bitimi acıkınca yemek katına çıkıp bir şeyler yedik. Ardından jetonlu playland'e girdik. Biz çocukları oynatırken Semih'ler aradı oraya geliyoruz diye. Onlar da geldi ve beraber oynattık bolca çocukları.


Derya kızı berru için, çok istiyorum top havuzuna sokmayı ama yaşından dolayı hiçbir yerde almıyorlar deyince, dur dedim burada görevli yok şu anda. Sen al kızını gir. En fazla görevli gelir, çıkarır ne olacak dedim. O da girdi kızıyla beraber. Berru çok sevdi topları ve görevli de gelmedi. Yani anne-kız doydular top havuzuna :)


Bana bakın :)


Bir de şimdi bakın :) nerdeyim :)

Kendini gömüp durdu topların arasına. Normal de Buğra'yı da almıyorlar yaşından dolayı ama sokuyorum ben her seferinde :)


İki arkadaş araba gezintisinde :)


Bu sabah kahvaltı masasında, kaptı yine benim yumurtamı :)


Bal böcüğüm benim. Öyle tatlısın ki, deli oluyorum sana. Kaptın yine nutellanı götür bakalım. Bu aralar çok kullandığın bir cümle var senin. Epeyi vakit :) epeyi vakittir görmedim, epeyi vakittir gitmedik, epeyi vakittir yemedim :)

Palladium'dan hep beraber bize geldik. Eve girer girmez çayı koydum. Çocukları yıkadım. Derya Berra'yı doyururken, ben Begüm'ü, Orhan Buğra'yı doyurdu. Hemen çocukların pijamalarını giydirdim. Begüm'ün saçlarını kuruttum. Onlar salonda babalarla 5-10 dakika oynarken, biz hatunlar çay-sigaraya çaktık diğer odaya. Keyfimizi tamamlayınca, biz çocukları aldık, beyler bu sefer sigara odasına keyfe kaçtılar..

Çocukların sütlerini içirdim ve Begüm yatağına gitti uyumaya. Derya berru'yu uyuturken, ben de Buğra'yı uyuttum. Saat olmuş 11. Çaylarımızı alıp beylerin yanına geçtik. Börek ısıtmıştım onu koydum çayın yanına ama Orhan ve ben yedik :)

Biz çocukları uyuturken onlar Cem Yılmaz'ı açmışlar, kahkaha üstüne kahkaha atıyorlar. Halbu ki film gecesi yapacaktık öyle konuşmuştuk. Neyse biz de katıldık onlara beraber güldük. Çaylar içilirken, mısır patlattım. Bir şeyler izlerken severiz bir bir şeyler atıştırmayı. Bir yandan sohbet ediyoruz, bir yandan izliyoruz, bir yandan gülüyoruz. Bir ara Berru uyandı Derya onu uyutmaya gitti 1 saat dönemedi kız.

Neyse mısırlar bitti, meyve çıkardım, meyve bitti,bisküvi çıkardım çayın yanına. Ardından dondurma çıkardım. Onlar yendi, Türk kahvesi yaptım. Son olarak nescafe içtik. Tamam bitti yeme-içme faslı derken benim karnım acıktı kocaya söyledim beyler mutfağa geçip tost yaptılar. Biz hanımlar ise sigara odasında lak laka daldık. Tostlar geldi, bir yandan yedik diğer yandan sohbet muhabbet. Bu arada olmuş saat sabahın 5:35'i ben gitmeyin diye ne kadar ısrar etsem de gittiler. Evleri çok yakın bize çünkü.

Çok uzun zaman olmuştur dostlarla öyle sabahlamayalı. İnsanı bekarlık günlerine götürüyor böyle zamanlar. Bu kadar keyifli vakit geçirip, sohbet-muhabbet edebilmemizin iki nedeni var aslında. Biri çocukların uyumaları, ikincisi kütüphanede, yani sigara odasında televizyon veya müzik seti olmayışı. Bu odayı bu yüzden çok seviyoruz.

Sonuç; bu sabah uyanmakta öyle zorluk çektim ki, Orhan, Begüm ve Buğra hepsi bir yerimden çekiştirip öyle çıkardılar yataktan. Orhan sağolsun saldırın talimatı verince :)

Perşembe temizlik, cuma misafir,cumartesi misafir, üstüne sabahlamak derken bildiğin pestil durumdayım. Şu an sabaha karşı 4:20, manyakmıyım bilmiyorum bu yorgunlukla hala uyumadığım için. Uyuyamıyorum desem daha doğru olur. Var bir nedeni elbet.

