24 Kasım 2011

Öğretmenler günü ve pijama partisi



İlk kez bugün ismini  ve en çok sevdiği arkadaşı olduğunu söylediği güzellik Bihter. Çok seviyormuş Bihteri. Kreşin face sayfasından Bihter'in annesi ile yazıştık. Onlar uzun zamandır biliyor ve çok seviyorlarmış Begüm'ü. Bihter evde sürekli Begüm'den bahsediyormuş.

Ne güzeldir bu ilk dostluklar.



Bugünün şerefine patlamış mısır keyfi



Kreşimizi sahibesi, aynı zamanda müzik öğretmenleri Ayşe hanım


Yeşim öğretmenlerinin öğretmenler gününü kutluyorlar

Bugün kreşde çocuklar için pijama partisi düzenlediler. Aynı zamanda öğretmen günü kutlaması yapıldı. Çok keyifli döndü eve çooook. Çok eğlenmiş, keyif almış belliydi. Kreşin facebook sayfasında bugünkü kutlamalara dair fotoğrafları yayınlamışlar. Hemen indirdim tabi. Bu güzel günlerini blog sayfasında yayınlamadan geçemezdim.

Malum ilk öğretmenler günü kutlaması ve ilk pijama partiydi. Begüm sosyalleştikçe, eğlendikçe ve hayatına yeni renkler katıldıkça, içimde kelebekler kanat çırpıyor sanki.

Bu devirde çok gerekli bu kreşler çocuklara. Malum herkes gönderdiği için etrafta oynayabilecekleriçocuk kalmıyor. Hele bizim bu semtte, yazın tatile, kışın kreşe. Begüm ''anne hiç arkaşım yok ki benim, canım sıkılıyor''derdi önceden. Şimdi ise öyle mutlu ki.

Allah herkese imkan versin ve herkes çocuğunu gönderebilsin istiyor yüreğim.

22 Kasım 2011

Özledim seni kızım


Çok özlüyorum bu sıralar seni. Hastalıktı, yorgunluktu, tatsızlıktı derken ilgilenemedim seninle. Sabah 9'da gidiyor akşam 5,5 da dönüyorsun. Kreş başladığından beri beraber paylaştığımız anların süresi o kadar azaldı ki, içim buruluyor.

Oysa ki, ne çok oynardık di mi meleğim. Şimdi sen geliyorsun, ben yemek telaşına kapılıyorum, Buğra'yı uyut, yemek ye, topla et derken bir de bakıyorum saat akşamın 9'u ve biz seninle hiç baş başa  birşeyler yapamamışız. Biz anne-kız birbirimize doyamamışız. Bundan zaten bu birkaç haftadır sana olan özlemim. Rüyalarım da bile sürekli seni görür oldum.

Seninle hayatımızdan anlar kaçırmak içimi acıtıyor. Su gibisin benim için. Sana doymak imkansız. Çok değiştin; daha oturaklı, daha büyümüşte küçülmüş gibi, daha yardımcısın bana artık. Abla oldun tam anlamıyla.

Dün akşam, salonda senin yanında Buğra'yı ayağımda sallarken sürekli kalkmak istemelerine kızıp bağarınca ben Buğra'ya, hemen gözlerin yaşla doldu ve ''anne o çok korktu bak, sadece benim oyuncağımı almak istiyor'' dedin ve elinin içi ile Buğra'nın saçlarını sıvazlayıp ''yok oğlum yok korkma, al bak benim oyuncaklarımı oyna'' diyerek teselli ettin kardeşini. Nasıl fena oldum o anda.Benim göstermem gereken sevgi ve ilgiyi sen gösteriyordun kardeşine.Ağlamamak için kendini de zor tuttun. Anne bir daha bağırma dedin bana.

Hep iyi bir anne, önce anne sonra arkadaş olmak istedim size. Bu hayatın öğrettiklerini doğru bir şekilde paylaşmak istedim sizinle. İyi insan yetiştirmek isterken, nasıl da kendimi kolaylıkla kaybettiğim bir durum ve dönemin içine girdim böyle bilmiyorum.

