30 Eylül 2011

Buğra'nın 8. ve 9. ay gelişimi























Oğlum, tadına doyamadan hızla büyüyen oğlum. Bebek bebek kokan, o kokunun hiç bitmesini istemediğim oğlum. Her halin başka, her hareketin şaşırtıcı. Çok farklısınız ablanla. Begüm kuzeyse sen güney işte bu kadar uç noktalarda seyrediyor farkınız. Huylu mu desem, huysuz mu desem bilemedim. En iyisi bebek huylu oğlum benim.

10 gündür emeklemelere başladın. Daha doğrusu komando gibi sürünmelere. 3-4 gündür ise emekleme moduna girdin. Kablo delisisin. Kabloları dedektif gibi takip ediyorsun. Seni durdurmak çok zor. Ablan bebekken cıss veya hayır dedikmi dururdu. Sen ise kafanı çevirip şöyle dönüp yüzümüze bir bakış atıyor işine yine devam ediyorsun. Hiçbir kelime durdurmuyor seni.

Kendini ayakta sallatarak uyuyorsun halaa. Yastığa kafanı koyunca türlü oyunlar yaparak uyumaya direniyorsun. Sonunda benden çıkan sert bir eeee eeee sesini duyunca kafayı hemen sola çevirip gözlerini kapatıyor uyuma moduna giriyorsun.

Ağlamaya başladığın zaman seni susturmanın birtek yolu var, o da hemen eline yiyecek birşeyler vermek. Yemek mevzu bahisse hemen sakinleşiyorsun. Yoğurt ve peynir en sevdiğin şeyler. Allah'a şükür hiç yemek seçme gibi bir huysuzluğun yok. Umarım büyüdükçe bu değişmez tabi.

Dün alkış yapmayı öğrendin. Sana alkış yap dediğimde utanıp ellerinle gözlerini kapatıyor ama ben sana değilde başka bir yere baktığım an hemen alkış yapıyorsun. Utanma duygun şimdiden başladı anlayacağın. Acayip sevimlisin bebeğim.

Ablana huzur vermiyorsun. Begüm nerdeyse emekleye emekleye peşine takılıyor onun yaptığı şeyleri yapmak istiyorsun.

Çok konuşuyorsun bu aralar. Evin içinde sürekli ''eeeaaaa, eeeee' gibi seslerle bağırıp duruyorsun.

Geceleri artık az uyanır oldun. Bazen bir kere bazen hiç kalkmıyorsun. Ama sabah uyandığında kıtlıktan çıkmışcasına emiyorsun tabi.

Begüm'ün kreşe başlaması ile onun eksikliğini çok hisseder oldun. Sürekli evin içinde onu arıyorsun. Begüm kreşden döndüğü an emekleye emekleye gidiyorsun hemen ablanın yanına.

Seni çok seviyoruz meleğim. Gül kokulu bebeğim benim.

Gelişimine gelince :

8. ay gelişimin

Kilo  9
Boy 68,5
Baş 44,5

9.ay gelişimin

Kilo  9,200
Boy 69,5
Baş 45,5

Doktorumuzun da dediği gibi Allah'a şükür herşey yolunda. Bu ara biraz nezlesin o kadar.

23 Eylül 2011

Haftanın yoğunluğu

Leyleği havada gördüm, bu hafta eve giremedim neredeyse. Begüm'ün kreşe başlaması bir anlamda iyi geldi banada. Yarım kalmış bir ton şeyi hallettim. Gezdim, gezdim. Didem (tek komşum ve arkadaşım) ve sürekli alışveriş merkezlerinde eksikliğini hissettiğimiz şeyleri tamamlama peşinde koşturduk durduk.

Uzun zamandır bu kadar dolu bir hafta geçirmemiştim. Yeni birçok şey eklendi hayatımıza. Eve şimdi geldik. İçimden yazmak geldi ama o kadar yorgunum ki ! Birazdan Begüm'ü alırım servisten ve Didem ve Faruk'da gelir. Her günkü rutin haline gelmiş olan yemek seanslarımız başlar. Birazda sohbet-muhabbet tabi.

Şimdilik müsade bana. Bu yazı burda bitmezdi ammaa malum yemek hazırlamalı. Devamı ve bol fotolusu akşama artık

15 Eylül 2011

Burnumun direğinin sızladığı an :(


Sabah 8 gibi bütün ev ahalisi ayaktaydı. Bu bir ilkdi bizim için. Çünkü 9,5 civarı uyanmaya alışmıştık bugüne kadar. Annem kahvaltı hazırlamış. Begüm bir haşlanmış yumurta yedi. Aslında kreşde yapacak kahvaltısını ama ne olur ne olmaz diye bir yumurta yedirdik.

