25 Ekim 2012

Tüm İslam aleminin kurban bayramı mübarek olsun

Bu bayram daha bayram havasında geçecek sanırım bizim için. Semoş'um bayram tatili için burada. Şirin yengeler İskenderun'dan İstanbul'a kesin dönüş yaptılar dün itibari ile. Kalabalık bir bayram geçireceğiz Allah'ın izniyle bu sene inşallah.

Bayram alışverişleri yapıldı. Ben değil Semoş halletti bu sene :) Begüm'le iyi ikili oldular alışveriş konusunda.
Bayram temizliği üstün körü de olsa yine de yapıldı işte :)
Kolonya, şeker, çikolata üçlemesi de tamam.
Biz hazırız, haydi bayram coşkusuna :)


18 Ekim 2012

İçimi dökmem lazımdı







Uzun bir süredir, çorap söküğü gibi ardı arkası durmayan aksilikler yaşıyoruz ailece. Örneğin; Begüm'ün son zamanlarda ki sakarlıkları, benim Buğra'nın doğumundan sonra hala kendime gelememiş, depresyondan kurtulamamış olmam ve bu sebeple hiç bir şeyin, hiçbir koşulda artık beni mutlu etmiyor olması, iki hafta önce Orhan'ın işten çıkarılmış olması, borçlar-harçlar derken boğulacakmış gibi hissediyorum artık kendimi.

Her şey değişiyor biliyorum, her şey bir şekilde kendi yolunu buluyor ve çözülüyor. Başladı bile diyebilirim. Orhan işe girmek yerine iş kurmaya karar verdi ve Allah'ın izniyle attı bunun ilk adımlarını. Çocuklar zaten büyüyorlar ve günden, güne doğal olarak değişiyorlar. Değişmeyen tek şey benim halim. Bekliyorum. Netten okuduğum kadarı ile bu sıkıntı hali 1 hafta ile 1 ay arası sürüyorsa geçici bir sıkıntı, 1 aydan fazla sürüyorsa depresyonmuş. Benim ki 2 yıldır sürdüğüne göre ben kesin doktorluğum artık :) şaka bir yana gitmem gerek gerçekten doktora. Artık üstesinden gelemiyor kendimde ki çelişkili gelgitlerin.

Geçen, Orhan ''sana nasıl yardımcı olabilirim söyle, problem ne çözelim''dedi. Ben de hıh işte tam da sorun burada, sana söyleyebileceğim çok şey olduğu gibi söyleyemeyeceklerim var. Nedenini benim de bilmediğim hissiyatlar.

Asıl gördüğüm ''yalnızlık'' bütün bu dünyayı başıma yıkan. Ailesizlik, arkadaşsızlık, işsizlik, sosyal hayatsızlık (ki bu ara biraz hareketlendirdik ama :)) vs.

Kötü olan güzellikleri ve hayatında oluşan olumlu şeyleri de göremiyor insan böyle olunca. Hani kelin merhemi  olsa başına sürer diye bir söz vardır ya. Başkaları söz konusu olduğunda, iyi bir dinleyici ve yol gösterici olabiliyorum (nacizane) ama kendime bir türlü gösteremedim çıkış yolunu. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş, benim ki o hesap. Söküğün ucu başı belli değil.

Yaa herşeyi geçtim insan evladını mutlu etmek ve mutlu görmek istiyor be. Anne-baba olarak önce ben demeli. Önce can, sonra canan demeli. Bak işte; kocaydı, çocuklardı, evdi derken kendimden ve bana ait olan herşeyden vazgeçtim. İyi mi oldu peki ! hayır beterin beteri oldu. Yalnız, mutsuz, kendi anları olmayan bir kadın oldum. Netice de ben kendim olmaktan çıktım. Sadece anne oldum. Kendine yetemeyen, kendini mutlu etmeyi beceremeyen bir insan nasıl başkalarını mutlu edebilir ki!