Bunların; bu aralar sinirli, bağıran, sürekli olur olmaz herşeye kızan, memnuniyetsiz ve herşeyden öte kendini her konuda yetersiz hisseden bir haleti ruhiyenin içinde olmamdır asıl nedeni. Yalnızlık, kimsesizlik, arkadaşsız, komşusuz, sadece kendi ve çocuklarının sesini duyan bir kadın olmanın getirdiği bunalımın yani depresyonun sonucu bunlar. Evet son aylarda farkındayım ki depresyonun dibine vurdum.

Asla olmak istemediğim kadın ve anne profiline büründüm. Ben bu kadını da , anneyide hiç sevmedim kızım. Ben de memnun değilim hemde hiç bu halimden ama yavaş yavaş toparlanıyorum yavrum. Tekrar eskisi gibi, neşeli, mutlu, sevgi ve oyun dolu günlerimize dönücez Allah'ın izniyle bitanem. İnsanlar beklenti içinde olmayı bıraktım artık. Eledim çoğunu ve hala elemeye devam ediyorum. Bunalım insanlardan kurtuldukça daha bir hafifledim ve daha farkına vardım asıl olanın siz olduğuna.

Bu aralar herkes soruyor ''Selma çok sinirlisin hayırdır '' diye. Sinirlilik hali değil, insanların bu kadar vefasız davranıp üstüne benden vefa beklemeleri bozuyor sinirimi. Ben sinirli değilim arkadaşım, artık sizi önemsemiyorum. Değer verdiğim birkaç kişi haricinde ki herkesi çerezlik dostluklar kategorisine kaldırdım. Sonuç; böyle daha iyiymiş.
Hayata ve yaşananlara üzülürken insan kendi düştüğü ve düşürdüğü yavrularının durumunu gözden kaçırıyor. Benim için önemli olanların peşindeyim artık. Dünya paralanmış umrumda değil. Onu tak bunu tak yavrularımı ihmal ettim. Kimseyi, hiçbirşeyi takmıyorum artık.

Seni özledim kızım. Sana sarılıp yatmayı, kokunu içime çekmeyi, seninle oyunlar oynamayı, beraber kekler kurabiyeler yapmayı, beraber yatağında zıplamayı, beraber gezmeyi, top oynamayı kısacası seninle yaşadığım hayatı özledim.

Akşam olsun kreşten dön diye dört gözle bekler oldum. Babanı bile bu kadar beklemezken :)
Beraber ettiğimiz dansları özledim. Sana dair kaçırdığım anları düşününce içim ağlıyor. Sen çok özelsin benim için ve hep öyle olacaksın. Altın saçlım, parlak gözlüm benim.

Sana dair yazıcam, uzuuun uzun yazıcam annem. Sen benim ömre bedelimsin meleğim.

13 Kasım 2011

Hastayım

Allah'ım bu ne hastalıktır yarabbim. Nefret ederim gripten, o da geldi beni buldu. Bir yandan çocuklara bulaşmasın diye çırpınıp duruyorum, diğer yandan çocukları bir türlü tepemden indiremiyorum. Yatak-döşek hastayım ama yine de mükellef pazar kahvaltımızı ertelemedim, ardından hep beraber yenen öyle yemeği, derlemesi-toplaması. Çocukları uyutma görevi Allah'tan kocanın da biraz nefes aldım.

Dokunsalar puf diye dağılıcam sanki. Eklemlerime kadar hiçbir yerimi hissetmiyorum, hapşırık üstüne hapşırık, nefes alamama, sürekli öksürük ve yenen her lokma arkası kusma. Berbat durumdayım yani.

Buna rağmen ütü yapıyorum. Kütüphane 5  dk. molaya kaçtım. 3 makina ütü vardı. Çoğu bitti azı kaldı. Bende ise az bile derman kalmadı. Şu satırları bitirip, doğru ütünün başına. Kalmasın, takıntılıyım ya !

Yarın Afyon'dan Semoş geliyor. Senelik izinin bir haftasını kullandı bitanem benim için. Hastayım ve çocuklara bakmakta zorlanıyorum. Ardından bazı ufak-tefek rahatsızlıklarım için doktora gitmem gerekiyor. E çocuklara bakacak benden başka kimse de olmadığı için, yavrum izin kullandı. Ben geliyorum yardıma abla dedi. Benim ise içimin yağları eridi.

Keşke, keşke hep yanımda yakınımda olsan. Bebek kokulu meleğim. İlk göz ağrım benim. Seni çok özlüyorum ve hep özlüyorum. Sen yanımda olsan benim hiçbir zaman sırtım yere gelmez. Hoş uzaklarda olsan bile, biliyorum ki aslında hep benimlesin yine.

