27 Ocak 2012

Begüm ve boyama














Boyama yapmayı çok seviyor. Sulu, kuru, pastel, parmak her türlü boyayıda. Tuhaf olan karakterlerin, ya ince ayrıntılarını boyuyor, yahut da tamamını tek renge. Özellikle siyaha komple boyamayı seviyor. Diğer renkleride kullanıyor ama genelde siyah oluyor yaptığı boyamalar. Örnekli boyama kitaplarından, sevdiği çizgi film kahramanlarına kadar yığınla boyama kitabı var. Birkaç tanesini yayınladım. Geneli bu fotoğraflardaki gibi boyanmış.

Önceleri bak kızım bunun şurasını ve bu renge, bunun burasını bu şekilde gibi öğretmeye çalışıyordum. Sonra vazgeçtim. Çünkü hayal gücü onu neye sürüklüyorsa, içinden ne geçiyorsa öyle yapsın istedim ve günden güne değişir oldu boyama stilleri.

13 Ocak 2012

Büyüyorsun oğlum





Gönlümün güneşi oğlum. Sarı sarı, ışıl ışıl oğlum benim.

12 ay, seninle dolu dolu geçen tam 12 ay. Çok tatlı bir bebeksin meleğim. Acayip sevdiriyorsun kendini. Çocuk sevmeyen bir insan bile senin yanında çocuk düşkününe dönüyor. Her gün yeni bir hareketle şaşırtıyorsun bizi.

Sana dair notlar oğlum;

