28 Kasım 2012

İçimi dökeyim mi sana

Keşkelerle dolu bir yaşam benim ki. Keşke dolu bir 35 yıl. Bu 35 yılın ilk 5 yılını çıkar. Geriye kalandır benim asıl ömrüm. Anlatsam ağlarsın. Sen ağladıkça ben devam ederim anlatmaya ve yine devam edersin ağlamaya.

Yorucu, yıpratıcı, yürek acısı bir ömür. Tatlı yanları son 5 yıla ait çoğunlukla. Elbette 30 yılda yaşanan güzel yanlar da var. Gel görelim ki acısı fazladır benim hayatımın. Acıyı da geçtim, keşkesi normal standartlar da yaşanan bir 30 yıla oranla daha fazladır.

Çok geldim, gittim ben. Çok kendimi öbür tarafa ait hissettim. Çok orada olmayı burada olmaya tercih ettim. Bana bağlı değil bu bilirim ama isterim işte.

Boğazımda bir düğüm var. Candan acıtan bir düğüm. Gırtlak kanseri olsam bu düğümler kadar canım acımaz belki. Hani dilimin ucunda nasılsa, söyleyivereyim gitsin dersin belki. Ben yapamam bunu. O da içim de kalsın, bu da. Böyle geçmiş bir yaşama bir düğüm daha ne yapar ki dimi !

Değil öyle, çok şey yapıyor artık. Boğazda ki yüreğe işleniyor. Yüreğin bile belleği var. Bu gibi durumlar da daha önce ki düğümleri bile çıkarıveriyor insanın karşısına.

Biraz önce o sordu ''neden sessizsin'' diye. Ben de cevap verdim '' kendimi mutlu etmeye çalışmaktan yoruldum'' diye. Bu cümle öyle bir cümle ki, tabi anlayana.

Hayatım boyunca şunu yaşadım; bir ben var insanların gördükleri, bir ben var insanların yaşadıkları ama görmek ve kaile almak istemedikleri. Örneğin; bir konuda fikir almaya gelirler ''şunu şunu yap''derim. Bir gün gelir karşıma''şu konuda, şu kişi şunu şunu söyledi. Ne kadar doğru gidip bunu yapıcam''der. Sanki daha önce bana sormamış ve ben aynı şeyi söylememişim gibi. Madem o veya bu kişinin dediğini yapıcan, ne diye gelip bana sorarsın ki. Madem ....vs.vs.vs. Bunlar gibi milyonlarca örnek.

Belki doğru anlatamayışımdandır kendimi diyerek empati kurucam yine ama inan empati falan kurasım kalmadı kimseye karşı.

Sen 40 gün emek verip sırtında taşıyorsun bunu görmüyorlar ama biri bir gün taşıyor ona köle oluyorlar. Köleliği onun olsun da hak ver, hakkı hak sahibine ver be kardeşim.

Belki de bu dünyanın mantığını çözememişimdir ben ha ne dersin. Mış'lı davranamayışımdandır.

Hayatı alaylı öğrendim ben. Okullu değil. Belki de bundandır.
Belki verdiğim değerin karşılığını görmek isteyişimdendir.
Belki de beklenti içinde olmamdandır.

Hayatı yarım bile değil çeyrek yaşıyorum ben. Dedim ya keşkelerim çoooook.

Keşke, hiç keşkem olmasaydı. Yada her insanın hayatında olduğu kadar olsaydı. Yani boyumdan büyük keşkelere sahip olmasaydım.

