8 Mart 2013

Hızlı geçen zamanlar

Geçtiğimiz cumartesi sabahı saat 9'da kahvaltıya canım Şerife'm geldi. Bizim beyler mezun oldukları lisenin düzenlediği kahvaltıya davetli oldukları için, biz de bari beraber olalım dedik. Çocuklar da birbirlerini çok özlemişlerdi zaten. Çok iyi bir fırsat oldu hepimiz için.

Sabah kahvaltıyla başlayan günümüz, çıkardığım her oyuncak ile 15 dakika oynayıp sıkıldık diyen kızlara sürekli bir biçimde, onları eğlendirecek oyuncaklar veya oyunlar bulmakla devam etti. Tabi diğer yandan bol bol laflama fırsatımız oldu Şerife ile. Dedikodunun dibine vurduk diyebilirim :)


Bir önceki gün Mehmet Eren'in doğum günüymüş. Ona eğleneceğini düşündüğüm bir puzzle aldım. Kutunun üzerinde puzzle diyor ama bana kalırsa legonun farklı bir versiyonu bu. Kızlar hemen atladılar tabi. Beğeneceklerini biliyordum ama bu kadarını tahmin etmemiştim. Begüm hemen ''anne bana da al ne oluuuuur'' diye yalvarmaya başladı bile. Çocuğun hayal gücünü genişletecek, el kasları için ise ayrıca faydalı olduğunu düşündüğüm bir oyuncak bu. Biz bile oynadık Şerife ile desem yalan olmaz hani :)


Begüm Mehmet Eren'e hediyesini verirken, öpücük yağmuruna yakalandı :)


Hediye faslı sonrası beyler bir ara yok oldu. Neredeler diye bakınırken bu manzarayla karşılaştım. Hoş aslında zaten ben demiştim sevgiliye Buğra'nın altını değiştirmesini ama unutmuşum o anda söylediğimi. Yemek hazırlama telaşı vardı da ondan herhalde. Öyle şeker görünüyorlar ki ama. Bir baba oturmuş oğlunun altını değiştiriyor, diğeri ise uzanmış yere sohbet ediyorlar bir yandan. Keyif aldığım bir kare oldu bu benim için.


Baloncuk yapmak istediler. Tamam dedim. Almışlar baloncuk setlerini, küçük de bir baloncuk kabı yapmaya çalışıyorlar ama hemen bitiyor su. Bende doldurdum koca tası su ve bulaşık deterjanı ile, salona girer girmez elimde koca tası görünce üçünün de gözleri parladı. Başladılar doyasıya yapmaya. Baloncuklar ardı ardına sıralanıyor ev çok eğlenceli bir hal alıyordu. Bir ara Şerife ''battı halı'' diye söylenecek oldu. Boşver dedim baksana nasıl da mutlular, altı üstü halı. Mezara mı götürücem batarsa batsın onlar eğlensinler yeter ki.




Kastamonu'dan kuzenim geldi. Begüm hemen kurmuş makineyi çekmiş peş peşe bir sürü foto. Umut'u bir saniye rahat bırakmadı. Çok sevdi.


Yine bir akşam Nursen'lerdeyiz. Begüm hanım almış tableti eline halasına oyun gösteriyor. Bu arada Ağustos ayında yapacağımız doğum günü partisinde hediye olarak tablet istiyormuş hanımefendi. Açık göze bak sen. Benim bile yok hala bir tabletim. Onu bile geçtim bir ıphone'num bilem yok :) Sevgiliye bıraksam otuz kere alırdı. Lakin benim bir huyum vardır. Sahip olduğum bir şey bozulmadı ise yenisi alınmaz. Fuzuli harcamaları sevmem çünkü. Elimde ki işimi gördüğü sürece, sırf yeni bir şey çıkmış veyahut da başka bir şeyi beğendim diye hemen ona koşmam. Beklerim, sabırlıyımdır feci halde :)



Acaba bu kız dansçı mı yoksa manken falan mı olacak. Poz vermeyi, fotoğraf çekmeyi ve dans etmeyi çok seviyor. Hatta en çok bunları seviyor diyebilirim.







Bu ikili adamı aşık eder kendine. Öyle çok seviyorlar ki birbirleri bayılıyorum bu hallerine. Çocukluğumuz aklıma geliyor onlara baktıkça. Biz de kardeşlerimle birbirimizi yer, ama delicesine severdik. Hala da öyledir. Sevgi kısmı tabi artık :)


Bu Baran öldürüyor beni. Mıncırdıkça mıncırasım geliyor keratayı. Nasıl bir yakışıklılıktır maşallah.  Bitiriyor bunlar beni, mest ediyor.


Oğluuuum, hayatımın en hareketli köşesi oğlum. Sevgisi ciğerime ciğerime dokunan bebeğim. Ya insan çocuğu yavaş yavaş büyüsün diye dua eder mi ! ediyorum valla. Doyamıyor ben bu miniklerime. Başka doğurmayı düşünmüyorum ya ondan herhalde  :)


Erkek kardeşimin doğum gününü kutluyoruz. O da oldu 34. Haylazın, hınzırın önde gidenidir. Buğra aynı dayısına çekmiş. Tip de aynı, huy da. Yandım ki ne yandım :) Bilenler anladılar beni :)


İki kızları kucakta, üçüncüsü ise yolda. Allah mutluluğunuzu, huzurunuzu, yuvanızı daim kılsın. Hep mutlu, mesut olun inşallah canım kardeşim benim. Bana kardeş dedin mi dünya durur. Canımdan candır benim kardeşlerim. Bir lafına can veririm. Ömür veririm.