Böyle dengesiz bir ruha sahip olan anne-baba nasıl bir örnek olur çocuğuna. Dengesiz bir örnek olur ancak. 3 dakika önce koltukların üzerinde müziği sonuna kadar açıp çocukları ile çılgınca dans eden anne, 3 dakika sonra off yoruldum yeter der ve ardından ne olur anne geeel, diyen kızına basar fırçayı. Bu dengesizliğin en basit örneğidir.

Bir çıkış yolu bulabilmek adına kendimi bazı yeni şeylere veriyorum. Yakında haber edicem herkesi. Ama ne kadar başarılı olur bu benim için, nasıl bir sonuç verir işte orasını kestiremiyorum.

Depresyonda olduğuma nasıl karar verdim derseniz;

İstediğim bir şeye sahip olmak bile beni mutlu etmiyor.
Sabah 5'lere kadar uyuyamıyorum. Günlük uykum 3-5 saat.
Korkular ve halüsilasyon çok fazla
İnsanlardan çok korkar oldum. Çocuklarla, oturduğum semtin dışına asla tek başıma çıkmıyorum. Ya biri yanımdan kaçırırsa çocuğumu diye.
Aynı pijamalarla sabahtan-akşama, akşamdan sabaha kadar dolanabiliyorum.
Çocuklarımı çok sevmeme rağmen içimden onlarla birşeyler yapmak gelmiyor. Parka gitmek, oyun oynamak gibi.
Yemek di, ev işleriydi zul gelir oldu.
Çok sigara içiyorum.Eskiden 5-6 tane iken şimdi günde bir paket.
Nefes alamıyorum. Ya da öyle hissediyorum.
Kimseye tahammül edemiyorum ama asla bunu onların yüzüne söylemiyorum veya hissettirmiyorum.
vs vs vs
Deliriyorum işte deliriyorum.
Bu aralar kendime ''bugün ölsem gözüm açık gitmem diyorum''. Bu dünya öyle gereksiz geliyor ki. Sanki aslında ben öbür tarafta olmalıymışım da yanlışlıkla buraya düşmüşüm gibi kendimi buraya ait hissetmiyorum.
Kimseye güvenmiyorum, kendime bile.

Peki bütün bunları yaşıyorum da ''NEDEN'' bunu bilmek istiyorum.

Özünde; hayatım boyunca maddi-manevi çok büyük sıkıntılar çekmiş ama birinde bile şikayet etmemiş, rabbim sevdiği kullarına çektirirmiş diyerek kendini avutmuş, hep neşeli, hep gülen, küçücük şeylerden mutlu olan, bağıra bağıra şarkı söyleyen, leziz yemekler yapma peşinde koşan, takı yapmaya bayılan, kitap okumaktan nefret eden, kır-çimen gezen, gülen-güldüren, etrafında ki herkese yardım eden, ailesine ve dostlarına karşı vefalı olan, ne istediğini tam olarak hiçbir zaman bilmeyen ama eline geçenle hep mutlu olmayı başaran bir insandım ben eskiden ne oldu. Nerede bıraktım kendimi.

Ben yürüyordum, 20'li yaşlardaydım, buralara ne zaman vardım. Ne çok şeyi sorgular oldum.

Hala şükür ederim ama şikayette ederim artık. Artık, özümde olan benden, eser kalmamış görüyorum ki.İşte bu benim canımı yakan. Peki neden di o zaman hayatım boyunca katlandığım tüm o acılar. Hak ediyor olmalıydım artık istediğim gibi bir hayatı yaşamayı. İşte sorun tam bu notada. Ben ne istediğimi bilmiyorum arkadaşım. Rabbim ne versin.