Keşke kuran okumayı bilseydim.
Keşke üniversiteyi okuyabilseydim.
Keşke ingilizce biliyor olsaydım.
Keşke bir mesleğim olsaydı
Keşke şu an çalışıyor olsaydım
Keşke olduğum gibi değil olmak istediğim gibi bir anne olabilseydim çocuklarıma
Keşke daha iyi bir evlat olsaydım
Keşke sahip olmak istediğim o küçücük mutluluklara sahip olmakta bu kadar zorlanmasaydım.
Keşke sigara içmiyor olsaydım
Keşke tırnak yemiyor olsaydım
Keşke insanları bu kadar çok sevmiyor olsaydım yahut da sevdiğim kadar sevilseydim.
Keşke verdiğim değerin karşılığını alabilseydim
Keşke kitap okumaya daha çok vaktim olsaydı
Keşke iyi bir fotoğraf makinam olsaydı ve kursa gidebilseydim
Keşke dikiş dikmeyi biliyor olsadım
Keşke yapmak istediğim şeyler için şartlar daha uygun olsaydı

Ve en büyük keşkem

Keşke babamla 12  senedir süren küslüğümüz bitseydi ve biz yine baba-kız olabilseydik. Bir insanın babasının burnunun dibinde olup onu 12 senedir göremiyor ve sesini bile duyamıyor olması öyle büyük bir keşke ki.

Keşke ben bu hayata sil baştan başlayabilseydim

http://www.youtube.com/watch?v=-5cab7bmOtM bu şarkı daha bir iyi anlatıyor

Paylaşalım o zaman :)

Anladığım kadarıyla bu günlerde bütün anneler de bir doğum günü telaşı almış başını gidiyor. Benim blogun istatistiklerine bir bakıyorum çoğu tıklamayı doğum günü konseptlerinin yer aldığı yazılar almış. Madem öyle diyerek oğluşumun doğum günü konsept hazırlığını adım adım paylaşacağım buradan. Yarından itibaren başlıyoruz bakalım :)

27 Kasım 2012

Yapasım var


Yeni yıl geliyor ya, ondan bende ki değişme değiştirme telaşı. Önce evle oynamaya başladım, sonra blogda yaptım değişiklik, şimdi kendimle uğraşasım var.

Mesela saç rengimi falan değiştirsem, yahut eyeliner kullanmaya başlasam eskisi gibi. Tırnaklara da protez mi yaptırsam. Nedir bende ki bu değişim isteği yarabbim.

Dün doktora gittim. Yaraların iyileşmeye başladığını, ilaca artık gerek olmadığını, hiç bir şeyi kafama takmamamı  ve kremleri sürmeye devam etmemi söyledi. Uyuyamadığımı söylediğim için de bir uyku ilacı yazdı. 3 hafta da etkisini anca gösterirmiş. Bakalım ne olacak sonum.

Şu aralar gayet iyiyim. Annem 1 haftadır bende. Çocuklarla tamamen neredeyse o ilgileniyor. Mesela bugün 11:30'da uyandım. Ama sabah 6 idi uyuyabilmem. Bir de annem yokken bu saatler de yatıp 9 gibi uyandığımı düşününce nasıl sinirli ve yorgun başladığımı daha iyi anlıyorum güne.

Uyku herşey insan hayatında. Hiçbir zaman erken yatan biri olmadım ama en geç 1-2 de uyurdum. Sabahı görmezdim yani. Neyse bunu da düzene soktuk mu tadından yenmez işte o zaman günler.

Çocuklar sıkılmasın diye her gün bir aktivite yaptırıyorum onlara. Dün de el ve ayak izlerimizle geyik kafası yaptık. Bitsin, fotosunu öyle koyucam.

Hazır annem burada, hava güzelken aylardır gitmediğim şu salı pazarını bir ziyaret edeyim bakalım :)

26 Kasım 2012

Liste dediğin kafa bilançosu







































Aralık ayı geliyor, benin kafamda dünya kadar liste uçuşuyor. Evin ufak tefek dekorasyon eksiklikleri tamamlanacak, fotoğraflar bastırılacak, Buğra'nın doğum günü konsepti var daha bitirilmeyen, derin temizlik, örülmesi gerekenler, boyanması-tamir edilmesi gerekenler ...vs.

Bunları halletmek için önümde bir aylık bir zaman var. Yeni yıl hazırlıklarını saymıyorum bile. O başlı başına ayrı bir konu.

Birazdan doktor kontrolüne gideceğim. Bakalım ne durumlar hastalık, onu bir anlayalım.

