10 Ocak 2012

Anneanne anıları



Dün sabah kahvaltıda annem, anneannem ve ben hem kahvaltı yapıyor hem de sohbet ediyorduk. Annem Begüm'e hiç kıyamadığı için ne derse yapıyor, onu şimartıp tepesine çıkarıyor. Bazen hatalı bir şey yaptığında kızdığımız zaman ise hemen ona kucak açıyor. Bu da Begüm'ün iyice şimarmasına neden oluyor. Anne böyle yapma dememe rağmen yapıyor. Anneannem işte tam da bu konu üzerine, çocuğa biri kızınca öbürü tutmayacak. Yoksa yüzgöz olur anayla-babayla dedi.

Konu konuyu açtı. Sordum, siz nasıl büyütüyordunuz diye. Ahhh kızım, nerde sizdeki imkanlar.

İlk bebeğini tarlanın ortasında kendi başına doğurmuş. Ağacın dalına tutuna tutuna. Sonra göbeğini taşla kesmiş. Vura vura. İç eteğinden parça koparıp bebeğini ona sarmış. Emzirmiş ve eve götürüp beşiğe koymuş. Sonra ne mi yapmış? gerisin geriye doğruca tarlaya, hasıl zamanı olduğu için tırpana. O yeni doğurduğu bebeği öylece evde tek başına beşikte bırakıp gitmek zorunda kalmış. Hemde yeni doğum yapmış bir kadın olarak kanaya kanaya.

Zordu hayat çok zordu kızım diye anlatıyor. O hasıl zamanı günlerce sabah emzirip hasıla gitmiş, öğlen gelip bebek sağmı diye kontrol edip emzirip tekrar gitmiş. Neden evde yalnız bırakıyordun anneanne diye sordum. Napıcan kızım. Sırtına sarsan hasılın tozuyla hasta olur bebek. İşte bitmez öyle. Yeni gelinim zaten, köylü dağnıyor (yani eleştiriyor) hasıl zamanı bebekle uğraşılmaz diye. Gidiyorduk mecburen. ''Ağlamıyormuydu peki'' diye soruyorum, ''ağlamazmı, eve geliyorum bebek ağlamaktan mos mor olmuş. Emzirip tekrar gidiyorum'' dedi.

Sonrasında anlatmaya devam etti. Bir gün öğlen yine geldim eve, birde baktım kedi bebeğin ağzına yatmış. Bebek mosmor olmuş. Nefes falan almıyor. Kediyi tuttuğum gibi fırlattım. Bebeğimi kucağıma aldım. Doğruca köydeki hocanın evine gittim. Daha kapısına gelir gelmez, öksürdü, kan kustu, kendine geldi yavrum. Hoca okudu. Sonra günlerce başını beklendim, iyilendi dedi.

İkinci bebeğini doğurduktan sonra, yine yaz zamanı. Yine hasıl zamanı. Bebek hastaymış. Onuda harmana götürmüş ve ekin yığınlarının dibine koymuş. Samanların hemen üstüne. Tırpan yapmaya tarlanın ortasına gitmiş. Birden ses gelmiş. Koşmuşlar. Ekin yığını rüzgarla dağılmasın diye 4 yanına uzun tomruk konur bizde. İşte bu tomruklardan biri bebeğin göğüs bölgesine doğru düşmüş. O gün yavrusunu alıp eve dönmüş. Doktor falan yokmuş köylerinde. 20 gün başını beklemiş yavrusunun iyileşsin diye. Gitmedim bebeğim iyileşsin diye hasıla o zaman işte. Köylü ne derse desin dedim. Korkmadım dedi.

Anneanne kimse yokmuydu sen hasıldayken çocuklara bakacak. Yoooook yavrum nerdeeee! Kendimiz doğurur, kendimiz büyütürdük. Allah'a emanet büyüdüler hepsi. O zamanlar herkes öyleydi. Tabi anası, kaynanası yanında olanlar hariç. Büyük babamda öksüzdü, anneannemde erken yaşta kaybetmiş o zaman ailesini. Karı-koca birtek birbirleri varmış.

