14 Mart 2012

Ve böyle devam etti

O günden sonra hiç ayrılmadık. Neredeyse hergün beraberdik. Ben tam zamanlı çalışıyordum. O ise serbest. O zamanlar serbest tercüman olarak çalışıyordu.Üniversiteyi bırakmış, askerliğini de henüz yapmamıştı. Dışardan bakılınca, hayatında yarım bıraktığı ve tamamlaması gereken çok şey vardı. Ama kimin umrundaydı. Ben sadece onu istiyordum. Onun hayatındaki artılar yahut eksiler umurumda değildi.

Hani aşktan gözü kör olmuş bunun derler ya öyleydim işte. Rutinim değişmişti. İş, o ve ev olmuştu. Görüştüğümüz zamanlar su gibi akıyor, birbirimize doyamadan gün bitiyordu. İlişki ilerledikçe aşkın getirdiği kıskançlık, hırçınlık gibi duygularda baş göstermeye başlamıştı. O kıskanç, ben kıskanç zor geçiyordu bazen tartışmalar. Ama illaki konuşulup çözülüyordu. Ben asla küs kalmayı başaramadım hayatımda. Bu duyguyu sevmem zaten.

Kadıköyde bizi tanıyan herkes beraberliğimizi biliyordu artık. Bazen Bahariye'ye alışverişe çıktığım zamanlar, tanımadığım insanlar selam verip ''Orhan abiye selam söyleyin '' diyorlardı. Aslında hem hoşuma gidiyor hemde garipsiyordum bu durumu. Kendimi bildim bileli göz önünde olmayı sevmemişimdir. Mesela okul yıllarımda sözlüye kalkmaktan çok korkardım. Öğretmene ''siz sorun ben yazıp vereyim ''derdim. Bu yüzden insanların beni tanıyor olması tuhafıma gidiyor utandırıyordu beni.

Onun arkadaş gurubuyla ve onların sevgilileri ile beraber takılıyorduk. Bu aşağı-yukarı hergün böyleydi. Başbaşa olacaksak, onlarla görüşüp bir bardak çay içtikten sonra devam ediyorduk güne. Zamanla birbirimize alışmış, sıkı dostluklar kurmuştuk.

İlişkimiz gün geçtikçe derinleşiyordu. Bazen onsuz yaşayamayacağımı düşünüp korkuyordum. Bazen ise öyle büyük tartışmaların ve kavgaların içinde buluyordum ki kendimi, kaçıp gitmek, bitirmek istiyordum.

İlişkimiz Karadeniz gibiydi. Hırçın, dalgalı ve vazgeçilemez. İnsanların içinde yüksek sesle bile konuşmaya çekinen ben, kendimi bağır çağır bir tartışmanın içinde buluyordum.

Örneğin; Bir gün hasırda oturuyoruz. Bir konu hakınnda tartıştık. Ben sinirlenip masayı terk ettim. Kalkıp yürümeye başladım. Arkamdan gelip ''ne yaptığını sanıyorsun sen ''diye çıkıştı bana. Durmadım ve dinlemedim. O an sadece ondan ve oradan uzaklaşmak istiyordum. Olmadı. Bırakmadı peşimi. Kadıköyün meydanında başladık kavga etmeye. Etraftan gelen geçen bize bakıyordu. Ama gözümüz kimseyi görmüyordu. Sonra eve kadar eşlik etti bana. Kapıyı açtım, içeri girdim. Tek bir kelime bile söylemeden yüzüne kapattım.

Aradan birkaç saat geçmişti ve ben huzursuzdum. Biliyordum, o da huzursuzdu. Arayıp aramamak konusunda kendimle çeliştiğim bir anda kapı çaldı ve o karşımdaydı. İçeri girdi. Önce bir sessizlik. Ardından başladık konuşmaya ve durum çözüldü tabii. Sonrası süt liman.

Bunun gibi anları çok yaşadık biz. Ve bu yaşadığımız anlara etrafımızdaki insanların çoğu şahit oldu. Hırçın, yıpratıcı, yüksek perdeden yaşıyorduk bu ilişkiyi. Ama asla vazgeçemiyorduk. O kavgaların arkasından gelen sükunet sevgiyi gösteriyordu bize. Sadece aşık değildik. Seviyordukta birbirimizi.