Ruh halim gayet iyi, keyfim yerinde, sevdiklerimizle geçirdiğimiz vakitler enerji katıyor sanki bana. Dün kahvaltıya Şerife'leri davet etmiştim. Akşama kadar beraberdik. Onda iki, bende iki çocuk. Birbirlerinden sıkılana ve yorulana kadar oynadılar. Hatta bir ara çocukları kocalarla beraber oyun merkezine gönderdik. Bir kaç saat bize kaldı. Annem, Şerife ve ben. Kadın kadına sohbet, muhabbet, en önemlisi ise sakin bir ev ortamı ve elimizde örgüler. Pek seyredilesi, pek keyifli bir gündü hepimiz için.

Elime listemi hazırladım. Doktora gitmek için çıkınca bu listenin de bir kısmını halletmeye çalışacağım. Bakalım ne kadarını :)



24 Kasım 2012

DIY dediklerinden az biraz


Bunu geçen hafta yaptık kızımla. Yaptık derken bu köşe için böyle bir konsepti hazırlamaktan bahsediyorum tabii. Park dönüşü yoldan bulduğumuz dal da baya estetik durdu :)


Dıy mıy merak saldım bende furyaya. Evde ki eski kahverengi bir çerçeve ile eski yastıklı tepsimizi beyaza boyadık kızımla. Henüz bitmedi. Bitmiş halini de koyarız inşallah :)


Bu da anneanne den geldi. Annem kalaylatmış da sağolsun benim için

Paylaşıldıkça keyif verenler




































Çarşamba sabahı annem geldi memleketten. Gelirken de bir sürü taze-doğal mamalar getirdi. Teyzemler sağolsun tarhanadan, yoğurda, kanlıca mantarından, köy ekmeklerine kadar miss kokulu mamalar göndermişler.

Biz de kanlıca dedin mi akan kan durur damarda resmen. Deli oluruz. Değerlinin en değerlisidir. Az bulunur, çok sevilir. En güzeli de paylaşıldıkça lezzeti artar sanki.

Bu nedenle hemen perşembe akşamına Hakan'ları ve Nursen'leri davet ettim yemeğe. Annem, biz ve kardeşlerimiz. Masalar kuruldu, mamalar yerleştirildi. Herkesin buyur edilmesi ile şenlik başladı. Çorbadan önce mantara saldırıldı. İlk posta bitti ama ocakta bir yandan ikinci posta közleniyordu. Çorbalar içildi ardından ikinci posta mantar girdi devreye. Arkasından nohut-pilav ikilisi.

Turşuyu teyzem yapmış
Yoğurt köy pazarından falan değil haa, kendi elleri ile sağdıkları sütten yaptıkları halis muhlis ev yoğurdu
Tarhana desen yine onlara ait
vs vs.birsürü mama

Yemekler, sohbetler, çocuklarla danslar, çaylar, meyceler, patlamış mısırlar, bonibonlar :)
Özellikle bu soğuk havalarda evde ve ailenle beraber olmanın tadı başka güzel

Herkese mutlu hafta sonları diliyorum :)

21 Kasım 2012

Balık ekmek






İki hafta oluyordur herhalde. Dur bakiim, hıh 4 Kasımmış bostancıya indik balık ekmek yemeye. Begüm'ün bisikletini, bir yığın oyuncağı da sırtladık giderken. Önce balık ekmeklerimizi yedik, martıları ve yanımıza ilişen kediciği doyurduk, ardından sahil boyu kurulmuş olan parklar da oynadık. Hatta manuel salıncak da bile salladım onları :) 

Sahibi olan adamcağız çok komikti. Salıncağa kişi başı 2 lira diyor, 1 lira diyorum. O 10 dk diyor, ben boşveeer çocuk falan yok nasılsa deyip yarım saat sallıyorum ve sonunda gerçekten 2 lira veriyorum adama :)

