17 Haziran 2011

Allah'ım ben ev kadını olacak kadınmıydım !


Eskiden iş arkadaşlarım senden imkanı yok ev kadını olmaz derlerdi. İşime çok bağlı ve titiz çalıştığım için böyle derlerdi. Komşularımız ise senden nasıl iş kadını oluyor anlamıyoruz derlerdi. Ev konusunda hamaratlı olduğum için.

Zamanında bende kendimi hep iş kadını olarak görürdüm. Evet ev de iyiyidim ama çalışmanın yeri ayrıydı. Kariyer, iş, hareketlilik, farklılık, gezmeler, tozmalar, partiler, konserler. Böyle geçerken hayat benim için birden herşey değişti.

Bugün çalışmaya korkar oldum. Evli ve çocuklu moduna o kadar çok bürünmüşüm ki hayatım ve sohbetlerim hep bunlar üzerine olmuş.

Şimdi neden mi bunlardan bahsediyorum.

  • Orhan Sibirya'ya gitti. Ben çocuklarla 2 gün yalnızım. Hoş gece sabaha Karşı Semoşlar geliyor ama olsun. Orhan olmayınca benim bir yanım eksik gibi oluyor.
  • Yatak odasının tüllerini ve perdelerini çıkardım. Makinaya attım yıkanıyorlar. Çıkınca tek tek ütülenip asılacaklar. Birde yatağın cibinlikleri tabi.
  • Çocuklara gelince Buğra'yı zor uyuttum. Begüm bütün banyoya yapmış tuvaletini yerler berbat. Temizlik bekliyor. Çıkardım üstünü başını, yıkadım bir güzel kızımı. Şimdi sütünü bekliyor uyuyabilmek için.
  • Ütüyü çalıştırdım. Bir yığın ütüm var zaten. Ben bu satırları yazarken ısındı bile.
  • Ev süpürülüp-silinecek.
  • Yemek var Allah'dan.
  • Saat 5 de komşuma yardıma gidicem. Kaynanası gelicekmiş. Yalnız olmak istemiyor. Kadının kızı bir dövmediği kalıyor zaten. Sözleri ile yerle bir ediyor garibimi. Ben varken yapamaz diye çağırdı. Saçlarımı falan yapmam lazım.
Offf offf yetiştiririm ama benden de bir ömürlük can giecek. Çooook iş var çooook. Ev işleri tekerrürden ibaret. Yap yap hep aynı. Ben mi fazla titizleniyorum diyorum. Yooo değil aslında. Sadece yapılması gerekenleri yapıyorum. Titiz değilimdir ama dağınıklığa tahammülüm yoktur.

Dağınık ev üstüme üstüme gelir. İçim daralır, kaçıp gidesim gelir. Bu yüzden ki ben hiç bilmem ayaklarımı koltuğa uzatıp uzandığımı. Yazık ama bana yaaa. Çocuk, ev, eş ve herşey zamanında ve mükemmel olsun diye paralıyorum kendimi. Erken yaşlandım bu yüzden.

Haydi bismillah başlıyorum.

14 Haziran 2011

Buğra'nın 4. ve 5. ay gelişimi


Bazı şeyleri yazmayı istemeden de olda unutuyorum. Kaçırmamak adına geçde olsa yazmak, ilerisi için not etmek istiyorum. İşte oğlumun 4. ve 5. ay gelişimlerini yazmayı unutmuşum.

4. ay gelişimi : Kilo 7.100 gr. Git gide kilo alımı düştü. Tabi normal. Artık hareketlenmeye başladı kerata.
5. ay gelişimi : Kilo 7.400 gr. Dediğim gibi. Artık 300 gr'dan fazla almaz oldu. Ama herkes, ben dahil kilosunun iyi olduğunu düşünüyoruz. Olması gerektiği gibi. Ne fazla, ne az.