  •  Son bir aydır isteğin herşeyi işaret parmağınla gösterir oldun.
  • Ablana dirlik vermiyorsun. Ona hangi oyuncakla oynarsa gidip onu almaya çalışıyorsun elinden ve eğer vermezse basıyorsun o tiz ve çatlak sesinle yaygarayı. Alana kadar da pes etmeden ağlıyorsun.
  • Ymek yemeyi, daha doğrusu ne bulursan yemeyi çok seviyorsun ablanın aksine. Yani şu yemek meselesinde kardeş olduğunuza inanamaz insan. Senin çok sevdiğin şey ablanın köşe bucak kaçtığı şey.
  • Çarşamba akşamı ilk kez eline peçeti alıp ağzını sildin. Yalnız olsam ve birine anlatsam inanmazdı beki ama Allah'tan yemek masasında ve misafirlerimizin yanında yaptın. Yetmedi ikinci kere sildin ağzını, nasılda hoşumuza gitti bu hareketin. Şaşırıp, ardından seni alkışlayınca pek hoşuna gitti. Zaten en sevdiğin şeylerden biridir alkışlanmak.
  • Son bir haftadır pek bir kek düşkünü oldun. Senin yüzünden evden kek eksik olmaz oldu. Sen ye yeterki anne hep yapar bitanem.
  • Salı günü 1 yaş aşılarını oldun. Feci yaygara kopardın ama 2 dakika sürdü yaygaranın süresi.
  • Sıralıyor, ellerinden tutunca istediğin gibi yürüyor ama henüz kendi kendine yürüyemiyorsun.
  • En çok ablanın golf oyuncaklarını seviyorsun. Elinde golf sopaları, emekleye emekleye bir golf oynayışın var ki harika.
  • Sesim bir ton yükselse yahut Begüm'e falan seslensem evde hemen ağlıyorsun. Çok alıngan, çok yufka yürekli bir bebeksin.Acayipte nazlı. Asla sana kızılmasına izin vermiyorsun. Öyle bir ağlıyorsun ki, insan sana kızmaya korkuyor.
  • Çok hazylaz oldun. Nerede, çekmece, dolap var hemen açıp ne var ne yok boşaltıyorsun. Dayanıklısın ama. Mesela çekmeceye elin sıkışıyor ince bir inleme sesi geliyor senden. Yyagara koparmıyorsun.
  • Müziği pek sever oldun. Müzik duyar duymaz başlıyorsun yerinde oynamaya.
  • Uyumak için hala kendini ayakta sallatıyorsun. Ablanı hiç sallamamıştık. Obir haftada kendi kendine uyumayı öğrenmişti ama bu sende olmuyor. İnatla sallanarak uyumak istiyorsun. Önceden olsa kurallarımı çiğnemez senide zorla alıştırırdım. Ama şimdi sadece size doymaya ve mümkün olduğu kadar sizi mutlu etme çalışıyorum. Kurallar artık umrumda bile değil. Sen yeterki mutlu mutlu uyu meleğim.
  • Gündüzleri iki kere uyuyorsun. Uykuyu pek sevdiğin sölenemz. Hele bu hastalıklardan dolayı akşamlarıda 11'lerde falan yatar oldun. Hoş öğlen anca uyanıyorsun, bu yüzden kasmıyorum.
  • Bensiz durmuyorsun, oyuncakla bile oynasan illaki bende o oda da olucam. Eğer odadan çıkarsm hemen peşime takılıyorsun.
  • Azıcık üzgünsem, durgunsam veyahut da kızgınsam hemen alnını uzatıyorsun öpmem için. Daha şimdiden pamuk gibi bir yüreğin olduğu belli oğlum.
  • Hiç bir yerde oturup şöyle 10 dakika oynamazsın mesela. Kurtlu gibisin. Senin bütün gün sergilediğin bu hareketliliği ben sergilesem pestilim çıkar herhalde.
  • Uykun geldimi kimseyi görmez gözün. Stadyumun ortasında bile olsan salladıkmı uyursun. Bu huyunu seviyorum. Ama ortamda çocuk varsa işte o zaman imkansız :)
  • Altını değiştirirken kaçıyorsun. Çünkü tekrar giydirmemi istemiyorsun. Seviyorsun çıplak olmayı.
  • Banyo yapmaya bayılıyorsun. Özelliklede kafandan akan sularla oynamayı. Banyo bitince hemen ağlıyorsun. Orda kamak istiyorsun.
  • En sevdiğin yiyecek yoğurt. Ona asla hayır demiyorsun. Tabi çok ekşi değilse. Muzla pek aran yoktu ama dün ilk kez ısıra ısıra yedin bir muzun yarısını.
  • Kendin gibi bebekleri çok seviyorsun. Öykü ile veya Baran'la bir araya gelince çok mutlu oluyor onların peşinden ayrılmıyorsun.
  • Dayanıklısın. Canın acıtan durumlar olduğu zaman bir iki saniye inliyor sonra hemen normale dönüyorsun.
  • TV izlemeyi pek sevmiyorsun. Sadece Mickey farenin club evine bayılıyorsun. Ona öyle bir konsantre oluyorsun ki gözün beni bile görmüyor. Tabi bende bu fırsatı değerlendiriyorum yani :)
  • Yemek ayırdetmiyorsun. Eğer açsan herşeyi yiyorsun.
  • Uyurken kendine eeee yapıyorsun. Bir yandan uyku müziğin çalıyor, diğer yandan sen eeee çekiyorsun. Sonra benimde söylememi istiyorsun.
  • Begüm'e deli oluyorsun. Ablan kreşten dönünce hemen kapıya hızla emekliyor önce onun bacaklarına dolanıyorsun. Birbirinize sarılıyor , sonra doğruca ablanın okul çantasını karıştırmaya başlıyorsun.
  • Yere yastık attığımız zaman kafanı koyup, poponu sallayıp eee çekiyorsun kendine.
  • Elindeki yiyecekleri paylaşmayı seviyorsun. Bazen de oyun yapıyorsun. Bize uzatıyor, yedirecek gibi yapıp sonra hooop kendi ağzına atıyorsun.