Sizin kocalarınız gibi değillerdi o zaman bizim kocalarımız. Onlar sadece hasılla, hayvanla ilgilenirlerdi. Çocukları kucaklarına almaya bile çekinirlerdi. Akşama kadar, hayvan sağ, hasıl-harman yap, yemek yap, akşam yine hayvan sağ, evi temizle, yıka-pakla, üstüne birde bebeklerinle ilgilen. Bizim hayatımız zordu kızım dedi gözleri dola dola.

Evet onların hayatı zordu. Ucundan kıyısından yakaladım hayatlarının bir kısmını. Babam yazları bizi memlekete götürür, bir ay anneannemlerde, bir ay babaannemlerde kalırdık. Anneannemler o zaman artık merkezde oturuyorlardı köyde değil. Bu yüzden bilmem onların köy hayatını. Ama babaannemlerinkini bilirim.Hemde öyle bilirimki!

Elektrik yoktu mesela. Televizyon, buzdolabı, bakkal, araba bunların hiçbiri yoktu o köyde. Köyden kasabaya haftanın sadece salı günleri bir traktör gider. O traktörle köylüler kasabaya inip götürdüklerini satar parasıylada yağ, şeker vs ihtiyaçlarını alır akşama dönerdi. Acil durumlarda ise atla gidilirdi. Babaannemle çeşme yanındaki çamaşır yıkama alanında ayaklarımızla tepikleye tepikleye çamaşır yıkadığımızı bilirim. Sabunla. Yahut düğen bilirim. Daha o zaman herkesin patozu yoktu. Buğdayları başaklardan ayırmak için, iki öküzün veya bir atın çektiği, altı mıcıra benzeyen özel taşlarla zımbalanmış gibi duran üzeri uzun bir tahta, üstünde, elinde bir tepsi şeklinde teneke parçası tutan insanların, ayakta durarak sürdükleri düğenler vardı. O teneke parçasını sürekli hayvanın poposuna doğru tutmak zorundasındır. Pisliğini hasıla yapmasın diye. Küçüklüğümde çok düğen kullandım ben. Zevklidi,r hemde çok. Hatta birde düğenden düşme hikayem vardır, oda başka bir yazıda artık.

Ekmekler evde kadınlar tarafından yapılır, evin önündeki taş ocakta saatlerce pişirilirdi. Bu yüzden sadece haftada bir gün ekmek yapılırdı mesela.Akşam olunca gaz lambaları yakılır. Evin içinde yanan ocaktaki cabada pişen yemek beklenir, yer sofrası kurulur ve herkes hep beraber otururdu. Ortaya büyükçe bir tas içinde tarhana çorbası. Kaşığını alan dalardı. Ortaya bir tas pişen yemekten yine herkes aynı tasdan yerdi. Öyle herkese ayrı bir tabak yoktu o zamanlar. Su oluktan, yani çeşmeden kovalarla taşınırdı. Belimize bir bağ yapılır ekmek ve çakı konurdu. Sonra bostana. Sebze, meyve toplamaya. Topla topla iflahımız kesilirdi. Yorulunca ekmelerimizi çıkarır, bostandan topladığımız taze, domates, salatalık, yeşil soğan, kıvırcığı arasına koyar yerdik.

Bazen de babaannemle hayvanları gütmeye giderdik. En yorucu ve zor olanı oydu. Babaannemin 72 küçük-büyük baş hayvanı vardı. Zapdetmek zordu. Hele bir ineği vardı. İnek bembeyazdı ama babaannem ona sarıkız derdi. Onları otlatırken bir yandan kanlıca mantarı toplardık. İşte bu sarıkızın özelliği bütün mantarları bulur , üstünü açar ama asla yemezdi. Bizim toplamamızı sağlardı. İlginçti. Hasılda yaptım, harmanda. Tırpanda yaptım orakta. Destede yaptım düğende. İşte bu yüzden bilirim diyorum ya eski hayatı yani köy hayatını ve zorluklarını.

