18 Ekim 2011

Sabah sabah :)

Biraz Kibariye eşliğinde çalkalıyor, biraz iş yapıyor, biraz Buğra ile oyun oynuyoruz. Aman maşallah maşallah bugüne şükürler olsun ki ağrısız-sızısız, keyifle ve gülen neşeli bir ruhla başladım. Birazdan Buğrayı uyutur evdeki ufak tefek düzn değişikliği ile uğraşırım. Değmeyin, dokunmayın keyfime :)

12 Ekim 2011

Koca bir çınarı kaybettik



Yukarıdaki  fotoğraf 2 sene önce ziyarete gittiğimizde çekilmişti.

Cenaze defnedildikten sonraki anlar. Maviş kadınım benim, kendini nasılda hırpaladı. Sürekli''beni bırakıpta nerelere gittin oooooooğğğğ''diye ağladı durdu.


Ben, anneannem ve teyzelerim. Anneannemi teselli etmeye çalışırken

Her 15 dakikada bir birileri sürekli mutfakda bulaşık ykıyordu. Bu bulaşık yıkayanlar her seferinde değişiyordu. Kalabalık çok kalabalıkdı. Seveni çoktu çok şükür.

Alındığı seneden beri üzerindeki örtüler ilk kez kaldırıldı bu koltukların. Bu kadar yeni olmalarıda işte bundan. Sadece hayat arkadaşı için kaldırdı örtüleri.

Semoş Afyon'a dönüyor. Vedalaşma sahnesi baya ağır geldi. Anneannem çok üzüldü.

Bu miniminnacık ufaklıksa olan bitenden bihaber gülücükler dağıttı herkese. Sanki teselli gülücükleriydi bunlar.

Bu bebeği çok severdim küçükken. Ama anneannemin vitrininin süsüydü. Oynamamıza izin vermezdi. Ne zaman o bahçeye inse büyükbabam izin verirdi oynamamız için. Zarar vermeden ve anneannem gelmeden yerine koymak şartıyla tabi.

evdeki tek vitrin. İçinde ama o kadar hatıra gizliki.

Onsuzluk

Dibinde oturup çaylar içtiğimiz, ah dişi olsa neler anlatır dediğimiz ağaç

dinlendiği bankı


Cenaze için gelenler kolay abdest alabilsin diye bahçeye konan bidon musluk.

Oçınar büyükbabamdı benim.Gözümün nuru, tonton büyükbabamdı.10.10.2011'de saat 20:30 civarı kaybettik onu.

Evde ailece masaya oturmuş yemek yiyorduk. Bir telefon; kuzenim ''Selma abla nasıl söyliyim şimdi ben'' dedi. ''Büyükbabamı kaybettik dimi'' dedim. Titreyen bir sesle evet dedi ve anlattı. Onu telkin ettim ve yemekten kalkıp bir sigara yaktım. Kardeşlerimi arayıp gerekli ayarlamaları yaptım. Gece biz burdan, Semra Afyon'dan yola çıkacaktık. Ağlamadım. Annem aradı. Onu da aramışlar ve hemen gitmek istediğini söyledi. Tamam anne, çocuklar gelip seni alacak ve gece yola çıkıcaz dedim. Ağlamadım.

Sigaram söndü. Bir tane daha yaktım ve başıma ok gibi bir ağrı saplandı. Bir süre sonra erkek kardeşimle telefonda konuşurken, oturduğum koltukta bayılmışım. Orhan'nın biraz uğraşları sonunda ayıldım. Başımı ovdu, ağrı kesici içtim ama geçmiyordu. Daha da şiddetlendi. Erkek kardeşim, annemi ve kayınvalidemi alıp buraya getirmeye gitti. Ben ise acile iğne olmaya. Yoksa yola falan çıkamayacaktım. Biz hastaneden döndük ve onlar geldiler. İğne sonrası arabaya kadar bile yürüyemiyordum. Başım dönüyor, gözüm kararıyordu ama ağlayamıyordum. Tekerlekli sandalyeyle taşıdılar arabaya kadar.

Hazırlıklar yapıldı, erkekleri yola çıkmadan 2 saat kadar uyuttuk. Malum araba kullanacaklardı.

Buğra'yı yanımda götürdüm ama Begüm'ü evde bıraktım. Babaannesi bizde ona bakacaktı sağolsun.Sonunda yola çıkmıştık. Sabah saat 10:30 sularında vardık memlekete. Biraz alışveriş yapıp eve ulaştık. Kapının önü insan kaynıyordu. İçeri girmemizle bir yaygara koptu. Anneannem feryad ediyordu.