Oğlum çok renkli bir kişiliğin var. Sandığımdan daha yufka yürekli ve sevgi dolu bir bebeksin. İki çocuğumun birbirinden bu kadar farklı özelliklere sahip olacağını hiç düşünmezdim. Kardeş dediğin birbirine benzer diye düşünüyor insan ama öyle değil.  İkinizide öyle çok ama öyle çok seviyorum ki, bunu ilerde bu satırları okurken daha iyi anlayacaksınız oğlum.


 

Holde mini disko :)

video


Dün akşam çocuklar tam anlamıyla çozuttu. Hangi oyuncağı çıkarırsam çıkarayım doğru dürüst oynamadılar. Sürekli peşime takılan iki haşarı ile uğraşmaktan bunalınca, topladım holdeki halıyı. Getirdim en sevdikleri müzikli, hereketli oyuncakları, hepsini aynı aynda çalıştırdım.

Begüm ''annnneeee'' diye sevine sevine geldi. Ardından Buğra emekleye emekle hızla peşine takıldı. Kambersiz düğün olmayacağı gibi anneannesiz oyun olmaz diyerek annemde katıldı, costu hepsi birden. Hol bir anda, bütün oyuncakların ışıklı olması nedeni ile mini bir diskoya döndü. Eğlendiler ve değişik geldi onlara. Bende böylelikle bir nebzede olsa peşimde kimse olmadan hallettim işlerimi.

Çok eğlenceliydi ama çooookkk. Bayılıyorum ben bu oyuncaklara zaten :)

10 Ocak 2012

Anneanne anıları



Dün sabah kahvaltıda annem, anneannem ve ben hem kahvaltı yapıyor hem de sohbet ediyorduk. Annem Begüm'e hiç kıyamadığı için ne derse yapıyor, onu şimartıp tepesine çıkarıyor. Bazen hatalı bir şey yaptığında kızdığımız zaman ise hemen ona kucak açıyor. Bu da Begüm'ün iyice şimarmasına neden oluyor. Anne böyle yapma dememe rağmen yapıyor. Anneannem işte tam da bu konu üzerine, çocuğa biri kızınca öbürü tutmayacak. Yoksa yüzgöz olur anayla-babayla dedi.

Konu konuyu açtı. Sordum, siz nasıl büyütüyordunuz diye. Ahhh kızım, nerde sizdeki imkanlar.

İlk bebeğini tarlanın ortasında kendi başına doğurmuş. Ağacın dalına tutuna tutuna. Sonra göbeğini taşla kesmiş. Vura vura. İç eteğinden parça koparıp bebeğini ona sarmış. Emzirmiş ve eve götürüp beşiğe koymuş. Sonra ne mi yapmış? gerisin geriye doğruca tarlaya, hasıl zamanı olduğu için tırpana. O yeni doğurduğu bebeği öylece evde tek başına beşikte bırakıp gitmek zorunda kalmış. Hemde yeni doğum yapmış bir kadın olarak kanaya kanaya.

Zordu hayat çok zordu kızım diye anlatıyor. O hasıl zamanı günlerce sabah emzirip hasıla gitmiş, öğlen gelip bebek sağmı diye kontrol edip emzirip tekrar gitmiş. Neden evde yalnız bırakıyordun anneanne diye sordum. Napıcan kızım. Sırtına sarsan hasılın tozuyla hasta olur bebek. İşte bitmez öyle. Yeni gelinim zaten, köylü dağnıyor (yani eleştiriyor) hasıl zamanı bebekle uğraşılmaz diye. Gidiyorduk mecburen. ''Ağlamıyormuydu peki'' diye soruyorum, ''ağlamazmı, eve geliyorum bebek ağlamaktan mos mor olmuş. Emzirip tekrar gidiyorum'' dedi.

Sonrasında anlatmaya devam etti. Bir gün öğlen yine geldim eve, birde baktım kedi bebeğin ağzına yatmış. Bebek mosmor olmuş. Nefes falan almıyor. Kediyi tuttuğum gibi fırlattım. Bebeğimi kucağıma aldım. Doğruca köydeki hocanın evine gittim. Daha kapısına gelir gelmez, öksürdü, kan kustu, kendine geldi yavrum. Hoca okudu. Sonra günlerce başını beklendim, iyilendi dedi.