En büyük özelliğim, kolaylıkla karşımdakilerle empati kurabiliyor olmamdır. Çocukluğumdan beri bu hep böyledir. Garip olanı ise, ben çocukluğumdan beri kendimle de hep empati kurardım. Hani çocukların hayali arkadaşları olur ya, benim yoktu. Gerek de yoktu.Çünkü birşey olduğu zaman hemen ruhum sanki bedenimden çıkıp karşıma geçer ve eleştirmeye başlardı. Şu şundan, bu bundan dolayı diye kendimi eleştirir, eleştirir sonra doğru olana karar verirdim. Ben hep kendi kendimi dinledim.Ben hep başkalarını kırmaktan korktum. Ne gerek var, üç günlük dünya diyerek kıyamadım kimselere. Ama öyle bir kıydılar ki bana anlatamadım kimselere. Sadece güçlü durdum karşlarında. Güçlü olmadığım halde, güçlü durdum. Durmak da zorundaydım.

Bu yüzden demiştim ya karşısındakilere kıyamayan kendine kıyıyor demektir diye. Ben bunu bu yaşıma kadar böyle yaşadım. Yaş 35, şairin dediği gibi, yolun yarısı. Bundan sonrasını pek de böyle yaşama taraftarı değilim artık  ama insan hamuru nasılsa, öyledir. Hayat değişir, insan da değişir. Değişmeyen tek öz'dür. Özümüz değişmez.

Ben ne anlatıyorum, niye anlatıyorum bilmiyorum. Fotoğraflar bugüne ait. Kahvaltı sonrası aldım çocukları doğru parka. Yine gidesim yoktu ama kendimi ittire kaktıra çıkardım dışarı işte. Biraz spor aletlerinde oynadık, biraz çocuk parkına gittik orada oynadık, biraz bisiklete bindiler. Yol boyu hem Begüm'ün koca bisikletini taşıdım, hemde Buğra beyefendiyi arabasıyla.  Yanımda yine abur-cuburlar, elmalar, armutlar. Parkta soy soy yedir. Eve gel, banyo yaptır, yemeklerini yedir uyut. Onlar uyuyor, Orhan işlerinin peşinde dışarıda zaten sabahtan beridir, bense işte biraz dert yandım bloguma. Görevler beni bekler :(

17 Ekim 2012

Huysuzlar kralı


Çok haytasın çoook. Ne yapıcam ben seninle bilmiyorum. Dediğim dedik çaldığım düdük inadın canıma ot tıkıyor. Hani şu yakışıklılığın ve sevimliliğin olmasa ne yapardık acaba :)

Oğluşum, canım, sarı biçim benim. Öyle çok seviyorum ki seni öpe öpe, mıncıra mıncıra bitiremiyorum. Allah'tan ablanda bizim kadar çok sevdiği için kıskançlık yapmıyor ama tabi yine de dikkat ediyoruz dimi oğluşum onun yanında.

Haylazsın, elinin ayarı yok. En ufak şeyde, örneğin; istediğin bir şey yapılmazsa yahut sana verilmezse, elin havada, karşında kim varsa vurmak için koşturuyorsun. İçimde kalacağına dışımda kalsın düsturu hakim sende. Ama bu efeliklerin sadece bizim ev ahalisine söküyor. Başkalarına yapamıyor, aksine tırsıyorsun. Zeynepece, Öykü, Baran ve diğer çocukların yanın daha tırsak hareket ediyor hemen bana sığınıyorsun. Bize yaptıklarını asla başkalarına yapamıyorsun.

Obursun, çöp versem yersin, o derece yani. Ama sende asla ablan gibi peynir yemiyorsun.

Hala konuşamıyorsun. Bana anne yerine emme diyorsun. Baba'yı yarım yamalak söylüyordun, birde orda yerine o da diyebiliyorsun. Hepsinde olduğu gibi konuşmada da gecikeceksin anlaşlan. Umarım tuvalet konusunda aksine kolaylıkla öğrenen bir çocuk olursun.

3 aydır emmeyi bıraktın. Artık emmiyorsun. Allah'tan inek sütünü sevdin. Sevmeseydin yanmıştık. Ben bıraktırmadım emzirmeyi sen kendin bıraktın. Ama bazen hala yanıma gelip, sarılıyorsun bana ve kokluyorsun. Süt kokusu mu arıyorsun ne :)

Geceleri sadece emziğin düştüğünde o da genelde bir kez uyanıyorsun.