''Selma, gitti büyükbaban gitti''diye. Haykıra haykıra, hıçkıra hıçkıra ağlıyor, yumruklarını sıkıyor, kendinden geçiyordu. 1 saat kadar etraftaki diğer insanları görmedi gözüm. Sadece anneannemi sakinleştirmeye çalışıyor, bir yandan ellerini kilitlemesine mani olmaya çalışıp ovuyor, diğer yandan sürekli dua okuyordum. O sakinleşti, ben herkesle sırayla selamlaştım. Ağlamadım.

Taki kuzenim Semahat gelip bana sarılıncaya kadar. İşte o an, kapının girişinde kilitlendik birbirimize. Seneler varki görüşmemiştik halbuki. Ama onun yeri bende başkaydı işte. O candı, o kardeşti. Ona sarılmamla , tutamadım daha fazla kendi ve gözyaşlarım imtemsizce akıyor, nefesim daralıyordu. Bir anda bırakıp kaçtım diğer odaya ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ağladım, ağladım. Sonunda beni sakinleştirmeye çalışan Semahat'in kollarında bayılmışım.

Kendime geldiğimde herkes başımda beni teselli etmeye çalışıyordu. İyiydim. Geçmişti. Yada ben öyle zannediyordum.

Annem, ben ve Hakan büyükbabamı görmek istiyorduk. Yıkanmış ve tabuta konmuştu. Semra'nın gelmesini bekledi ve açtırdık. Hep beraber elele baktık son bir ona.

Melek gibiydi. Genleşmiş gibi görünüyor, sanki çok mutluymuş gibi yüz ifadesi vardı. Hepimizin içine bir huzur serpilmişti sanki. Son kez ona veda edebildik en azından.Metanetliydim.

Taki helallik istenene kadar. İşte o zaman herkesten uzağa kaçtım ve hakkımı helal ederken durmadı göz yaşlarım yine yerinde. Şimdi şu satırları yazarken durmadığı gibi. Nefesim sıkışıyordu ama bayılmayacaktım bu kez. Çünkü cenaze defnedilmeye götürülüyordu. Önce cami, ardından mezarlık. Dualarla defnettik büyükbabamı.Herkes gitti ama kalkamadım başından. Semra hadi abla yeter diyerek tuttu kaldırdı elimden.

Hayatımda bu bir ilkti. İlk kez sevdiğim birini toprağa vermiştim.Hem güçlüydüm hem değl. Gelgitler yaşıyor insan böyle durumlarda. En azından ben öyleydim.

O benim tonton büyükbabamdı. Ağladım ağladım. Doya doya, dua ede ede ağladım. Yumuşak yürekli, çocukları seven, 5 kız büyütmüş ama hiç erkek evladı olmamıştı. Hep saygı  duyulmuş, herkes tarafından çok sevilen büyükbabamdı.

Yaz tatillerinde memlekete gider okullar açılana kadar bütün akrabalarda sırayla kalırdık. En çokda anneannemlerde. Büyükbabam işten gelir gelmez, hemen odadaki rafın üzerine o yeşil on liralardan bırakırdı bize harçlık olsun diye. Ertesi gün, çamlıca gazoz ve Kastamonu simidi alırdık o paraya. Bu hergün böyle olurdu.

Size saat yapıyımmı derdi ve kolumuzu ısırıp diş izleri ile saat yapardı.

Seni çok seviyorum büyükbaba çooook. Rabbim mekanını cennet eylesin. Gani gani rahmet eylesin.

3 Ekim 2011

Tarhana kokulu kadın


O benim anneannem. Misss gibi tarhana kokulu anneannem. Nam-ı diğer ''pire kadın''. Çok çalışkan ama çok. Pire gibidir. Hiç şikayet etmeden yaşar hayat. 5 kız evlat büyütmüş, 12 'de torun. Mavi gözlü güzel kadın o. Hiç kadın gibi yaşamamış hayatı ama. Kolonya bile sürmez yüzüne. Zorla yedirdikçe yedirir insana. Onun masasında, onun verdiğini yemeden kalkarsan kopar kıyamet. Zor kadındır vesselam. Asla öptürmez kendini mesela. Bazen dalga geçerdim ''sen hiç büyükbabamada mı öptürmedin kendini'' diye sorardım. Vııııııy git densiz diye cevap verirdi. Ben kimseye öptürmem kendimi derdi.

Şimdi büyükbabam yatalak hasta oldu. Ona bakıyor. Bütün günü onun bakımıyla uğraşmakla geçiyor. Kendiside çok hastalandı ama hep ayağa kalkmayı bildi.

Sendeki kudret bizde yok anneanne

1 Ekim 2011

Ortaya karmakarışık


Sana kıyamam meleğim. Gözünden akan her damla yaş bir bir yüreğimi dağlar benim. Sen ağlama bebeğim, hiç ağlama.