İkinci bebeğini doğurduktan sonra, yine yaz zamanı. Yine hasıl zamanı. Bebek hastaymış. Onuda harmana götürmüş ve ekin yığınlarının dibine koymuş. Samanların hemen üstüne. Tırpan yapmaya tarlanın ortasına gitmiş. Birden ses gelmiş. Koşmuşlar. Ekin yığını rüzgarla dağılmasın diye 4 yanına uzun tomruk konur bizde. İşte bu tomruklardan biri bebeğin göğüs bölgesine doğru düşmüş. O gün yavrusunu alıp eve dönmüş. Doktor falan yokmuş köylerinde. 20 gün başını beklemiş yavrusunun iyileşsin diye. Gitmedim bebeğim iyileşsin diye hasıla o zaman işte. Köylü ne derse desin dedim. Korkmadım dedi.

Anneanne kimse yokmuydu sen hasıldayken çocuklara bakacak. Yoooook yavrum nerdeeee! Kendimiz doğurur, kendimiz büyütürdük. Allah'a emanet büyüdüler hepsi. O zamanlar herkes öyleydi. Tabi anası, kaynanası yanında olanlar hariç. Büyük babamda öksüzdü, anneannemde erken yaşta kaybetmiş o zaman ailesini. Karı-koca birtek birbirleri varmış.

Sizin kocalarınız gibi değillerdi o zaman bizim kocalarımız. Onlar sadece hasılla, hayvanla ilgilenirlerdi. Çocukları kucaklarına almaya bile çekinirlerdi. Akşama kadar, hayvan sağ, hasıl-harman yap, yemek yap, akşam yine hayvan sağ, evi temizle, yıka-pakla, üstüne birde bebeklerinle ilgilen. Bizim hayatımız zordu kızım dedi gözleri dola dola.

Evet onların hayatı zordu. Ucundan kıyısından yakaladım hayatlarının bir kısmını. Babam yazları bizi memlekete götürür, bir ay anneannemlerde, bir ay babaannemlerde kalırdık. Anneannemler o zaman artık merkezde oturuyorlardı köyde değil. Bu yüzden bilmem onların köy hayatını. Ama babaannemlerinkini bilirim.Hemde öyle bilirimki!

Elektrik yoktu mesela. Televizyon, buzdolabı, bakkal, araba bunların hiçbiri yoktu o köyde. Köyden kasabaya haftanın sadece salı günleri bir traktör gider. O traktörle köylüler kasabaya inip götürdüklerini satar parasıylada yağ, şeker vs ihtiyaçlarını alır akşama dönerdi. Acil durumlarda ise atla gidilirdi. Babaannemle çeşme yanındaki çamaşır yıkama alanında ayaklarımızla tepikleye tepikleye çamaşır yıkadığımızı bilirim. Sabunla. Yahut düğen bilirim. Daha o zaman herkesin patozu yoktu. Buğdayları başaklardan ayırmak için, iki öküzün veya bir atın çektiği, altı mıcıra benzeyen özel taşlarla zımbalanmış gibi duran üzeri uzun bir tahta, üstünde, elinde bir tepsi şeklinde teneke parçası tutan insanların, ayakta durarak sürdükleri düğenler vardı. O teneke parçasını sürekli hayvanın poposuna doğru tutmak zorundasındır. Pisliğini hasıla yapmasın diye. Küçüklüğümde çok düğen kullandım ben. Zevklidi,r hemde çok. Hatta birde düğenden düşme hikayem vardır, oda başka bir yazıda artık.