Mutluyum, o geliyor ya yarın Alla'hın izni ile. Bayramda ordaydık ama kalabalık, çocukların telaşesi, birşey anlamadık birbirimizden. Uzun sohbetler edemedik. İnşallah bu hafta az da olsa doyarız birbirimize. Ben ona hiç doyamam ya !

Olsun, öperim öperim, mıncırır, koklarım o da '' üff abla çok öptün yine '' diye sitem eder.

12 Kasım 2011

Begüm'ün kreşte ilk kurban bayramı kutlaması


Öğretmenleri ile beraber çok güzel bir bayram çalışması yapmışlar


Unutulmayan bayram neşesi şeker ikramları


Güzel bir bayram hatırası


Güzel meleğim, bayram siz çocuklara başka yakışıyor.

Kurban bayramında biz


Bayram sabahı pijamaları ile kahvaltı beklerken


Kahvaltı sonrası biraz ablasının çadırında keyif


Ardından, duşlar alınmış, ciciler giyilmiş doğruca babaanne ve dedeyle bayramlaşmaya gidildi





Nursen'ler de ordaydı. Yakışıklı Baran her zaman ki gibi yakışıklıydı. O yanakları nasıl mıncırasım geliyor ama annesi görmeden yapmalı :)


Orhan'nın kuzeni Oya ablasının kucağında seyri-alem. Bu arada bu ikili pek bir iyi anlaşıyor :)


Dayı-yeğen cep telefonu kurcalıyorlar


Anasının kuzusu, ya ben bu çocuğa ba-yı-lı-yo-rum neden bilmem :)


Ömre bedelim, herkes kendi halinde takılırken kendini oyalamanın yolunu bulmuş.


Bayramın 2. günü Afyon'daydık. Erkek kardeşim hakan'larla beraber gittik. Semoşun orta sehpasında oyun oynarlarken, bizim oğlan Öykü'nün sürekli mızmızlanmalarına kızınca kaldırdı elini osmanlı tokadını yerleştirmeye koyuldu. Allah'dan bu arada kızımız sustu da gerek kalmadı :)


He şöyle yola gel pozu :)


Baba kız pozu


Semoş tam keyif yaptı bu iki gün boyunca. Bir eli yağda bir eli balda derler ya! işte bu foto tam buna işaret


Hep beraber yenen akşam yemekleri



Neşeli ve bol curcunalı geçen uzuuun kahvaltı sefaları


Zeynepece kahvaltı yapmak istemezken


Begüm ısrarla fotoğrafının çekilmesine engel olmaya çalışırken


Duru dupduru bir güzeellik



Bizim oğlan yine yaygara çıkartırken ve Öykü şaşkın şaşkın onu seyrederken



Teyzesinin bahçesindeki domatesleri en çok kim toplayacak diye yarışırlarken ( tabi bu domatesler kızarmadığı için Semoş tarafından turşu yapılacaklar )



Dönüş yoluna çıkmaya 5 dk. kala fotoğraf çekme telaşına düşen ben makinayı doğru bir açı ile
kuramadığım için işte böyle bir foto yadigar kaldı elimize.

Bayram bizde Orhan'nın namaza gitmesi ile başladı. Onlar namaz arkası kurban kesimine gittiler. Ben bu arada uyanan bizim ufaklıkları yıkadım, pakladım, giydirdim. Başladık kahvaltı için babamızı beklemeye. Babamız geldi, önce bayramlaştık ardından oturduk masaya. Kahvaltı bitti, Orhan çocuklarla oynarken ben başladım payları ayırıp, kalan etleri temizleyip doğramaya. Sonra çocukları uyut. Etlere devam et derken baktım ki 4 saat ayakta et doğramışım. Çocuklar uyandı, giydirildi, doğru babaannelere bayramlaşmaya. Nursen'ler ve Oya' da ordaydı. Çocuklar oynadılar, biz sohbet ettik. Akşam yemeği, arkasından çay-tatlı keyfi döndük evimize.

Eve döndükten sonra hemen çocuklar uyutuldu. Kıyma yapılan etler teker teker poşetlenip buzluğa kaldırıldı. Ev derlendi toplandı, çantalar hazırlandı vs...ev ahalisi uyudu. Ben ise yarım saat uykuyla gecenin üçünde uyanıp yolculuk hazırlıklarını bitirdim. 4 gibi Hakan'lar geldiler ve yola koyulduk. Sabah 9 itibari ile Afyon'daydık.