02.09.2004
Zamanla, birbirimizi daha iyi tanımaya başladıkça, daha sakin daha dingin bir ilişki yaşar olduk. En önemliside inanılmaz iyi iki arkadaş olmuştuk.

Aşık-sevgili ve arkadaş. Bu üçleme bizi ayrılmaz kılmıştı. Zaman geçti. Orhan üniversiteyi bitirmeye kadar verdi. Kalan birkaç dersi vardı. Boğaziçi İngilizce işletme okuyordu. O sene kafasına koyduğu gibi okulunu bitirip diplomasını aldı.

Asla evliliği düşünmeyen biriydi. Bende evliliği düşünmüyordum ama onsuz geçen zamanlar zor geliyordu artık. Bu konuyu konuşmak zordu. Hele ki bir bayan olarak, evlilik meraklısı gibi görünmek istemiyordum. O evliliği düşünmediğini ama beraber yaşayabileceğimizi söyledi. Ben ise benim lügatımda beraber yaşamak diye birşey olmadığını, ya evlilik ya da sadece sevgili olarak kalmak olabileceğini söyledim. Konu orda kapandı. Uzun bir sürede gündeme gelmedi tekrar.

Günler günleri kovaladı. İlişkimiz herkesin ki gibi inişli çıkışlı bir süreç geçirdi. Ama her zaman aşk galip geldi. İkimizde deliydik. Bir gün; evi taşıyorum. Semra, annem ve ben herşeyi hallettik. Yeni eve geçtik. Yerleşme zamanı Orhan yardıma geldi. Yerleşmenin yorgunlu ile ve gecenin ilerlemiş bir saati olması nedeniyle sinirliydim. Annemle fena tartıştım. Sinirden o halimle attım kendimi kapının önüne. O kadar hızlı çıkmışım ki Orhan arkamdan yetişmeye çalışmış. Yanıma geldi ve yürümeye başladık. Yürüdükçe rahatlıyordum. Üstümde bir atlet bluz altımda eşofman altı. Sonradan farkettim. Orhan'ın ayağında ayakkabı yoktu. Çoraplarıyla yürüyordu. Neden ayakkabılarını giymediğini sorduğumda '' öyle bir hışımla çıktın ki yetişiyim derken giyemedim'' dedi. Ve gülmeye başladık. 7/24'e uğrayıp birşeyler alıp eve geri yürüdük.

Onunla öyle deli-dolu anlarımız oldu ki. Bugün istesek yaşayamayız o hoyratlığı.

Herşeyin yolunda gittiği bir dönemin ortasında askerlik çıktı karşımıza. Bir akşam bana '' askere gidiyorum'' dedi. Nasıl yani oldum. Bunu kabulenmem zordu. Ayrı kalma duygusu kemirdi içimi. Bana sakin olmamı, sadece 6 ay birbirimizden uzak kalacağımızı, bu süre zarfında sürekli telefonlaşıp, mektuplaşacağımızı söyledi. Ama içim sakin kalamıyordu. Peki nereye diye sordum. Hakkari Yüksekova dedi. Beynim durmuş zaten. Anlayamadım. Ülkenin neresinde bu yer diye garip ve salakça bir soru sordum. Hoş zaten hiçbir zaman coğrafyam iyi olmamıştır. Ortalarda bir yerde dedi. İnanmadım. Hemen netten haritaya baktım ve beybimden vurulmuşa döndüm. O saatten sonra sabahın ilk ışıklarına kadar ağladığımı biliyorum.

Beni öyle gördükçe o da dayanamıyordu. İkna etmek, sakinleştirmek için elenden geleni yapıyor ama içimdeki fırtınaları dindiremiyordu. Söz dedi. Hergün konuşucaz. Beni bekleyecekmisin diye sordu. Bu ne demekti. Ben onu hayatım boyunca beklemiştim. Zaten çok geç buldum. Ölene kadar beklerdim. Ona da bunu söyledim. 6 ay değil ben seni ölene kadar beklerim. Biliyordu. Onu nasıl sevdiğimi, ondan asla vazgeçemeyeceğimi. Ve bekleyeceğimi.