Bilirim bilirim de, bunlarında yanında o zamanda o şartlarla anne olmayı sadece tahmin edebilirim. Şu anki hayatımdan bakınca bana çok güzel gelen ( ne kadar zor olduğunu bilsemde) ama o şartlarda yaşayor olsam zor dayanırım dediğim bir hayattır o eskiler.

Şimdi herşeyin makinası var. Yanımızda bize ucundan kıyısından da olsa yardım eden eşlerimiz var. Suyumuz evimizde, elektiriğimiz bir düğmenin ucunda. Evet o yıllara göre çok kolay hayatımız. Herşeyimiz, ekmeğimiz bile hazır. Bağ bostan sorunumuz bile yok.

Ama anneannemin sohbetin devamında dediği birşey var. 80 yaşındaki kadın bana '' siz çok yalnızsınız kızım'' dedi. Benim uzun zamandır sitem ettiğim, bu hayatında aslında zor olduğunu anlatmaya çalıştığım nokta buydu. Onlar yalnız değildi. Onlar insan insan, hep beraber köyce, kasabaca yaşadılar hayatlarını. Biz hapsolduğumuz evlerimizde, dört duvar arasında yetiştirmeye çalıştığımız çocuklarımızlayız sadece. Yada ben öyleyim.

Benzer tek bir yan var. Anneannem o zamanda da yalnızmış ve yalnız başa çıkmış çocuklarını büyütmekle, bende şimdi yalnızım ve yalnız başa çıkıyorum. Evet benim en azından arada bir de olsa annem yanımda olabiliyor. Ama onunda çocuk büyütmekte değil ama komşulukta bütün köy yanındaymış.

Sözün özü her dönemin getirdikleri gibi götürdükleri var.

Anneannem; tarhana kokulu kadınım benim. Allah sana sağlık, sıhhat versin. Sende bize bol bol öğüt ver olurmu !

13 yorum:

  1. :((bebekleri ve anneannen gözümün önüne geldi...Ne zor muş gerçekten.Buna benzer hikayeleri dinlemiştim bende anneannemden.Herşeyin üstesinden geliniyorda yalnızlık işte ona bir çözüm yok...Ne diyeyim allah iyi insanlarla karşılaştırsın hepimizi.Rabbim sağlıklı uzun ömürler versin inş anneannene.Bizede bol bol dua etsin inş zira onun duası makbuldür ellerinden öpüyorum:))

    YanıtlaSil
  2. amin amin! bebesini bırakıp gitmesi ve bebenin mosmor olması aklımı başımdan aldı:( çok zormuş sahiden..

    YanıtlaSil
  3. ben annemde yani daha yakın bir zamnda yaşadıklarını dinleyip şükrediyorum halime..ne zor şartlarda bir de kaynana eziyetiyle büyüttü bizleri:(
    ama bir tek güzel yanı vardı oda mahalle kavramı vardı aile gibi olduğumz herkesin her derdini bildiği derman olmaya çalıştığı.Bugünümüze şükür ben eskiyi düşününce yani çocukluğu pek birşey özlemiyorum.Özediklerim ise tatillerde köydeki yaşamdı yokluk vardı evet ama hayvalar,muhabbet,temiz hava o kadar özlüyorum ki oğlumun bunlardan eksik büyüyeceği hiisi beni çok üzüyor.
    Bende bugün eşimle konuşuyorduk tv de burger king reklamı çıkmış oğlum baba mama diye bağırıyor ikimizde birbirimize bakıp şimdiki çocuklar -şükürler olsun ki- şanslı.Ben ilk burgeri 24 yaşımda yedim mesala .Çok şükür şimdiki halimize .Konuyu nerden nereye getirdim ama bende bunları yazmak geldi içimden:)
    sevgiler
    anneanneninde ellerinden öperim benimkini özledim şimdi:)

    YanıtlaSil
  4. Sevilay evet yalnızlık insanın belini büken. Heleki kalabalıklar içindeki yalnızlık. Amin canım cümlemize inşallah. İsterim bol bol dua hepimiz, bütün anneler için :)

    YanıtlaSil
  5. Delişim ben bazen servis, bazen doktor nedeniyle bırakmak zorunda kalıyorum evde. O zaman bile dua ede ede korka korka bırakıyorum. Onların ki bizden çok çok zormuş gerçekten.