Yolculuk tam bir sefaletti. Erkekler önde, 2 kadın, kucağımızda 2 bebek ve ortada oturan 2 çocukla koyulduk yola. İlerleyen saatlerde çocuklar mızmızlanınca Buğra'y verdim Orhan'nın kucağına, Begüm uzandı kucağıma. 5 saat pelt bir vaziyette uyuşmuş ve karıncalanmış bacaklarla dayandım yola.

Hep beraber kahvaltı yaptık, uyuduk uyandık, sohbet muhabbet derken 2.günü bitirdik. 3. gün kahvaltı sonrası çıktık gezdik, yemek yedik, çocukları oyun bölümünde oynattık. Onlar oynarken biz bir teras cafe de hep beraber keyif yaptık. Sonrasında eve döndük ve Cem Yılmaz'ın CD'lerini koyup kahkaha tufanına başladık. 4. gün kahvaltı, çocuklar bahçede oynadı, sonra biz kadınlar çıktık çocukları erkeklerle evde bıraktık. Biraz Afyon'a özgü yiyecek şeyler alışverişine koyulup eve döndük. Akşam yemeği ve ardından yola koyulduk. Saat 8 gibi yola çıktık. Gece 1'de evdeydik.

İşte biz bu bayramı 3 kardeş ailelerimizle hep beraber dolu dolu böyle geçirdik. Bol bol özlem gidererek.

11 Kasım 2011

Sevdiğim adam



Bir gün öncenin verdiği yorgunlukta eklenince, bendeki uyku hali dün akşam itibari ile tavan yaptı. 7:30'da işten gelen koca ve çocuklar ile Migrosa alışverişe gidip, dönünce hemen aşkam yemeğine oturup, ardından alınan bir bardak çay ile kütüphane laptop'un başına geçiyim şöyle 5 dk. derken, biten bir bardak çayın ardından koltukta yorgunluktan sızıp kalmışım. Buğra'yı uyutmuştum zaten. Begüm Meraklı Minik dergisinin bu ay ki yayınını inceliyordu benim sızdığım sıralarda.

Yemek masası olduğu gibi duruyor, yıkanmış çamaşırlar asılmayı bekliyor vs. birsürü derle-topla durumu yani.

Netice; gözümü açtığımda yatağımdaydım ve saat sabahın 06:30'u idi. Buğra'nın sesine uyanmıştım. (Buğra gece emmek için uyanmanyalı Allah'tan bırakalı birkaç ay oldu.) Ama o tekrar uyuya kalmış garibim. Gözlerimden uyku akıyor, aklım hala dün gece içemediğim 2. bardak çayımda. Çayı ısıtır sabahın köründe bir bardak içersin. Sonradan farkına vardım ki ! ev toplanmış, masa kaldırılmış, bulaşıklar makineye yerleştirilmiş, Begüm uyurulmuş, çamaşırlar asılmış, ben yerime yatırılmışım.

Şimdi; ben bütün bu işleri yapan ve büyük dertten kurtaran, ardından da benim 9 saat uyumama fırsat veren bu kocaya aşık olmayayım da ne yapayım :)

Seviyorum seni be kocam. Hemde öyle böyle değil. Tamam iyisin, hoşsun, yardımseversin, elinden geldiği her noktada herkese yardımcı olmayı çok seversin bilirim ama dün akşam deli gibi başın ağrırken ve en az benim kadar yorgunken kendini değil de beni düşünüp benim dinlenmemi sağlaman başka bir insanlığa örnek.

İşte bu yüzden diyorum ya ''sen varken benim başka bir dosta ihtiyacım yok'' diye. Hep sen vardın en iyi ve en kötü dönemlerimde yanımda ve hala görümyorum ki hep sen varsın yine.

Ne aile, ne akraba, ne eş, ne dost. Ne hastalıklar geçirdim, bir tas çorba yapacak insan yoktu senden başka etrafımda. Ne acılar yaşadım bir omuz yoktu senin omuzundan başka. Ben sana olan vefa borcumu ödemeye kalksam, rabbimin bana yazdığı ömür yetmez.