Ekmekler evde kadınlar tarafından yapılır, evin önündeki taş ocakta saatlerce pişirilirdi. Bu yüzden sadece haftada bir gün ekmek yapılırdı mesela.Akşam olunca gaz lambaları yakılır. Evin içinde yanan ocaktaki cabada pişen yemek beklenir, yer sofrası kurulur ve herkes hep beraber otururdu. Ortaya büyükçe bir tas içinde tarhana çorbası. Kaşığını alan dalardı. Ortaya bir tas pişen yemekten yine herkes aynı tasdan yerdi. Öyle herkese ayrı bir tabak yoktu o zamanlar. Su oluktan, yani çeşmeden kovalarla taşınırdı. Belimize bir bağ yapılır ekmek ve çakı konurdu. Sonra bostana. Sebze, meyve toplamaya. Topla topla iflahımız kesilirdi. Yorulunca ekmelerimizi çıkarır, bostandan topladığımız taze, domates, salatalık, yeşil soğan, kıvırcığı arasına koyar yerdik.

Bazen de babaannemle hayvanları gütmeye giderdik. En yorucu ve zor olanı oydu. Babaannemin 72 küçük-büyük baş hayvanı vardı. Zapdetmek zordu. Hele bir ineği vardı. İnek bembeyazdı ama babaannem ona sarıkız derdi. Onları otlatırken bir yandan kanlıca mantarı toplardık. İşte bu sarıkızın özelliği bütün mantarları bulur , üstünü açar ama asla yemezdi. Bizim toplamamızı sağlardı. İlginçti. Hasılda yaptım, harmanda. Tırpanda yaptım orakta. Destede yaptım düğende. İşte bu yüzden bilirim diyorum ya eski hayatı yani köy hayatını ve zorluklarını.

Bilirim bilirim de, bunlarında yanında o zamanda o şartlarla anne olmayı sadece tahmin edebilirim. Şu anki hayatımdan bakınca bana çok güzel gelen ( ne kadar zor olduğunu bilsemde) ama o şartlarda yaşayor olsam zor dayanırım dediğim bir hayattır o eskiler.

Şimdi herşeyin makinası var. Yanımızda bize ucundan kıyısından da olsa yardım eden eşlerimiz var. Suyumuz evimizde, elektiriğimiz bir düğmenin ucunda. Evet o yıllara göre çok kolay hayatımız. Herşeyimiz, ekmeğimiz bile hazır. Bağ bostan sorunumuz bile yok.

Ama anneannemin sohbetin devamında dediği birşey var. 80 yaşındaki kadın bana '' siz çok yalnızsınız kızım'' dedi. Benim uzun zamandır sitem ettiğim, bu hayatında aslında zor olduğunu anlatmaya çalıştığım nokta buydu. Onlar yalnız değildi. Onlar insan insan, hep beraber köyce, kasabaca yaşadılar hayatlarını. Biz hapsolduğumuz evlerimizde, dört duvar arasında yetiştirmeye çalıştığımız çocuklarımızlayız sadece. Yada ben öyleyim.

Benzer tek bir yan var. Anneannem o zamanda da yalnızmış ve yalnız başa çıkmış çocuklarını büyütmekle, bende şimdi yalnızım ve yalnız başa çıkıyorum. Evet benim en azından arada bir de olsa annem yanımda olabiliyor. Ama onunda çocuk büyütmekte değil ama komşulukta bütün köy yanındaymış.

Sözün özü her dönemin getirdikleri gibi götürdükleri var.

Anneannem; tarhana kokulu kadınım benim. Allah sana sağlık, sıhhat versin. Sende bize bol bol öğüt ver olurmu !

Bazen böyle mi olur insan...


Bir garibim bu gece. Saat 11 itibari ile ev ahalisi uyudu. Buna eşim, annem ve anneannem dahil. Peki, beni bu saate kadar ayakta tutan ne ? içim niye bu kadar huzursuz ve kalbim neden son 6 saattir bu kadar hızlı çarpıyor. Ortada hiçbir neden, hiçbir olumsuzluk yokken içimde ki bu korkuda neyin nesi ?