  • Çok sevimli, çok yakışıklı oldu günden güne. Çemkirmeleri daha da arttı. Herkesin bir ağızdan konuştuğu kalabalık ortamlarda fena çemkiriyor mesela.
  • İsmi söylenince (birkaç kez) dönüp bakıyor artık.
  • Tattırmalara başladım 3 gündür. Üzüm suyuna bayılıyor. Önümüzde ki hafta tam anlamı ile başlayacağım ek gıdaya.
  • Boyu hızlı uzamaya başladı. 2 haftada kıyafetler küçülmüş oluyor küçük beye.
  • El-göz kordinasyonu çok iyi. İstediği herşeyi tutabiliyor elleriyle. Sese karşı çok duyarlı. Sesleri çok iyi ayırt ediyor.
  • Ablasını çok seviyor. Begüm yanında otursun gıkı çıkmıyor. Ama yanında kimse yoksa başlıyor mızıklanmalara. Çağırma mızıklanmaları bunlar ama. Artık bende ne zaman ne istediğini anlar oldum :)
  • Gülümsemesi dillere destan zaten. Sadece karşısına geip gülümsemeniz yetiyor. Başka hiçbirşey yapmanıza gerek yok. Sizin gülümsediğinizi görünce hemen başlıyor gülücükler atmaya.
  • Emmeye devam. Allaha şükür süt ile ilgili bir sorunumuz yok. Bazen ağzına süt çok geliyor diye kızıyor bile bana. Biberonda alıyor, emzik de. Bazen sağıp biberonla veriyorum. Allahdan içiyor.

Salona oyunparkını kurdum. Genelde içinde oynuyor. Bazen Begüm'de yanına girmek istiyor. Küsmesin diye izin veriyorum. Ama bugün benden habersiz girmiş. Elinde ki kocaman oyuncağı çocuğun suratına düşürdü. İstemeden oldu ama daha önce çok kez uyarmıştım onu dikkatli olması hususunda. Akıllıdır. Bilir yaptığı şeyin tehlikeli olup olmadığını ama onda deli cesareti var bana göre.

Bazen ceza alacağını bile bile yapar.Çok kızdım ona bugün. Oda cezası aldı. 1,5 saat odasında oynadı ve sonra yanıma gelip ''sös anne biy daha yapmıycam''dedi.Sonunda barıştık.

Afyon fotoları

Bir ayda 2. kez Afyon ziyareti yaptık. İyiki de yaptık. Çocuklara, bana hatta Semoş'a da iyi geldi.



Şansımıza Afyon yağmurlu ve soğukdu. Evin içinde bile çocuklara kilotlu çorap giygirmek zorunda kaldım. 4 gün böyle sürdü. Dönmemize 3 gün kala Allah'dan hava açtıda biraz rahatlamış olduk.


Havanın açması ile balkonun örtülerini serdik ve keyif saatlerine başlayabildik.

Semoşla terası yıkadık. Bildiğin hortumla, süpürge ve çekçekle. Neden böyle anlatıyorum ? çünkü Semoş bana ''abla herhalde senelerdir balkon yıkamamışsındır dimi'' dedi. Evet benim evim balkonlu değil. Senelerdir hiç balkon yıkamadım. O çalı süpürgeyi elime almadım. Özlemişim. Sıvadım paçaları, aldım hotumu, süpürgeyi, biraz yere biraz ayaklarıma su. Nasıl keyif aldım anlatamam.


Bu manzaraya bitiyorum. Yeşil, mavi ve ahşap. En sevdiğim renkler. Doğanın en güzel armağanları bize.

Yakışıklım, o kadar hızlı büyüdü ki ben bile yetişemiyorum tadına doymaya.

Kardeşini kıskanan küçük hanım kendini masanın üstüne attı

Kibar kızım, küçük hanımım benim

Havaların kötü olması nedeni ile Semoş işten dönünce doğruca oyun parklarına götürdü prensesi. Sıkılmasın diye. Yaşından dolayı İstanbul'da top havuzlarına hiç alınmamıştı bebeğim. Orada böyle bir kural olmadığı için top havuzunun sonuna kadar tadına vardı. Begüm top delisidir. Bunu etrafımızda ki herkes bilir.

Kendine arkadaşlar edindi ve onlardan hiç ayrılmak istemedi.




Begüm oynarken bizde oğlum, Semoş ve ben bir kafede vakit geçirdiyoruz. Buğra'yı gören kucağına almadan, mıncıklamadan bırakmıyor. Yine tanımadığımız bir abla Semoş'un kucağından kapmış oğlumu :)
Çocuklarımı hiç esirgemedim. Dokunmayın, ellemeyin gibi takıntılarım hiç olmadı. Aksine ne kadar sevilirse o kadar bende mutlu oluyorum. Çocukda...




Begüm'ün favori jetonlu oyunu. Eskiden bizde Semoşla çok oynardık. Kime çektiği belli :)

Ömre bedel gülüşler. Buğra'nın kahkahalarına doyum olmuyor. İnsan sevdikçe sevmek istiyor.


Afium diye Via Port vari bir alışveriş merkezi burası. Oyun dönüşü Begüm süs havuzlarını görünce elini suya sokmadan duramadı yine. Tam bir su kuşu bu kız.