3 saniye sonra ağlayan o gözler işte böyle gülümser insana

Yetmez; üstüne birde anneye yer silmede yardım eder

O da yetmez, iş biter anne ile karşılıklı tek kale maç yapılır. Hemde bowling topu ile. Bir saat içerisinde yaşanan bu duygu silsilesi insanı oradan oraya sürekler durur. Evde bir çocuk var, hayat işte tam böyledir.

Geçtiğimiz ay bir gün Şerife'ye oturmaya gittik. Begüm Zeynep Betül diye başımın etini yediği için sürekli e hadi gidelim dedim. Oradaki parka götürdük bunları. İlk kez Zeynep'den aldığı cesaretle zincirlerden yürüdü bizimki. Öyle temkinli ki ! Düşmemek için pür dikkat hareket etti.


Bu bir ilkdi aslında. Kendi yaşıtı bir arkadaşıyla ilk kez tek başına tahteravalliye binişi.


Ortadaki mavili Zeynep Betül. İki arkadaşının ellerini sıkı sıkı tutuyor asla bırakmıyor. 4,5 yaşında minik bir abla o. Bizimkilere oyunlar oynatıyor, onları sürekli kontrol altında tutuyor. Böylelikle biz anneler rahat ediyoruz aslında. Bu dünya güzeli prensesin 2,5 yaşında Mehmet Eren adında bir de erkek kardeşi var. Beni şaşırtan birşey başardı. Ne mi ! Bizim korka korka kalkıştığımız o tuvalet eğitimi seanslarını, kardeşine tek başına verdi ve 2 hafta kardeşini tuvalete alıştırdı. Annesini hiç bu işe bulaştırmadan. Helal olsun sana kızım. Birçok annenin başaramadığı şeyi sen bu yaşında, bu kadar kısa sürede başardın. Seni çok seviyorum Zeynep Betüüüüüüüüüüüül :) Begüm'deeeee

Begüm'le oyun oynuyorlar. Bizimkinin aksine acayip derli toplu bir kız bu. Oyuncakları sepetinden dökmeden teker teker alıp oynuyor. Begüm olsa o sepet alabora durumda idi. Oynanmaz sadece boşaltılırdı hatta.


Baba ve çocuklar olarak yeni bir oyun keşfettiler. Dinazor parkı. Ahşaplardan bir park yapıp dinazorları oynatıyor, hatta bazen savaştırıyorlarda.

Emoşa oturmaya gittiğimizde çekilmiş bir foto bu. Begüm, Buğra ve Poyraz üçlüsü. Buğra onlarla oynamak istiyor ama ikiside ondan kaçma peşinde.

Anneanne ile beraber jetonlu oyunlara götürmüştük bizimkileri. Buğra'da başladı sağolsun ablası sayesinde bu oyunların keyfini sürmeye.


Carrefourda kurulan bu stand çok ilgisini çekmişti Begüm'ün. Hatta ağacın hikaye anlatıyor olması çok hoşuna gitti.




Kuzeni Zeynep Ece'nin ziyaretine gelmesi ile dağılan yatak odası. Bu fotoğraf bu kızın ne kadar dağınık bir çocuk olduğunun en iyi kanıtı. Eve bir arkadaşı gelmeye görsün. Anında sırayla bütün oyuncaklar serilir odasına. Arkadaşını mutlu etmek için herşeyini döker ortaya. Tolamak mı ! haha asla orası benim işimmiş. Öyle diyor sultan :) ben gülüyorum tabi..

Orhan'ın babaannesi. Yani büyükbabaannemiz. Bazen onu ziyarete gidiyor bahçesindeki taze sebze ve meyveleri toluyoruz. Begüm çok zevk alıyor dalından toplayıp yemekten. Bu fotoğrafı çok beğeniyorum. Orhan çekmiş. Bir insanın hayata dair bütün yaşanmışlığı nasılda yansıyor yüzüne aslında.

Babaannemiz çatıdan akan yağmur sularını bu oluk vesilesi ile varile topluyor. Topladığı bu sularla bahçesini suluyor. Ne kadar tutumlu eskiler değil mi ! Bu varilin üstünde Orhan'ın da bebekken çekilmiş buna benzer bir fotosu var. İşte buna benzer bir anı yaratmak istedik.

Kendi elleri ile toladığı cevizleri büyükbabaannesine kırması için veriyor.


Anne-kız pozlarımız. Ben bu pozları verirken duramıyorum tabi yine o yumuk yanakları öpmeden


Geçenlerde Orhan arkadaşları ile çiğ köfte partisindeydi. Annemde bendeydi tesadüf olarak. Bizde annemle Kastamonu usülü etli ekmek yaptık. Tabi hemen aklımıza Hakan (kardeşim) geldi. Onları aradaım ve davet ettim ama minik Öykü hastaydı ve uyuya kalmıştı gelemediler. Bizim boğazımızdan geçermi onlarsız. Bende Hakan'a gel kapıdan sen al ablam, evde yersiniz beraber dedim. Kardeşimde kaçırmaz böyle teklifleri damladı hemen. O arada ben paket yaparken 5 dakika Begüm'le kovalamaca oynadılar.