Gitme zamanı geldi. O gün yaşadığım acıyı ve içimdeki yangını tarif edemem. Korkuyordum. Ya geri dönemezse. Beraber son günümüzdü. Her dakikasını uzun uzun sindirmek istedim içime. Ve gitti. Hava alanına gitmemi istemedi. Onun içinde benim içinde zor olurdu. Zaten ailesi de orada olacaktı. Henüz onlarla tanışmamıştım. Böyle olmazdı. Bu yüzden beraber geçirdiğimiz saatlerin ardından beni eve bıraktı. Ayrılık anı göz yaşları dolu geçmişti.Gitti.


13.12.2004

Onsuzluk zordu. Bir yanım değil her yanım eksikti. Acı çekiyordum. Sabahlara kadar bağıra bağıra ağlıyordum. Annem halime çok üzülüyordu. Gitmeden Orhan bana yeni bir televizyon almıştı. Semra ve annemde bir VCD. Film seyretmeyi sevdiğimi bildikleri için, bunun bana onun yokluğunda iyi geleceğini düşünmüşlerdi. Doğruda düşünmüşlerdi. Artık hasıra gidemiyordum. Sadece çocuklarla toplanacağımız zaman gidiyordum. Herkes biraz eksik kalmıştı. Ve artık eskisi gibi hergün değil haftada bir falan görüşüyorduk. Günlerim çalışmak ve evde geçiyordu. Akşam olunca film izliyordum. Gece ise müzik dinleyip, tonla sigara içip, onun fotoğraflarına baba baka uyuya kalıyordum.

Askere gitmeden saçlarını kestirmesi gerekiyordu. Hayatının büyük bir döneminde hep uzun saçlı olduğu için berbere gidip kestirmek istemedi. Evde kendi kesmek istedi. Kamerayı kurdum ve o saçlarını keserken çekmeye başladım. Elinde demir bir makas vardı. Makası saçlarına vurur vurmaz makas iyiye ayrıldı. Kırılmıştı. İnanamadık. Sonra başka bir makas verdim. Kesmeye başladı, gözleri doldu. Tutamadı gözyaşlarını. O saçları sakladım. Çerçeveleyip odamın duvarına astım. Hala annemin evinde, odamdaki duvarda asılıdır. Bazen çıkarır koklardım. Öyle çok özlüyordum ki.

Hergün telefonla konuşuyorduk. Ve hergün bir mektup yazıyordum ona. Bazen hergün tek tek postalıyor. Bazen haftalık postalıyordum. Eline geçiyordu mektuplarım. Mutlu oluyordu onları okudukça. Herşeyden bahsediyordum ona.

Bir gün cep telefonu ile konuşuyoruz. Evet askeriyeye cep sokmak yasak ama herkes gibi o da almıştı bir cep telefonu orada. Ama yakalanmamak için ankesörlü telefona gidiyor, telefonun ahizesinin içine cep telefonunu koyarak konuşuyordu benimle. Bazen kulaklıkla konuşuyor ama ahizeyi yinede kulağına götürüyordu. Yine böyle bir gün. Tam konuşuyorken bir andan garip sesler gelmeye başladı. ''evet komutanım'' ''hayır komutanım''''emredersiniz komutanım''sonra benimle konuşmaya başladı tekrardan. Meğer biz konuşurken komutanına yakalnmış. Komutanıda cep telefonuylamı konuşuyorsun sen deyince hayır komutanım, müzik dinliyorum demiş :) o da yasak. Çıkar hemen :) o duyduğum sesler bu yüzdenmiş işte.

1 aylık iznini kullanmayıp 5 ayda bitirdi askerliğini.Dönmesine günler kaldı. Heyecanlıyım. Zayıfladığını söylemişti. Gelmesine birkaçgün kala telefon etti. O sırada carrefourdaydık annemle. Ne yapıyorsun, neredesin diye sordu. ''Carrefourdayız, taksiye biniyoruz şimdi''dedim. Beni özledin mi diye sordu. Hemde çoooook dedim. Kötü bir haberim var. Birkaç gün geç gelebilirim dedi. Üzüldüm. Üzülme az kaldı, yanındayım say. Seni çok seviyorum dedi ve kapattı. Bu sırada eve vardık. Merdivenden çıkp eve girdik. Ve aldıklarımızı yerleştirmeye başladık.