    YanıtlaSil
  6. Sezobigo canım annelerimizin, anneannelerimiz hepsinin hayatında ayrı bir hikaye gizli. Senin anneninki de başka türlü zormuş. Benim çocukluğum yokluk içinde ama sevgi dolu insanların içinde geçti. Dolu dolu. Bundandır özlemim. Dediğin gibi biz şanslıyız, evlatlarımız ise bize göre daha şanslı. Ben de mesela 30 yaşında bindim uçağa ama Begüm 3 yaşında bindi. Bunun gibi çok örnek var aslında. Hayat değişiyor. Ne güzel yazmışsın. Özlenmezmi, anneanneler bir başkadır zaten dimi :)

    YanıtlaSil
  7. buna benzer bir hikaye de eşimin babaannesi anlatırdı o da kendi doğurmuş ve sabahına beşiğe sarıp tarlaya bırakmış. onu bir ağaç gölgesinde bırakıp başka tarlaya gitmişler geldiğinde çocuk ağzını açıyor ama bir türlü sesi çıkmıyormuş. iyiki biz o günleri yaşamadık aklım almıyor sevgiler

    YanıtlaSil
  8. Ne güzel ve ne hazin hikayeler bunlar canım Selmam.Ve büyüklerimden duyduklarımla ne tanıdık.Çok zormuş sahiden de o vakitler hayat.Bizler, onlara kıyasla dört başı mamur hayatlarımıza rağmen ne denli tatminsiz ve şımarığız birçok konuda değil mi?Anneliğimiz bile fazla kurgusal..
    Keşke daha yalın olsaydı hayat ve bu sayede daha rahat olsaydı çocuklar.
    Öperim canım...

    YanıtlaSil
  9. Tombul Tarifler; eskilerin yaşamları da birbirine benziyormuş. Şu anda biz anneler nasıl birbirimize benzeyip, anlıyorsak öyle yani. Babaannenizinde çok zormuş. Allah güç vermiş onlara.

    YanıtlaSil
  10. Gönül katılıyorum sana tatlım. Çok irdeliyor, hayatımızdaki diğer şeylerde yaptığımız gibi anneliğim hakkında da fazla beklenti içinde olup sonra yıpratıyoruz kendimizi.Bizimki doğal sandığımız ama suni bir yaşam.

    YanıtlaSil
  11. Biz, çocuklarımızı anaokuluna verdiğimizde acaba güven duyguları zedelendi mi diye kafa patlatırken, bir nesil de böyle büyümüş işte. Ne kadar uzak geliyor insana, aynı zamanda da ne kadar şaşırtıcı, sarsıcı bir gerçek!!!

    YanıtlaSil
  12. Devirler kendi kurallarını ve kendi düzenlerini getiriyor beraberinde. Bugün bize bu kadar uzak gelen, o gün insanlara katlanılası geliyordu demekki.

    YanıtlaSil
  13. NURYOLU...17/1/12 15:44

    o zamanlar elbette çok zormuş şartlar ama pişen yemeğin tadı ,gülümseyen gözlerin manası evin huzuru vardı...tabi ben görmedim ama:) hakikaten eşlerin biribirine olan saygısı sevgisi sadakati ,şu anda elimizin altında bulunan bütün teknoloji ve iyi şartlara bedel.akşam olunca kurulan muhabbet halkalarının keyfini,evlatların ana babaya hürmetini ve belkide en önemlisi eşlerin birbirlerine olan o derin bağlılıklarını şimdi ne çamaşır,bulaşık makineleri ne de tv internet sağlayabilir...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...