Yere sermiş birkaç oyuncak satıyor. Havlayan,atlayan-hoplayan bir köpek beğeniyor Begüm ''anne ne olur alalııım''  diyor. Bunu duyan adamın ağzı kulaklarında. Ne kadar diyorum 10 lira diyor. Olmaz 5 lira diyorum. Abla Kayserilimisin sen diyor. Yoook Kastamonuluyum diyorum. Çok pis pazarlık ediyorsun da diyor, başlıyoruz hepimiz gülmeye. Kaçamı alıyorum 6 liraya :) 1 lirası da kocamın içinden gelmiş :)

Çaylarımız içiyoruz, çocukları oynatıyoruz, dönerken fındık fıstık nevaleyi de dizip evin yolunu tutuyoruz. Ardından salonun ortasına kocaman bir örtü serip başlıyoruz nevaleyi yemeye :)

Not : Fotoların kötü çıktığını biliyorum. Nedeni cep telefonu ile çekilmiş olması. Olsun atlamıyım, kayıt altına alıyım bugünü de dedim. İdare ediverin artık canım :)

20 Kasım 2012

Mandalina kabuğu


Onun elinden mandalinasını alıp sen soymaya kalkmayacaksın. Gıcık olur. 2 haftadır mandalina sever oldu ama şartı var. Kendi soyacak, kendi temizleyecek öyle yiyecek. Önce bir ısırık atıyor kabuğuna, delince sokuyor elini dişlediği yere ve soymaya başlıyor.

Nasıl tatlı oluyor bu halleri. Kendi işimi kendim yaparım düsturunda bu kerata. Malum anası gibi oğlak burcu. Minneti yok :) Heleki dur yardım edeyim falan dersen, anında elinden atar ve yemez. Onun yiyecekle arasına asla girmemek lazım. Garip ve özel bir huyu var.

Yemek yerken de , eğer sen yedirmeye çalışırsan inatla yemez. Sen hazırla masayı, koy onun da önüne tabağı, zaten önlüğünü almış hazır da bekler giydirmen için :) oturt mama sandalyesine, bırak. Dön sen kendi yemeğini ye, o da kendininkini. Muhatap olma ve asla bulaşma. Yoksa tabağın yüzüne bile bakmaz.

Büyüyorum diyor küçük bey bu hareketleri ile bize. Bakalım ne zamana kadar. Biraz daha büyüyünce ablası gibi yedirtmeye başlarsa kendine hiç şaşırmam ama.

19 Kasım 2012

Hafta sonundan kareler



Onlar birbirlerine aşık, ben de onlara


Saç baş dağınık, bildiğin ev hali işte. Bu halde asla foto çektirmem ama kızım makineyi kurup beraber foto çekinmek isteyince kıramadım :)Bu arada makineyi kendi kuruyor tabii


Laptopumun son hali. Zaten şarj yuvası problemli idi. Kapanıp duruyor, bir de üstüne küçük beyimiz tuşları çıkarınca dişsiz dedelere benzedi gariban laptopum :) sağlık olsun


Sıcak sıcak peynirli poğaçalarımız


Küçük hanım makinayı kurup kendi çekmeyi biliyor ya, öğle uykusundan uyanıp beni uyurken görünce içinden bu kareyi yakalamk gelmiş herhalde. Ciddi ciddi uyuyorum ben, fotolara bakarken farkettim bunu da :)


Capitol de oyun keyfi





Pazar günü kahvaltıya kayınvalidem geldi. Evde ki pazar neşesi tam oldu. Müzikler açıldı. Ma aile dansta :)


Beni de beni de diye tutturan bizim oğlan :)


Gülüşüne ölürüm sarı biçim benim


Pazar öğleden sonra da hadi ev keyfi yapalım diyerek patlattık mısırlarımızı, uzun zamandır Begüm'ün istediği kartondan kaleyi yapmaya koyulduk.