Orhan işe giderken annemide evine bırakatı. İlk onlar çıktı evden. Begüm anneannesi için ağladı bir süre. Ardından servis geldi ve bizde indik aşağıya. Bugün ilk kez bensiz, servisle tek başına gidecekti. Lakin ağlama kıyamet zorla beni ve Buğra'yı da isteyinde bindik. Beraber gittik servisle okula. Sakın ben oynarken eve gitme diyede yol boyunca tembihledi beni. Biraz onu kameradan izledikten sonra biz eve döndük. Annemi görmek istiyorum diye ağladı ben ordayken de ama görünmedim tabi. Arkası kesilmez diye. Öğretmenleri oyunlarla sakinleştirdiler.

Sonra öğretmeni oyun odasında elleri ile kahvaltısını yaptırdı. Ortam sakinleşinleşince dönebildik eve. Onun aklı ve yüreği bende, benimki de onda kaldı. O ağladıkça yukarda bunumun direği sızladı, gözlerim doldu. Ağlamamak için zor tuttum kendimi.

Ben seni şimdiden çok özledim biliyormusun kızım. Bu yazıyı yazarken bile tutamıyorum göz yaşlarımı. Ne yapayım bugüne kadar davulun sesi uzaktan hoş geliyormuş. İnsan birebir yaşayınca fena oluyormuş. Umarım ikimizde alışırız bu duruma.

Seni ölesiye seviyorum, hemde çoook. Pamuklara sardım büyüttüm ben seni. Ağlayasın diye değil, mutlu olasın diye gönderdim okula.Bunu bil kızım.

Gün birinde bu satırları okurken bilki benimde yüreğim buruk. Annede bırakmak istemedi seni hiç aslında.

Ömrümün en güzeli, yüreğime dokundun be kızım :(((

14 Eylül 2011

Begüm'ün kreş macerası



Begüm'ün ilk vesikalık fotoğrafı. Kreşten kayıt işlemleri nedeni ile istemişlerdi. Bu vesile ile ilk kez kızımında bir vesikalık fotoğrafı olmuş oldu.


Pazartesi itibari ile Begüm kreşe başladı sonunda. Şimdilik ; içime sinen, benim bütün kriterlerime uyan, karı-koca öğretmen olan ve kreşlerinin başlarında duran, cıvıl cıvıl bir kreş bulduk ve yazdırdık. Sahibesi hanım aynı zamanda bizim ufaklıkların müzik öğretmenide oluyor. Müzik odaları ayrı ve oda da bir piyano var. Piyano eşliğinde müzik dersi yapıyorlar. Benim hayalimdi ve gerçek oldu diyebilirim. Keza gezdiğimiz diğer okulların hiçbirinde bugüne kadar piyano veya bir müzik aleti görememiştik.

Pazartesi 2 saat, salı 3,5 saat, bugün ise saat 11 gibi götürüp braktım tam gün kaldı. Orada uyudu bile. Masal eşliğinde uyutuyorlarmış çocukları. Begüm'ün uyumasına çok sevindim. Ama öğlen ellerinden geleni yapmalarına rağmen yemek yememiş. Uyandıktan sonra ikindi kahvaltısını yemiş. Bende zaten zorlamamalarını bazen uyanınca yediğini söylemiştim. Begüm hakkında uyardığım herşeyi şimdilik harfiyen yerine getirdiler. Bu kadar sistemli ve iyi koordine edilen bir okul görmemiştim. Tabi aslını zaman gösterir. Bununda farkındayım. Beni hiç sormamış. Oyuna dalınca unutur beni zaten.

Servisle gelirken, bir çocuk elindeki balonu almak istemiş. Begüm vermeyince de koluna vurmuş. Serviste çok ağlamış. Ayakta getirmişler başka yer olmadığı için. O çocuğun yanında oturmak istememiş çünkü. Yarın gidip bir konuşacağım. Çünkü Begüm'ün çok gücüne gitmiş ve okula gitmek istemediğini söyledi.

Halbuki uyarmıştım. Begüm kendine vurulduğu zaman kendini korumayan bir çocuk. İçlenip, üzülüyor ve çok ağlıyor ama asla karşısındakine vurmuyor. Yalan değil bazen ona vurana vurmasını söylediğim bile oldu. Çünkü vurulduğu zaman iç dünyasına gömülüyor ki buda bizi korkutuyor. Bunu aşmasını istiyorum. Elbetteki böyle şeyler olacak ama daha 3. gününde henüz adaptasyon sürecinde olunca nasıl adapte edebilirsiniz ki bir çocuğu.