Bugün parmağımızın ucunu çıkarmadık evden. Kahvaltı, oyun, derle-topla, çocukları uyut, yemek yap, kek yap, puding yap. iki makine bulaşık yıka. çocuklar uyanınca içsinler diye yayla çorbası yap. Bizim karnımız acıktı onlar uyurken. Ne yesek diye düşünürken hemen aklına gelsin mantı yap. Akşam için buzluktan balıkları çıkar. Çocuklar uyansın yedir, oyna, makineleri boşalt, derle, topla, nete takıl, balık kızart, yemek yensin, oynansın, sütler içilsin ve yatılsın.

Bugün huzur içinde ve tam bir hafta sonu ev ahengi içinde yaşandı bu yüzden acayip huzurlu ve keyifliyim. Gecenin ikisinde koca ile Türk kahvesi yapıp içtik iyi mi :) o salonda işlerini toparlıyor, ben kütüphanede bu satırları yazıyorum. Artık kaçmalı, bu gecenin bir de sabahı var. Bakalım bu sabah nasıl uyandırılacağız :)

2 Şubat 2013

Dolu dolu geçen iki hafta


Sanki 12 yıl gibi bir zaman dilimi girmemiş babamla aramıza. Sanki her şey aynı ve kaldığı yerden devam halinde. Geçtiğimiz hafta içi bir akşam erkek kardeşim, babamları ve bizi balık yemeye davet etti. Babamla barışmamızın ardından ilk kez bir ortamda beraber olma fırsatımız oldu. Herşey doğal seyrinde ilerledi.

Fakat yukarıda ki fotoğrafı çektirirken, ikimiz de elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı şaşırdık. Az da olsa bocaladık. Babam, benim her sözüne çocukluğumdan beri kızdığım, şimdi ise ahh deyip o sözlerinin neredeyse yüzde yüzünün doğru olduğunu farkettiğim babam. Rabbime şükürler olsun ki bu hasret son buldu. Evladın nasıl canı yanıyorsa bu özlem yüzünden, eminim ki babanın da bir o kadar yanıyor. Gözleri çakmak babam. En çok da gözlerini özlemişim senin. Ve hala babam kokuyorsun.



Babam bizimle de çocukken çok oynardı. Şimdi aynı oyunları torunlarıyla oynuyor


Kuzenler muzurluk yarışması yaparsa  :)


Çok şekersiniz siz kızlar


Geçen hafta ikinci ev ziyaretimiz canım arkadaşım Şerife'ler oldu. Begüm ve Zeynep Betül çok iyi anlaşıyorlar. TV de çizgi film izlerken işte böyle tatlı görünüyorlardı :)


Can bunlar can. Begüm o kadar çok seviyor ki Zeynep Betül'ü, eve dönerken onlara hem bye bye yapıyor, hem de sıra sizde, şimdi siz gelin bize diye bağırıyor.


Giderken kum boyama götürmüştüm çocuklar için. Öyle tatlı tatlı oturup başına vakit geçirdiler ki.


Geçen haftanın üçüncü ev ziyareti Nursen'e idi. Hüseyin amcalar, kayın validemler, Ozanlar ve biz. Dört aileyi topladı Nursen. Çok keyifli bir akşamdı. Bu arada harika bir masa hazırlamıştı. Ellerine sağlık canım görümcem benim :)



Babaanne torun özlem gideriyorlar


Sırayla; kayınvalidem (kucağında Baran), kayın pederim, babaannemiz, Hüseyin amca ve Şirin yenge


Anne ve oğulları, öyle güzel gülmüş ki üçü de :)


Karı-koca :) Bu kocayla fotoğraf çektirmek öyle zor ki ! hoş aslında bende sevmem pek fotoğraf çektirmeyi ama ara bir beraber fotomuz çekilsin canım. Zorla çektirdiğim nasıl da belli oluyor ama :)


Halası Begüm'ü sıkıştırmış Baran'nın yatağında mıncırıyor


Begüm ve Defne sarmaş dolaş :)


Sarı biçim oğluşum benim


İki hafta önce dördüncü ev ziyaretimiz, yeni doğum yapmış olan arkadaşım Mercan'nın bebişini görmeye gitmemizle gerçekleşti. Bu yakışıklı öyle saçlı ki inanamazsınız :)


Şirinler :)


Çişi gelen çocuk pozu :)


Canım can arkadaşım emoşum, yani Emine. Güzeller güzelim benim. Çok seviyorum tatlım seni.


Diğer canım Funda. Emoşumun ablası. İkisi de bu yakışıklı prensin halaları oluyorlar.



Begüm çok seviyor bebekleri.




Jetonlu oyunlardayız


Yaşından dolayı hiçbir AVM de top havuzuna sokmuyorları oğluşumu. Öyle çok imreniyordu ki. Sonunda görevli ablanın olmadığı bir yerde atıverdik topların arasına çok mutlu oldu oğluşum :)



Buğra ve Baran büyüdüler ve artık kuzen kuzene oyunlara başladılar.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...