Kapı çaldı. Açtım. Karşımda duruyordu. Şok geçirmişim ve öylece kalakalmışım.Annem Orhan'ı içeri almış.Senin burada ne işin var. Ne zaman geldin. Ama ben seni karşılacaktım diyerek ağlamaya başlamışım. Ağla ağla gözlerim davul olmuştu.Öyle çok ama öyle çok özlemiştimki. Yamacından bir an olsun ayrılmadım. O anlattı ben dinledim. Sarıldım, öptüm, kokladım. Yardana şükrettim.



Çok zayıflamıştı.Birbirimizi o kadar çok özlemiştik ki. Sonunda yine eskisi gibi beraberdik. Artık birşeyler değişmişti. Beraberliğimiz ilerlemiş, önümüzdeki engelleri bir bir çözmüştük. Yeni bir işe başlamıştı. Artık o da benim gibi tam zamanlı çalışıyordu. Okul bitmiş, askerlik bitmiş, işe başlamıştı. Hayatımız yolunda gidiyordu. 4 yıldır beraberdik ve evlenmeye karar vermiştik sonunda. Öyle evlenme teklifi falan olmadı. O boyuta kendiliğinden geçmişti ilişki.



08.07.2006

Beni önce ailesi ile sonra babaannesi ile tanıştırdı. Herşey yolunda gitmişti. Sonraki hafta istemeye geldiler. İsteme merasimi biraz normal biraz komik geçti. Memleketten dedesi de geldi. Annemden beni dedesi istedi. İsteme şekli ise dillere destandı diyebilirim. Annemin oturduğu koltuğa yanaşıp, dizlerinin üzerine çökerek istedi beni. Ve annemde verdi tabi. Kahve servisi sırasında nasıl olduysa kayın pederimin üstüne döküldü. Ben tam eğilmiş ikramı yaparken kayın pederim benim eğilmemi beklemeden almaya kalkışmış o sırada bende eğilince bir an fincanı tam tutamamıştı. Bu ikimizinde hatası idi :)

Asıl komik olan, eve geldiklerinde herkese terlik çıkardık. Kayın pederime verdiğim terlikler komedi yarattı. Çünkü ikiside sol ayak içindi. Terlikleri bana uzattı ve gülümsemeye başladı. Hemen getirdim yenisini tabi. Lakin yine suç bende değildi. Terlikler dolapta üst üste durduğu için biri düşmüş arkaya. Bende elimi atıp bir çift aldım. Ama iki sol denk gelmiş. Kısmet işte :) Neyse neticede güzel, neşeli bir isteme sonunda nişan için tarih belirlendi.

9 yorum:

  1. Sende kendi saçlarını kesip sevdiğinin yanına askere verseydin , yaptın mı böyle birşey

    YanıtlaSil
  2. Malesef yapmadım, keşke yapsaymışım ama

    YanıtlaSil
  3. çok güzelmiş aşk hikayeniz :) sonuç çoook güzel olmuş,mutlu iki çocuklu bir aile :))

    YanıtlaSil
  4. Teşekkür ederim. Çocuklarla dahada güzelleşti tabi :)

    YanıtlaSil
  5. nuryolu...14/3/12 20:21

    ayy hadi devam.sonra ne oldu ? en heyecenlı yerde bitti ama...

    YanıtlaSil
  6. çok güzeldi çok:)allah mutluluğunuzu daim etsin:)

    YanıtlaSil
  7. Nuryolu; ilahi, heyecanlı bir filmin ortasında elektrik kesilmiş gibi bir his uyandırdın bende. Çok yaşa emi :)

    Sezobigo; teşekkür ederim tatlım. Amin cümlemizin inşallah.

    YanıtlaSil
  8. Allah mutluluğunuzu daim etsin, güzelce bir tutam kesin birbirinizin saçlarından ve her zaman yanınızda taşıyın. Daima beraber olun yanyana böylece

    YanıtlaSil
  9. Teşekkür ederim. O biraz uzatırsa saçlarını keseriz tabi :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...