Neyse allem ettim kullem ettim ikna ettim yarın okula gitmeye. Yarın gidip konuşacağım daha dikkatli olmaları hususunda. Bu olay haricinde herşeyden hepimiz memnunuz aslında. Yarın sabah ilk kez servisle tek başına gidecek okuluna. Bakalım sabah ki durum ne olacak.

Bugün bütün evraklarını hazırlayıp verdik okula. Hastaneydi, muhtarlıktı gezdik çocuklarla ama hallettik. Gerisi Allah kerim. Hakkımızda hayırlısı neyse o olsun

NOT: Yukarıdaki fotoğrafı sınıfın penceresinden çektim onlar bahçede oynarken. Öğretmenine bir pişşt çaktım. Begüm'e tuvaletinin olup olmadığını sormasını istedim. Çünkü ortalama 1,5 saatte bir gelir onun tuvaleti. Olduğu bilmeme rağmen öğretmene yok diyor. Diğer öğrencilerinde gelmiş. Bir türlü Begüm'ü tuvalete gitmeye ikna edemediler. Bir piiişt daha''3'e kadar say hemen gelir'' dedim. Netice Begüm 3'ü görmeden takıldı peşlerine. Ama bekledim öğretmenin ikna edip edemeyeceğini görmek istedim. Baktım başa çıkamadı o zaman girdim devreye.

11 Eylül 2011

Begüm'e anaokulu göründü


Bugün son olarak bir anaokulu daha gezdik. Bu gezdiğimiz 5. anaokuluydu ve tüm kriterlerimize cevap verdiğini düşündüğümüz için yaptırdık kaydını. Uzatmanın anlamı yoktu. Çünkü bu anaokulunu daha web sayfasından gördüğüm kadarıyla bile beğenmiştim.

Karı-koca eğitimci bir ailenin sahibi olduğu, temiz, seviyeli, şirin, işlerini titizlikle takip eden bir anaokulu olarak göründü gözüme. Tabi, zaman geçtikçe daha doğru tanıma fırsatımız olacak. Biz görüşme yaparken öğretmenler Begümle ilgilendiler. Baya bir oyun oynadılar. Çıkarken, Begüm'ün adaptasyon sürecinin 2-3 günü geçmeyeceğini söylediler. Çünkü bu zaman zarfında bir kere bile bizi aramadı veya yanımıza bile gelmedi.

Tek olabilecek olumsuzluk olarak, 15 gün sonra bu adaptasyonun ters tepme ihtimalinin olması. Umarım böyle birşey yaşamayız. Öğretmenleri ve arkadaşları ile mutlu ve kaliteli bir zaman geçirir. Tek dileğim bu.

Gül kızım, güzel kızım ne zaman büyüdün ve ne zaman okullu oldun sen. Ben alışamıyorum senin büyümüş olma fikrine. Ne bileyim !Sanki ben bakamıyorum da alın siz bakın dermiş gibi geliyor. Tabi yeni bir başlangıç olduğu için böyle hissediyorum ama hissediyorum işte.

Şuramda, yüreğimin taaaa derinliklerinde ondan ayrılmak istemeyen bir köşe var. Diğer yandan, onun,benim ve Buğra'nın için de bunun en hayırlısı olduğu düşüncem. Yürek başka mantık başka söylüyor işte.

Rabbim ne verirse hayırlısını versin.Ağlamak istemiyorum ama ne bileyim işte :(((

10 Eylül 2011

Hafta sonu Büyükada kaçamağı


Motorla Büyükada'ya giderken denizde işte böyle bir mazarayla karşılaştık. Balık kaynıyordu resmen. Offf, olta olacaktı tam o sırada...Begüm balıklar görünce çok sevindi. Akvaryum hariç, ilk kez denizde balık görüyordu.

Ada yolcusu kalmasııııın :)







Buğra ilk kez çubuk kreker yedi. Begüm'ün elinde yutkuna yutkuna bakınmaya başladı. Bende bir çubuk krekeri ikiye kırıp, iki eline birer tane verdim. Sonuç; ham ham ham (kendileri obur olduğu için kimin elinde yiyecek birşey görse yalanmaya başlıyor ) :)

Bu fotoğrafa bittim. Denizdeki köpüğe, renklere, özellikle de Begüm'ün fotoğrafta ki duruşuna...