Gezme delisisin. Sabah uyanıyorsun, senin altını değiştirip, üstünü giydiriyorum. Mutfağa girip kahvaltı yapmak yerine ayakkabılıktan ayakkabılarını alıp yanıma geliyor, ııhh ıııhhh diyorsun bana. Yani giydir diyorsun. Olmaz deyince de o cırtlak sesinin ayarını sonuna kadar açıyor, ağlama ve çığlık eşliğinde beynimin canına okuyorsun.

Ben kahvaltı hazırlarken abur cubur çekmecesine dalıyor eline geçeni yemeye çalışıyorsun. Çekmece ağır olduğu için açamıyor benim yerime Begüm'den yardım istiyorsun. Ben açmam ya :)

Misket delisi oldun. Her yerden misket çıkıyor senin yüzünden. Oyuncaklarla çok oynadığın için gereksiz dağınıklık yaratıyorsun.

Asla birinin ağlamasına dayanamıyor, hemen yanına gidip ya yanağını uzatıyorsun öpmesi için, ya da elini. Böylece ağlamaları geçicek sanıyorsun. Geçiyor da aslına bakarsan senin bu güzel davranışın sayesinde.

Paylaşımcısın ama ablan kadar değil

İnatçısın en az benim kadar. Malum ikimiz de oğlak burcuyuz. İleride ne yapıcaz bakalım bu inat meseleleri karşısında. Bir ip de iki cambaz oynamazmış, bir ipte iki keçi nasıl oynacak :)

Su gibisin annem, öyle tatlısın ki öptükçe öpesim geliyor. Hele uykun gelince kendine eee eee çekmeye başlıyorsun ya bitiriyorsun bizi.

Yemeğini kendin yemeği seviyorsun. Sadece çorbaları benim içirmeme izin veriyorsun. Geri kalanları döke saça kendin yiyorsun.

Halıya bir kırıntı döküldüyse eğer anında mutfağa gidip hemen gırgırı alıyor ve başlıyorsun gırgırlamaya. Temiz olma özelliğini çok seviyorum.

Uzun süre aynı şeyi yemeyi sevmiyorsun ama etrafta sürekli yiyecek bulunmasını istiyorsun. Bir saat içerisinde, pudingle başlayıp, fındık fıstık, ardından haşlanmış mısır, ardından bisküvi ve yine ardından muz yiyerek rekor kırabiliyorsun. Yemek öğünlerini saymıyorum bile zaten. Ama şu 2 haftadır, üst azı dişlerin çıkmaya çalışıyor bu yüzden iştahın biraz sekteye uğradı tabi :) ne kadar uğradıysa artık :)

Hiç susmayan, evde sürekli ses çıkaran, iyi ki 2 çocuk yapmışız dedirten, o çocuk sesleri ile bazen yoran bazen şenlendiren ama yüreğimize hiç bir şeyden alamayacağımız bir sevgi veren, iki varsınız dedirten çocuklarsınız siz.

Seni ve ablanı, öğle çok seviyoruz ki bebeğim. Mutlu olun, huzurlu olun, sağlıklı olun ve en önemlisi yavrum hep inançlı olun.

Ömrümüzün en güzellerisiniz siz

16 Ekim 2012

Kızıma nasihatlar



Başka bir şey var senin senin huyunda, suyunda, hamurunda. Bedeninden büyük bir yüreğe sahipsin. Canını acıtırlar, sen karşılık vermezsin. Canının nasıl acıdığını bildiğin için ''ama anne bende öyle yaparsam çok canı acır''diyorsun bana. Kızım uyardığın halde insanlara bir şeyleri anlatamıyorsan, sana yaptıklarının aynısını yap ki işte o zaman o da yaşasın ve bilsin ki bu gerçekten çok can yakıyormuş ve yapmasın. Ama sendeki yürek kıyamıyor kimselere. Rabbim hamur gibi yumuş yumuş bir yürek vermiş sana.