Oburiksim iş başında. Dayısının doğum günün de koca böreği tıkmış ağzına. Obur diyoruz ama belli bir tavrı vardır yemek konusunda. Özellikle bu ara iki yaş sendromu denen şeyin ne denli tehlikeli olduğunu bir fiil yaşıyoruz. Deli gibi yiyen çocuk, seçici bir çocuk halini aldı ve ben ne dersem o olur politikasını izliyor.

Hoş biri görse onu yerken, hemen nasıl bir çocuk bu maşallah diyorlar ama kazın ayağı öyle değil. Buğra efendi evin diğer fertleri gibi alır masada yerini lakin bir kere yemeğini kendi yemeği sever. Eğer sen müdahale eder de dur yardımcı olayım, yahut ben yedireyim diye bir harekette bulunursan anında kaşığı fırlatır ve kalkar masadan. Bir daha da o masaya oturtamazsın.

Bu nedenle biz dokunmayız ona. Herkes gibi kendi kendine yer yemeğini. Adamı yoran kısmı hiçbir yemeği bitirmez ama masada ne varsa sırayla ister önüne ve kaşıklar durur.

Örneğin; Çorbayla başlarız yemeğe. Buğra'nın çorbasına bir kaç lokma ekmekte doğrarım. Yarısına kadara yer ve ikinci yemeği bekler. İkinci yemekten biraz yer ve tabağını bana uzatır. Ardından ortada ki salatayı önüne ister biraz da salata yer. Ardından eğer masa da yoğurt gördüyse tamamdır. Affetmez. Eğer iyi günündeyse hepsini değilse yarısını yer. Turşu atar ağzına birkaç tane. Portakal suyunu içer ve kalkar yemekten. Buralar da asla müdahale etmemeniz lazım. Yoksa çorba bitmeden kalkar gider. Asabi hergele.

Her hareketiyle hayran bırakıyor bizi kendine. Tuvalet eğitimini kendi kendine veriyor. Bunu ayrı bir postta anlatmalıyım çünkü çok ayrıntılı ve keyifli.


Babaanneden eve dönüş. Bu kontes halini çekmezsem şişerdim. Çünkü Begüm'ü böyle görmek zordur. Genel de spor giyindiği için hanımefendi. Artık ne giyeceğine ve nasıl bir aksesuar takacağına kendi karar veriyor. Malum büyüyor artık :)


Şubat ayı hızlı geçti, Mart ayı da aynı hızla geldi bize. Kış aylarını tam kış gibi yaşıyoruz. Ev muhabbetleri. Geçen akşam Derya'lara gitti. Bunda bir şey yok ama gittiğimiz de saat 10 idi ve eve dönüşümüz sabaha karşı  4 idi. Çocukları doyurup uyuttuk ve sabaha kadar sohbet, muhabbet. Kakara kikiri. Özlemişiz böyle yaşamayı da be :) genç olmayı aslında herhalde :)

Ayrıca annemi bizim semte taşıyoruz. Son bir aydır ev aramakla geçti çoğu zamanımız. Sonunda istediğim gibi bir ev buldum onun için. Ayın 15'in de taşınıyor. Ohh bana da yakın oldu. Yaz sonu Begüm ana sınıfına başlar. Buğra'yı da anneannesine bırakır en azından haftanın 1-2 günü de olsa kendime zaman ayırabilirim.

Bir önce ki yazıma gelince; İç sıkıntımın dışa vurduğu bir andı. Bazen bazı sözler fazlasıyla üzüyor beni. Bunu karşım da ki anlayamıyor. Farkediyorum , tepki vermiyorum ama içim daralıyor bende yazıp bir nebze de olsa atıyorum üstümden o ruh halini. Ya da attığımı sanıyorum. Önemli değil, kafama takmıyorum ya gerisi boş bu dünyanın.

Hayat akıyor öyle böyle. Daha 4 yaşında iken satranç öğrettiğim bir çocuğun bugün 1,80 boyuyla, Kıvanç Tatlıtuğ'a taş çıkartacak yakışıklılığı ve üniversite de okuyor olduğunu öğrenmemle şoka giriyorum. O kadar çabuk mu geçti zaman. O kadar çabuk mu büyüdüm ! Yaşlandım demiyorum büyüdüm :)

3 yorum:

  1. her resim birbirnden güzel özellikle babaların olduğu kareye bayıldım. bu arada sormak istiyorum aldığın lego&puzzle karışımı oyuncağın adı ve markası nedir belki benimde oğlumun dikkatini çeker

    YanıtlaSil
  2. Dede Toys oyuncaklarından. Dede In My Mind Minyatür Puzzle diye geçiyor. Carrefour'un market bölümünden almıştım hatta. Netten de sipariş verebilirsin tabi. Ben hediye almıştım ama şimdi bizim bıcırıklara da alıcam. Çok istiyorlar. Tavsiye ederim baya keyifli bir oyuncak 240 parçadan oluşuyor.

    YanıtlaSil
  3. Güzin'cim bu arada senin oğlan 1 yaş civarındaydı yanlış hatırlamıyorsam. Bu oyuncak 3 yaş üzeri. Büyük değil, küçük ve esnek parçalardan oluşuyor.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...