Anlamsız bir burukluk var içimde. Hani sanki sabahı göremeyecekmişim gibi. Uyursam uyanamayacakmışım gibi. Kalp atışlarım o kadar hızlı ki, bu çarpıntı korkutuyor herhalde beni. Beynim uğulduyor, midem bulanıyor. Ürperiyorum.

Öksürük sesleri geliyor herkesten, en çokta Begüm'den. Garibim, uyandı öksürük yüzünden, kustu şimdi. Sonra bizim yatağa yattı. Bizimle uyumak istiyor. Güvende hissetmek istiyor kendini. Aslında bende.

Sigara üstüne sigara içiyor ama kafamı yastığa koymaya korkuyorum. Neyse çıksın içimdeki bu endişe, bu sızı.

Herşey geçiyor aklımdan. Tüm çocukluğum, tüm yaşamım. Film şeridi gibi derler ya, işte öyle. Orda olmak istiyorum. Gençliğimde. Sağlıklı, sorumsuz, tek derdi ders çalışmak olan o yıllarda. Vasıflar değiştikçe yaşamda değişiyor. Hayaller, istekler, yapılan günlük şeyler bile. Hayal kısmına gelince; hiçbir zaman hayalleri olan bir insan olmadım ben. Hayal kurmayı bilmem. Daha doğrusu hamurumda hayal etme güdüsü yok. Gözümün görmediği şeyleri denkleştiremem. Hayal ederek bile giyinemem mesela. İllaki deneyip, görmeliyim üstümde. Bunun gibi işte.

Annelik hayatımdaki herşeyin o kadar fazla önüne geçtiki, ben kimim onu bile unuttum. Kimliğimi, kadınlığımı, eş olduğumu bile unutuyorum çoğu zaman. Sadece anne olarak yaşıyorum her geçen günü. Oysa öyle özlüyorum ki sadece Selma olmayı.

Adımı duymayalı bile çok oldu. Annem kızım, eşim aşkım, kızım ise anne diye sesleniyor. Begüm'e bazen ''ben kimim'' diyorum, ''annemsin'' diyor. Peki ''benim adım ne'' diyorum ''anne işte'' diyor. Oysaki o da biliyor aslında ismimi. Ama günlük yaşamda anne dediği için anne olarak öğreniyor sadece beni.

Anneyim evet biliyorum ama aynı zamanda Selma'yım ben. Bir adım bir kişiliğim var. Yada vardı. Yada biryerlerde saklı kaldı.

Bunları şikayet amaçlı, bunalmış, sitemkar bir havayla yazmıyorum. Asla. Sadece, insanın bazı anlar kendini ne kadar çok özlediğini, bu özlemi kendinden başka kimsenin anlamadığını, yahut hissetmediğini dile getirmek için yazıyorum.

Nereye ait olduğumu karıştırıyorum artık. Yada kime. Kendime ait olmadığım aşikar. Kendimi bu kadar özlerken bunu söylemek yanlış olur. Nerede mutluyum, nerede kendim gibiyim. Evimde mi ? Evet, evimde ailemle çok mutluyum ama kendim gibimiyim! Yoksa sadece içinde bulunduğum annelik sıfatı mı ben olmaya başladı. Gelgitler...

Karışık olan kafam değil, içim. Yani ben, yani Selma. Anne olan Selma değil, sadece Selma olan Selma.

Hayrolsun,

6 Ocak 2012

Bugün 34 oldum :)




















Bugün 34 oldum. Tamı tamına 34 yıl. Hiç boş geçmedi ama hayatım. Yaşadığım hergün dolu her günün ayrı bir anısı oldu hayatımda. Yolun yarısına 1 kaldı ama. Olsun 1 kalsın, benim gönlümde çok kaldı.

Gelelim akşamın nasıl başladığına. Annem sağolsun dünden geldi bana. Bu gün beraberce hallettik bütün hazırlıkları. Tabi biz büyüklerin doğum günleri çocukların ki gibi olmadığı için o kadar teferruata gerek kalmıyor ve insanı delice yormuyor. Biraz temizlik, biraz pasta börek, 2 mum, bir de davetliler. Tamamdır işte. Yorulmadık mı ? elbette çok yorulduk yinede. 2 çocuğu unutmamak lazım bu hazırlıklar arasında.