Narinsin, güzelsin, sevimlisin, terbiyelisin sen bir sürü şeysin. Ama en önemlisi benim yüreğime güç veren bir meleksin. Üzüldüğümde; biraz dinlen annecim diyen, ağladığımda; ağlama annecim bak ben yanındayım ve senin en iyi arkadaşınım diyen, sinirlendiğimde; gel kardeşim annemiz bugün biraz sinirli deyip kardeşini kaptığın gibi odana götürüp orada oynatan, ben mutluyken benden daha çok mutlu olan, neşesi hiç bitmeyen bir meleksin annem sen.

Seninle olmak, seninle koyun koyuna uyumak, kokunu duymak hiç bir şeye değişilmez. Hele ki çok yorulup yatağa yığıldığımda pıtır pıtır yanıma gelip yağa girmen ve annecim sana masaj yapayım mı deyip beni rahatlatman. O minnacık ellerinle yaptığın masajı asla unutamam ben senin.

Çok hızlı büyüyorsun. Abla oldun evet ama sen hala minicik bir çocuksun meleğim. Ev di, işler di, Buğra'y dı derken seninle layıkı ile ilgilenemiyor olmak, hele ki böyle bir dönem de yüreğimi tırmalıyor. Kreşe gitmiyorsun. İstemiyorsun beni bırakmayı. Sürekli bahaneler uyduruyorsun ama en sonunda bana ''ben gidersem sen çok yalnız kalırsın ve çok sıkılırsın. Hem de beni çok özler ve üzülürsün ''dedin. Bu sözlerin senin kreşe gitmemekte ki gerçek nedenin olduğunu bilmek beni daha çok incitiyor. Bir çocuğun annesine ihtiyacı olur ve bir anne çocuğu için böyle şeyler düşünür. Biz de ise bu ters işte. Sende ki bu olgunluk korkutmuyor değil diğer yandan beni.

Kimseye kıyamamak kendine kıymak demektir. Ben hayatımı bu felsefe üzerine ve bu şekilde yaşadım, yaşıyorum da. Senin böyle olmanı istemiyorum aslında. Seneler sonra birden yorulan ve aldığı nefesten dahi dolu dolu keyif alamayan bir insan olursun. İnsan doymayan bir yaratıktır. Ne verirsen ver alır ve daha fazla der. Sen insanları 40 gün sırtında taşırsın 1 gün indirirsin senden kötüsü olmaz. Hep iyi olunca, yapılan en ufak yanlış gözden düşürür seni. Hep iyi, hep güçlü olmamak lazım. İçinde bulunduğun hayatı olduğu gibi yaşamak lazım kızım. Üzme de, üzülme de annem.

Son 3-4 aydır her gece kabuslar görüyorsun ve 2-3 kere ağlayarak uyanıp yanıma geliyorsun. Anlatmıyorsun da ne gördüğünü. Geçenlerde zorla anlattırdım sonunda sana. Bana '' anne sen görünmez oluyordun ve ben sana ulaşamadım''dedin. Neden böyle hissettin, neden böyle rüyalar görüyorsun bilmiyorum ama bunun benden kaynaklı olduğunu tahmin ediyorum. Benim yaşadığım gelgitler, sende ters etki yaratıyor. Asla istemiyorum korkan bir insan olmanı. Malum annen yalnız bile kalamıyor evimizde, bunları yaşayan bir anne olunca asla evlatların senin gibi olsun istemiyorsun.

Rabbim sana dünyanın en büyük güzelliklerini yaşatsın, hayatın boyunca kötülük nedir yaşama inşallah annecim.