Aman aman uğraşmadık ama. Çünkü birkaç güne sıkılıp parçalarlar diye işlerini görecek şekilde basit birşey yaptık. Yapması da boyaması da keyifliydi. Begüm'le çok eğlendik. Henüz tam bitmedi. Bitmiş halini de sonra yayınlarım artık


Gece olur, çocuklar uyur. Benim ruh halim bunu ister. Neyi mi ! mum ışığında Pretty Womwn izlemeyi tabi.

Güzel bir hafta sonuydu. Aile olmak ne güzel :)

17 Kasım 2012

Sinema günleri


Geçen hafta cumartesi akşamı Nursen'le Evim Sensin filmini izlemeye gittik sinemaya. Bu sonbaharın sinema sezonunu açmış olduk böylelikle. Bu fil için uyarlama falan deniliyordu ama değil bildiğin birebir kopya. Bir kore filminden araklama. Orjinal filmin adı a moment to remember. Sözün özü araklama falan ama genel manada güzel yapılmış. Fahriye Evcen'in rolü abartılmış bence. 

Netice de biz ağlamaya gittik ve bildiğin salya-sümük ağlayarak çıktık. Bir ara arka koltuklardan hıçkırık sesleri falan geliyordu. Ne beklendiğine bağlı filmden. 


Sezonun ikinci sinema ziyafetini ise bu akşam sevgili ile yaptık kendimize. Twilight serisini tekrar tekrar izledim bu güne kadar. Acayip keyif aldığım ve mutlu olduğum filmlerden biridir bu seri. Her tür film izlerim.Acayip deli bir film koleksiyonumuzda vardır evde. Sevgili de benim gibidir. Aynı kafadan olunca filme doyamıyor insan.

Bu akşam kayınvalidem geldi, o baktı çocuklara sağolsun. BU son bölümüymüş serinin.  Üzülmedim derem yalan olur ama fazla uzatılınca da çok sıkılırım ben. Tadında bitirdiler sözün özü. Film şahane gitmek isteyenlere ve bu tarz film sevenlere şiddetle öneririm. Rahatlamış ve ağzım kulaklarımda çıktım sinemadan :) halada gülüyorum.

Hastalık bahane hayat şahane diyerek sonlandırıyorum bu yazımı da.Sevgiler :)

Not : Oğluşum klavyeden 7-8 harfi çıkardığı için yazmakta çok zorlanıyorum. Eksik-gedik yazdıysam kuru bakmayın lütfen.

15 Kasım 2012

Korkmalımıyım

Bir hafta önce başlayan, doktorun 15 gün ile 3 ay içerisinde geçer dediği bu ZONA hastalığı geçmeyi, bırakın gerilemeyi ilerlemeye başladı. Vücudumda farklı noktalara yayılıyor. Yanma, kaşıntı tamam da, ağrıya dayanamıyorum. En şiddetli diş ağrısını, insanın, vücudunun sol tarafında hissetmesi ne garip. Vücudun da böyle ağrılar yaşayabileceğini bilmezdim. Kırık, çıkık, incitme ola neyse, yara bu ya, bildiğin yara :(

Neden geçmek yerine ilerliyor, kafaya da takmamaya çalışıyorum ama anlamadım.

Çocuklarla daha  da zor. Rabbim beterinden sakınsın demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Acı çekiyor olmak bile acı veriyor ya insana. İşte insan tam bu noktada acıyor kendine

Not : Fotoğraf netten alıntıdır. Bende ki de aynen bu durumda şu anda. Daha fazlasıyla :(

13 Kasım 2012

Nursen'in doğum gününden kareler














Kasımın ilk haftası kayınvalidemlerde Nursen'in doğum gününü kutladık. Tabi biz büyüklerin doğum günleri; bir pasta ve hediyeyle oluyor. Öyle çocuklara yaptığımız gibi teferruatlı değil yani :)

Aile olmak, ailece yaşayabilmek çok güzel. Kıymetli şeyler bunlar. Hele ki böyle özel günler de ayrı bir tadı oluyor hep beraber olmanın.

Nice mutlu senelere. Yakında Nursen'de bir blogger olacak. Sonunda onuda ayarttım :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...