Akşam Aşkımcığımın getirdiği o mis kokulu çiçeklerle güzel başladı benim için. Begüm açmış babasına kapıyı. Ben diğer odadaydım. Anne bak geldiler diye çağırdı beni. Bak anne ne almış babam sana diye sevinçle söylendi durdu. Kapıyı açtığımda Begüm'ün elinde koca buketi görünce çok mutlu oldum. Çiçekleri çok sevdiğimi bilir zaten aşkım sağolsun :)

Ardından misafirler geldi. Kutlama başladı. Pasta geldi, mumlar üflendi, hediyeler kabul edildi ve ziyafete başlanıldı. Çocuklarla oyunlar oynanıp, ardından çaylar yudumlandı.İki sohbet muhabbet geceyi sonlandırdık.

Gündüz Begüm bana '' anne o vurunca patlayan şeyden de olacak dimi'' dedi. Anladım; pinyatadan bahsediyordu. ''hayır kızım, o sadece çocukların doğum günü kutlamalarında oluyor. Büyüklerinde olmuyor'' dedim. Tabii biraz üzüldü ama benim yerime mumları üfleme ve hediyeleri açma fikri mutlu etmeye yettide arttı onu.

Bol bol kuzen kuzene oynayıp, evin altını üstüne getirip doydular birbirlerine.

Bu özel günümde yanımda olan bütün aileme, ayrıca; mail, mesaj,blog ve facebook yoluyla doğum günümü kutlayan herkese binlerce teşekkürler.

5 Ocak 2012

Bugün benim doğum günüm


Evet, bugün benim doğum günüm. En azından kimlikte yazan. Aslında 01.01.1978 doğumluyum. Yeni yıl sabahı saat 08:30'da 2,250 gr doğmuşum ve bazı sorunlardan dolayı 4 gün küvezde kalmışım. Ayın 5'in de taburcu ettikleri için, babamda kimliğimi o gün çıkarttırmış ve bu nedenle kimliğe 5'i yazılmış.

Kendimi bildim bileli 5'in de kutlarım. Hoş daha da iyi oluyor. Yoksa benim uyanık ailem yeni yıl ile doğum günü kutlamamı bir seferde yapıp çıkacak işin içinden :)

Öncelikle; yukarıda ki fotoda göründüğüm gibi tekrar zayıf olmak istiyorum. İlk dileğim bu. Bu foto 5 yıl öncesine ait. Arada 10 kg fark var. Şu emzirme muhabbetlerim bitsin, ilerleyeceğim bu zayıflama yolunda.

İkinci dileğim ise, ailem ve tüm sevdiklerimle geçirebileceğim, sağlıklı, huzurlu, mutlu, neşe dolu bir ömür kendim için.

Yolun yarısına 1 kaldı ama ben hayata sanki yeni başlamış gibiyim :)

3 Ocak 2012

2011'den son kareler



Hasta ya, nazı geçiyor zillinin işte bize. Yoksa zor görür benim laptopumu :)


Dayı-yeğen oyun



Çocuklar evin neşesi derler ya, işte bu fotoğraf buna çok güzel bir örnek






Begüm yeni yıl hediyelerini dağıtıyor



Buğra halasının hediyesini pek sevdi. At üstünde şovalye


Halasının hediyesini pek beğenen kızım her zamanki gibi hemen üstünde bir deniyor.


Ve ardından teşekkür sarılması




Annenin hediyeside unutulmuyor tabi :)


Kuzenler oyun keyfinde


Hala kucağı pek tatlı gelmiş :)


Seni kıskanç yakışıklı. Nasıl da hemen anneye yanaşıyor :)


Enişte-yeğen pozları


Alem yakışıklı görsün. Maşallah tütütü 41 kere hemde. Oğlum ben seni fena mıncırırım da anana dua et :)


Halası gidiyor diye ağlıyor prensesim



Biz bir aileyiz



Baba oğul neye bakıyorlarsa öyle !