Adaya ayak basar basmaz gördüğüm ilk şey macuncu amca idi. Çocukluğumun anısıydı. Onu görünce neler neler hatırladım. Hemen yanına gidip Begüm için bir macun yaptırdım. Meraklı fıstık yakından inceledi, inceledi ama yemedi. Sonrasında ne mi oldu ! Afiyetle mideme indirdim. Çok mutlu oldum ama çookkk.

Sonra fayton sefamız başladı. Lunapark diye adlandırılan bölgeye kadar faytonla gittik. Orhan'ın ve çocukların ilk fayton turları idi. Adayı faytonla gezmenin tadı bir başka...



Faytonda uyuya kalan güzel



Nasıl imrendim bu bisiklet turu yapanlara. Bir gün ama çocuksuz sadece sevgiliyle gidicem. İşte o zaman doya doya çocuksuz yapılabilecek herşeyi yapıcam.


Aşıklar çeşmesi dedikleri yer. Gerçekten de aşık çiftlerle doluydu.

Ene serbest peki demekten başka birşey gelmiyor insanın elinden. Benim çocukluğumda hepsi serbestti. Şimdi ormanı koruyoruz ayağına, bazılarına rant sağlamanın yolu aslında bu.




Öyle yalnız ve mutsuz görünüyordu içim acıdı resmen. 

Yüzünden hüzün akıyordu

Fotoğraf çektiğimi görünce poposunu dönen eşşek

Fayton sefasının sonu. Lunapark diye adlandırılan yer


Bu atlar da çayır-çimen gezinip otluyorlardı. Öyle güzeller ki.

Özgürlük onlara daha çok yakışıyor

Begüm ilk kez atları bu kadar yakından görüyor. Aslında 1 yaş civarı yine görmüştü ama o zaman bebekti :)

Bu fotoğraftaki ışık süzmelerini Orhan çok sevdiği için ekledim bu fotoyu

Yine her zaman olduğu gibi, nerede bir hayvan Begüm orada. Arkadaşı onun bütün hayvanlar. Seviyor onlarla ilgilenmeyi ve onlarla olmayı




Koşuyordu, yavaşlamasını söylediğimiz için bize kızdı ve küstü. İşte Begüm'den küzme kareleri


Oğluşumla gölge oyunumuz


Reşat Nuri Güntekin'in evi



Ada sakinleri


Ada sakinlerinlerinin gediklisi. Kedide ki keyfe bak...





Dudaktan Kalbe dizisinin çekimlerinin yapıldığı köşk. Tam 100 yıllıkmış.



Bu da benim alıp, dekore ettirip yaşamayı hayal ettiğim köşk


Oğlunu uyutma çabası içinde olan baba tablosu







Buğra'nın arabasında uyuya kalan güzel. Açık hava fena çarptı :)





Geti bitti, Begüm hala uyuyor. Bizde bari karnımızı doyuralım dedik. Lahmacun ve Alinazik sipariş ettik. Bizim oğlan sağolsun, Ali Naziğin bütün patlıcanları ve lahmacunun bir kısmını bizden evvel indirdi bile mideye. Obuuuuuuuuuuuuuuur :)


Dönüş zamanı ve son bir kare daha yakalamaya çalışan ben



Motorda dönüş yolundayız. Begüm ve Buğra dinazor kavgasındalar. İlk kez Begüm'e dinazor aldım. Belki oynar diye. Oynamazsa Buğra oynar dedim. Begüm'ün bu kadar seveceğini nerden bilebilirim. Dinazor Tom çizgifilm varya ordan biliyor dinazorları. Bu yüzden sevdi herhalde.


8,5 aylıksın daha ama şimdiden kavgalardan galip çıkmaya başladın. Aldın dinazorları dövüş yaptırıyorsun. Sen ne akıllı, ne alem çocuksun be oğlum. Hergüm beni yeniden şaşırtıyorsun. Hep buluyorsun beni şaşırtacak birşeyler.


Geçtiğimiz haftasonu pazar günü gittik Büyükadaya. Uuzn zamandır gitmemiştik iyi geldi.

O günün bize yaşattığı ilkler :
  • Begüm ilk kez macun gördü
  • İlk kez faytona bindiler
  • Buğra ilk kez çubuk kraker yedi. Birde ilk kez, lahmacun ve Ali Nazik yemeğinin patlıcanlarını :)
  • İlk kez atları ve eşşekleri bu kadar yakından gördüler
  • Reşat Nuri Güntekin'in evini gördük
  • Dudaktan kalbe dizisinin çekimlerinin yapıldığı evi görmüş olduk
  • Büyükadayı ilk kez gördüler
  • İlk kez denizde balık gördüler


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...