Her zaman diyorum ya ! herkes-hepimiz insanız ama sen başka başka bir insansın. ''İNSAN''sın. Kelimenin tam anlamıyla. Şikayet etmeden yaşan bir tek seni gördüm ben bu hayatta.

Sen bana dersin ya hep ''sen beni daha çok seviyorsun'' diye. Evet ben seni daha çok seviyorum ama sen bana daha iyi bakıyorsun benim sana baktığımdan. Hani kocalar için eski kadınlar evin direği derlermiş ya işte bu doğru. Sen bizim evimizin direğisin. Sen bizim babamız, ardakadaşımız, akıl hocamız, okumayı en çok sevenimiz, her zorlukta asla pes etmeyenimiz, asla yemek seçmeyenimiz, bize sabrı ve doru yolu gösterenimiz, oyun arkadaşımız, yani evet herşeyimizsin.

Allah seni; başımızdan da, yanımızdan da, gönlümüzden de eksik etmesin. Hep var ol. Şu dünya da yaşadığımız sürece, herkes için yaptığın iyiliklerin rabbim milyonlarca katını versin sana.

Ben seni çooooooooooooook başka sevdim be.

9 Kasım 2011

Afyon

Kaçtım yine ben, Afyon'a Semoşun yanına. Erkek kardeşim ve aile ile beraber, anlayacağınız ma aile Afyondayız. Bir araba da iki aile geldik. Yolculuk feciydi. Önde erkekler, arkada; iki kadın, kucaklarımızda bebeklerimiz, ortada oturan iki çocuk. Arkayı altıladık anlaşılacağı üzere. Zormuş ama çok zormuş. Birdaha mı asla !

Bugün öğleden sonra çıkıyoruz dönüş yoluna. Benim tüyler şimdiden ürperdi. Herkes yolda, herkes tatilden dönüyor. Bu keşmekeş trafiğin içinde bukadar bebek ve çocukla nasıl yapıcaz bilmiyorum. Giderken geceydi yolculuğumuz. Bir nebzede olsa hafifliyordu yoruculukları ama şimdi gündüz yolculuğu canımızı okuyacak. Dua edin bize :)

Üç kardeş hasret giderdik. Aynı evde birkaç gün beraber kalmayalı seneler olmuştu. Eskiler deşildi, sohbetler birbirini kovaladı, sabahın ilk ışıklarına kadar keyifler yapıldı. Tabi çocuklar fırsat verdiği sürece oldu bütün bunlar.

Evimi özledim ama ne yalan söyliyim. Neyse şimdilik bu kadar. Devamı dönünce. İçeriden sesler geliyor '' haydi masaya buyrun, çaylar soğumasın, ablaaaaa kahvaltı hazır'' türünden. Bana müsade kahvaltı zamanı :)

6 Kasım 2011

5 Kasım 2011

Begüm'ün ilk 29 Ekim kutlaması





İlk kez bu sene kreşe başladı.
İlk kez bu kadar çok arkadaşı oldu.
ve
İlk kez 29 Ekim'i kutladı.

Henüz 2-3 aydır kreşe gidiyor olmasına rağmen çok büyüdü. Kreş ona çok şey kattı ama ondan hiçbirşey götürmedi. Bazı aileleri görüyorum; çocuğum kreşde şu kötü huyu edindi falan diyen. Allah'a şükürler olsun ki bizde şimdilik böyle olumsuz şeyler yaşanmadı. Umarımda yaşanmaz.

Öğretmenini ve arkadaşlarını çok seviyor. Öğretmeninin dediğine göre ; bütün derslere ve etkinliklere dahil olmayı çok seviyormuş. Kreşde tek zorlandıkları nokta Begüm'ün yemek yemek istememesi. Ben bu konuda doğduğundan beri zorlandığıma göre çok normal diye karşılıyorum. Allah razı olsun ki öğretmeni bir şekilde yediriyor. Bugüne kadar ağzına hiç peynir koymamış kıza peynir yedirmeyi başardı. Helal olsun. En az benim kadar iyi bakıyorlar. Allah'dan dileğim hep böyle gitmesi yönünde.

Fotoğraflarda oyuna katılmak için öyle bir el kaldırışı varki hasta oldum. Hevesine hayran kaldım bebeğimin. Öğretmeninin öğrettiği bütün şarkıları ezberlemiş bile çoktan. Öğretmenide çok memnun Begüm'den. Hiç teşvik etmeme gerek kalmadan bütün aktivitelerde yer almayı çok istiyor dedi.. Bu öğretmenini de bizi de ziyadesi ile memnun ediyor.