Abla kardeş Buğra'nın odasında kardeş kardeş oynarlerken

Begüm kreşe başlamadan önce yaptığımız etkinliklerden biriydi bu kuzular. Evde canı sıkılmasın diye netten ne bulduysam oturup ona birşey katmak adına yapıyorduk beraber. Plastik tabak, yapışkan, pamuk ve elişi kağıdı. Sonuç kuzulaaaar :)

Aynı gün kuzularla yetinmeyen kızımla beraber birde bulutların arasından fırlamış bu gökkuşağını yaptık. O benimle bende onunla oynamayı çok seviyorum. Aslında biraz daha büyüsünde ip atlarız o zaman. Çok özledim ip atlamayı :)

Baba ve evlatları

Anne ve evlatları

Ramazandan kalma bir fotoğraf bu. Tam sahur için kalmış birşeyler atıştırıyoruz bizimki uyandı.''anne ne yapıyosunuz'' dedi. Bende sahur kızım, baba oruç tutacak ya işte onun için gece yemek yiyoruz dedim. Cevap; bende acıktım yiyebilirmiyim. Yok yeme denir mi ! gel buyu dedik tabi. İlk sahuruydu işte o gece Begüm'ün.

Geçenlerde Nursen'lerdeyiz. Buğra'ya yoğurt yediricem. Baran'da yanaştı yemek için. Tablo bu. Bir Buğra'ya bir Baran'a :)

Onlar birbirleri olmadan duramaz. Hep dipdibeler.

Yine geçen hafta 3-4 senedir göremediğim bir arkadışımı anadolu yakasına taşınması ile görebilme şansı yakaladım. Bir akşam ziyaretine gittik. Begüm ve Buğra Ali'yi çok çabuk benimsediler. Figen ve Ali'den ayrılmadılar.


Nereye gitsek golf takımını götürüyoruz. Doğum gününde almıştım Begüm'e. Bu kadar seveceğini hiç düşünmemiştim aslında.

Didem'le botanik parka atıyoruz havayı her güzel bulduğumuz an kendimizi. Hem bize iyi geliyor hem çocuklara. Helede ayakkabıları ve çorapları çıkarıp o toprağın üstünde çıplak ayak yürümek, bütün sinir stresimi alıyor resmen.




Bizimkinin çişi gelmiş :) anneeeeeeeeeeeee diye seslenip, bir yandan da tutmaya çalışıyor :) sonrada bana dönüp ''çok komik dimi anne'' diyor :)



Çocuklar kreşde biz didemle gezmelerden birindeyiz. Karnımızı doyuralım dedik. Buğra kendine hemen bir arkadaş buldu tabi :) Ellere dikkat...

Kreş dönüşü Faruk bizde. Biz Didem'le sohbette, Buğra uykuda, çocuklar saklanmış dolapta :)


Dayıya oturmaya gittik. Buğra ve Öykü'den inanılmaz kareler yakaladık. Çok keyifliydi ikisinin diyoloğu çok.

Ramazanda baba ile pide kuyruğunda. İlk kez pide kuyruğuna girdi kızım



Onlar benim ailem


Ayy kurban olurum sizi yaradana. Gözlerinizin içinden fışkıran o ışıltıya. Ne güzel ne bebek bebeksiniz. Yakışıklım benim buldu güzel kızı güler tabi :)

Hafta sonu baba-oğul uyuyorlar, bizde anne-kız yine oyun oynuyoruz.

Önce benim kurabiye kalıplarımlar hamurdan figürler.

Ardından çocuk parkı yaptık.

Babasını uyandırıp hemen gösterdi parkını. Gerçekten bu kez çoğu ondan azı benden.

Buğra'ya hamileliğimden kalma bir foto. Bilmem ! eklemek istedim. Kıyıda köşede kalmıştı. Görmek istedim.

anne-kız oyun sonrası yere yığılırsa ne yapar ! babaya poz verir.

Bu fotoda Buğra3-4 aylıkken çekilmişti. Semoş İstanbul'a gelmişti. Teyzesinin kucağında babaya naz-niyaz


Çok özledim seni ablası. Gülüm, gül kokulu meleğim benim. Çok özledim seni :(((

Buda Buğra'nın doğumundan birkaç hafta sonra çekilmişti. Sevgili ile tıkınırken :)

Oğluş ve ben, gölge oyunu



Perde açılsın, sultan sahnede

Didem'le çocukları babalarına bırakıp  su sirkine gitmiştik.İki kadın baş başa nasılda iyi gelmişti.



Taş tutkunu. Beğendi bütün taşları topluyor eve.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...