Sana dair ; Hala R ve L harflerini söyleyemiyorsun. Y diyorsun onların yerine de. Saçların yine uzadı ve yine lülelerin olmaya başladı. Tırnaklarını yiyorsun ve bıraktıramıyorum. Malum benim de aynı şeyi yaptığım düşünülünce bırakman daha zor  oluyordur. Her gece hala bilmem kaç tane kitap okutuyorsun bana uyuyabilmek için. Nutella ve tost delisi oldun. Bıraksam yemek yerine tüm öğünlerini bunlarla doldurursun.Kardeşinle çok iyi anlaşıyorsun ama onun sürekli vurma eylemlerine karşılık vermemen ileride senin için sıkıntı doğuracak bunu sana anlatamıyorum. Sürekli tatile gitmek ve gezmek istiyorsun. Aktivite yapmaktan içim dışıma çıktı, hergün yeni bir taleple geliyorsun karşıma. Oyuncakların pek oynamıyorsun, onun yerine dergilerin, boyama kitapların ve kitaplarınla vakit geçirmeyi daha çok seviyorsun. En çok da arkadaşsızlıktan yakınıyorsun ki bu ikimiz içinde çok sıkınlı bir durum gerçekten.

Seni çok ama çok ama çoooooooook seviyorum ömre bedelim.

15 Ekim 2012

MFÖ konseri

12 / 10 / 2012










Cuma akşamı beyoğlu Jolly Joker Balans'da MFÖ konserini izlemeye gittik sevgili ile. Kayınvalidem sağolsun  çocuklara baktı. Bu sayede başbaşa geçireceğimiz güzel bir fırsatı daha yakalamış olduk. Önce Nevizade'de bir mekanda oturup keyif yaptık. Ardından konser saati gelince mekana gittik. 1 saat kadar bekledikten sonra MFÖ o birbirinden güzel şarkıları ile coşturdu tüm kalabalığı. Öyle iyi geldi ki. Sesim kısılana kadar bağıra bağıra eşlik ettim tüm şarkılara :)

Eve döndüğümüzde saat 2:30 civarıydı. Çocuklar inat gibi saat 12 civarı anca uyumuşlar. Kayınvalidemi baya bir yormuşlar. 

12 Ekim 2012

Maritim Club Alantur (Temmuz tatili)









Mayo durmadı tatil boyunca o pamuk toto da. Sürekli çıkarıp attı, cıbıl cıbıl dolandı durdu. Edepli çocuk vesselam, kapatıyor ama :)


Gül kızım deveyi görünce binmek istedi. Önce olmaz dedim. Malum elbise var üzerimde. Görevli adam abla örtü ile kapatırız deyince okey dedik artık. Ya Allah Bismillah attık kendimizi devenin üstüne. Çok keyifliydi ama çok :)



Güzeller güzeli meleğim, biricik fıstığım. Ömrümde aldığım ilk bebek kokusunun sahibi seni çok seviyorum ablası





Pinpon






Deniz kenarında oynadılar ama hiçbir şekilde denize sokamadık yaramazları. İkisi de korkuyor.



Karpuz manyağı diyoruz ona biz. Tatil boyunca deli gibi karpuz yemişti.


Annem annem :)


Uykuya dayanamayan güzellik sandalyede böylede uykuya geçti.



Animasyonları izlemekle yetinmeyip attı kendini sahne kenarına :)




Buldu fıstık gibi bir kız arkadaş kendine orada da :)






Golf delisi, orada bile buldu kendine.


Başardım anne bak :)




41 kere maşallah annem sana. Seyretmeye doyamam ben seni. Ömre bedelim :)


Çiçek perisi gibisin gül kızım


Önceden öğretmiş olmanın avantajını yaşadık azda olsa . Kızımla oynadık güzel güzel



Allah'ım nedir benim haytadan çektiğim. O pipiyi tutamıyor bezin içinde. İlla çıkacak kenardan köşeden. Gene kurcalıyor haylaz :)


Foraaaaaaaa :)


Karpuzkolik




Zilli seni















Haziran sonu 3 hafta Afyon'da Semoş'da kalmıştık. Annem'de Kastamonu'dan oaraya gelince, e hep beraber kadın kadına bir tatil yapalım dedik ve 5 günlüğüne Alanya'ya gittik. Güzel, keyifli bir tatildi. Anne, çocuk, torun, 3 nesil beraber. Erkekleri almadık tabi :)  Otel gayet iyiydi fakat 5 yıldızlı olmasına rağmen bana göre en fazla, hatta fazla fazla versem 4 yıldız anca verirdim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...