O mutlu olsun dünya benim olur zaten. Kreşe sadece arkadaşları olsun ve oyun oynayabilsin diye yazdırmıştım aslında. Diğer birçok anne gibi öğreneceklerinin peşinde değildim. Oynarken öğrenmek daha zevkli ve daha kolaymış ki ! şu anda Atatürk şarkıları söylüyor bana, inglizce şarkılar, sayılar, renkler çoğunu öğrenmiş.

O mutluysa ben çok mutlu oluyorum. Meleğim ben dünyamı kardeşin ve senin üzerine kurdum. Benim bu hayatta sizden başka bir mesaim yok. Hep mutlu-mesut, dürüst, vefalı, saygılı, akıllı ve içten olun. Hiç kaybetmezsiniz. Kaybettiğinizi sandığınız veya sanan insanlar olsada, aslında bu özellikler her zaman kazandırır insana.

2 Kasım 2011

Begüm ve odası


 Ağlarken bütün yüzün ağlıyor


Gülünce de bütün yüzün gülüyor meleğim. İçime içime işliyor senin her halin. Sevgi tılsımları yağdırıyorsun her daim yüreğime. Gün be gün büyürken sen, ben dua ediyorum rabbime hep hatırlatsın senin her halini bana.


Kızdığın zaman yeri-göğü inletiyorsun. Ama beni kızdırdığın zaman ise ''ağlıycakmısın anne'' diye soruyorsun. Çok korkuyorsun ağlamamdan, dayanamıyorsun hiç bana, bende sana.


Bu isim yazısı halasının hediyesiydi.








Bu caillou'lu masa takımını 3 yaş doğum gününde dayısı hediye etmişti. Şimdi bütün aktivitelerini bu masada yapıyor. Odasının kapısı kapalı olarak. Çünkü Buğra masa-sandalye ne varsa indiriyor aşağıya. Kıza rahat vermiyor yani.



Bu kalem kutusu olarak kullandığımız kutuyu teyzesi Begüm daha 1 yaşında bile yokken hediye etmişti ona. Bir süre pamuk kutusu olarak kullanıldıktan sonra kalem kutusu olarak hayata devam ediyor :)


Buğra'yı doğumumda hastaneye gelen arkadaşlarım getirmişti bu köpeği. Bizde hastaneden eve dönndüğümüzde ''bak bebişimiz doğdu ve sana bir hediye getirdi'' diyerek Begüm'e Buğra'dan bir hediye olarak sunmuştuk bu köpeği. O gün bugündür Begüm'ün yatağının başında durur bu köpek. Onu dışarda havlayan ve uyumasına engel olan köpeklerden koruyormuş. Ne zaman sorsam sana bu köpeği kim hediye etti diye bebiş diyor hemen. Hatırlaması hoşuma gidiyor.


Bu yeşil sandalye benimmiş. Küçükken bir evcilik oyun setim varmış. Ben hiç hatırlamıyorum. Anneannemde kalmış küçülüğümden beri bu birtek sandalye. O da herşeyi sakladığı yere vitrinine koymuş. Bundan birkaç ay önce annem getirdi. Bak bu senin oyuncağındı diye. Şimdi ise kızımın :)










O bir baket delisidir. Bu yüzden bu pasket potası sürekli asılı olmak zorundadır. Televizyonda kanal değiştirirken ne zaman basket veya futol maçı görse anne bunu aaaaaaaaaaççç diye bağırır.




Mavi benim plates topum, pembe onun zıplama topu. Gelin görün ki, ben pembede plates yapıyorum, o ise mavi ile zıplıyor :)


Paylaşamayacağı oyuncağı golf, 3 yaş doğum günü hediyesi olarak almıştım ona. En sevdiği oyuncağı oldu bu aralar.



Müzik köşesi





Kes-yapıştır oyunları dolabı, yaptığı aktiviteleri sakladığı dolap.


Dergi ve kart oyunları çekmeci


Oyun hamurları çekmesi


Puzzle çekmecesi


Ivır-zıvır çekmecesi


Begüm ve Buğra kardeşler :) Begüm bu isimleri uygun buldu bebişlerine









Uçan balon sevdası


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...