Ana-oğul pek bir havalılar. Montlara dikkat :)


Gecenin ilerleyen saatleri ve çekirdek aile pijama kıvamına büründü




Oyunlar oynadık ve güldük bol bol



Binbir surat Begüm


Top havuzu yetmedi, birde doğum gününden kalan balonlarla, balon çadırı yaptık kendimize :)


31 Aralık güne güzel başladık. Akşam saat 6 gibi annemin yeni yılını kutlamaya gittik. Hediyelerini verdik ama birde baktık ki Begüm ateşlenmeye başlamış. Neyse, çocukları anneme bırakıp 1 saatliğine carrefour'a uğradık. Anneme döndük, 2 bardak çay içip kaçtık.

Ordan kayınvalidemlere geçtik. Orda da hediyeleştik ve yeni yıllarını kutlayıp eve döndük.

Döndükten sonra Nursen'ler bizim yeni yılımız kutlamaya uğradılar. Kutladık, hediyeleştik ve birer fincan kahve eşliğinde iki sohbet ettik. Ardından onlar gittiler ve bizde pijamalarımızı giyip geceye öyle devam ettik.

Buğra 10 gibi uyuya kaldı. Begüm'ün ateşi git gide yükseldi. Şurup üstüne şurup. 12'ye 8 kala Buğra uyandı ve yeni yıla dördümüz hep beraber girmiş olduk. Atılan havayi fişekleri izledik camdan. Birbirimizn yeni yılını kutladık. Çocukları uyuttuk. Biraz daha oturup bizde uyumaya koyulduk fakat sabaha kadar nöbet tutmak zorunda kaldım.

Begüm'ün ateşi 39,7'leri gösterdi. 3 kere ılık duş, 2 saatte bir şurup. Dönüşümlü olarak farlı şuruplar.5 saatte bir fitil, başına ıslak bezler, çıplak bir şekilde uyutabildim meleğimi sabaha kadar.
Ertesi günde aynı şekilde seyretti durumu. Dün sabah uyandığında hiçbir şeyi kalmamıştı. Hatta satt 4'de doktora kontrole götürdüm. Gayet iyi ateşlenmesi birinden grip bulaşmış ondandır dedi. Gribal hiçbir durumu yok, sadece ateş yapmış oda geçmiş dedi. Gerçekten dün tamamen iyiydi.

Ona güvenerek bu sabah kreşe gönderdim. Tabi şuruplarınıda ama saat 1,30'da öğretmeni aradı ve Begüm'ün ateşlendiğini, ateşinin 38,5 olduğunu ve fena öksürdüğünü söyledi. Hemen göndermelerini söyledim.

Kızım eve geldi. Ateş fena, öksürük fena. Hemen kase kahvaltı hazırladım. Böyle durumlarda ondan başka birşey yiyemiyor. Fitil koydum. Rahatladı ve koltukta salonda uyuya kaldı. Buğra'yı da uyuttum. İkisi de öyle bir uyudular ki 4,5 saat. Bu sırada bende hiç ses çıkarmadım ki rahat rahat uyusunlar diye.

Ütülerimi yaptım. Et kaynatıp, susuyla mercimek çorbası, etiyle patates yemeği ve dün Begüm'ün istediği mısırlı pilavı yaptım. Bulaşıkları boşalt, kalanı elde yıka, kurula, yerleştir. Evi topla. Oyuncakları düzenle. Akşam oldu. Ama bu kadar uzun süreli uyumaları onlarada bana da iyi geldi. Hem işlerimi kolaylıkla bitirmiş oldum, hemde uyandıklarında sadece onlarla ilgilenebilecek zaman kalmıştı bana. Hala ateşli ama mışıl mışıl uyuyor Allah'a şükür.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...