Bowling oynamaya geldik. Oğlum ana kucağında masanın üzerinde keyifle bizi izliyor.

Begüm top seçme telaşında

Çok sevdi gerçek bowlingi. Evde oyuncak bowling seti var. Az çok ordan deneyimli sayılır. Bu arada baya da güzel kıvırdı bu işi. Şaka maka iyi yuvarlıyor topları. Tabi yerden :) yine bir sürü labutu devirmenin keyifli bir anı

Sevinç çakmaları yapıyoruz.

Ortamın gürültü oğlumu kısa sürede uyuttu. Hiç sorun çıkarmadı bebeğim. Kendi kendine bizi izlerken uyuya kaldı.


Bu dönen salıncaklara bayıldı kızım. Üst üste 4-5 kez bindi diyebilirim. Jeton satan abisi ile öyle anlaştılar ki, bir öpücük karşılığı herşeye bindiriyor abisi onu. Jeton meton hak getire :)


Bir aydır oturmaya başladı yavaş yavaş yakışıklım.



Dönmeden son bir kez pazar yaptık yine. Köy yumurtasından, peynire, ekmeğe kadar ne varsa topladım yine pazarı.

Ma aile gittik. Begüm bir yandan tezgahlarda canının istediği ne varsa tıkındı :)

Üzümleri görünce kendinden geçti. Malum üzüm delisi. Avucunu açmış satıcı abinin üzümleri vermesini bekliyor.



üçer beşer indirdi mideye yıkamadan temizlemeden. Bende çok umursamıyorum aslında. Biraz bağışıklık kazansın dimi ama :)


Semoş pazar arabasını yerleştiriyor. Eve dönüş zamanımız geldi.

Pazar sabahı babamız bizi almaya geldi Afyon'a. Sabah 7 gibi geldiği için Begüm uyuyordu. Orhan'da salonda ki kanepe de uyuya kalmış. Begüm uyanıp babasını görünce işte bu kareler yaşandı.


Kardeşini oynatıyor. Buğra artık her iki yönede dönebiliyor. Yüz üstünden arkaya, arkadan öne her şekilde. Bu arada hala Semoş'un halılar ve sandalyeler gelmediği için idareten bu oturma odasının halısını serdik. Çocuklar oturabilsin diye.



Pazar günü akşam saat 21:25 de trenimiz. Umut gitmeden terasda bir mangal ziyafeti çekti bize. Gönüller de geldiler. Hep beraber çok keyifli bir akşam geçirdik.

Begüm 3'er 5'er götürdü mangalları

Umut usta mangal başında. Ellerine sağlık harika yapıyor. Söylemden geçemeyeceğim. Eti tamam da soğanından sarımsağına kadar herşeyi közledi bize.

Gönü^'cüm ve minik prensesleri Duru. Çok cimcime birşey maşallah.

Ama biraz huysuz. Bir rahat bırakmadı anne-babasını. En sonunda battaniye ile sallamakda buldular çareyi.

Trendeyiz dönüyoruz. Begüm üst katta babası ile Buğra ana kucağında yerde, ben alt katta uyudum. Önce saat 12 ye kadar oyun oynadı prenses.

Sonra pes etti ve 12 gibi uyuya kaldı.

Buğra biraz babası ile oynayıp emip uyudu. Gece boyunca2-3 kez uyandı emdi ve tekrar uyudu.


Sabah saat 7 gibi indik. Eve döner dönmez çayın suyunu koydum ve hemen çocukları yıkadım. Ardından kahvaltı. Onları uyutup duşumu alıp vira bismillah deyip koyuldum işe. Çok da fazla işim yoktu bu kez. Çünkü Orhan'da yurt dışında olduğu için ev boştu. Bu vesile ile temiz kaldı. Tabi yine de süpür, sil, toz al. Çamaşır yıka. Afyon'dan getirdiklerini yerleştir, yemek yap. İşim 2 günde bitti diyebilirim.

Bir de pek unutkanım şu 2 aydır. Ya herşeyi birbirine karıştırıyorum yada gerçekten tamamen unutuyorum.Aklım boşalıyor resmen. Trene yetişmeye çalışıyoruz. Tren gelmiş siren çalıyor. Biz arabayı boşaltıyoruz. Orhan biletleri onaylatmaya gitmiş. Valizi kapan trene yetişmeye çalışıyor. Tam bu anda Umut geri kalan valizi alıyor, ben Begüm'ün elinden tutup koşturuyorum. Trene doğru giderken Semoş geliyor Buğra kimde diyor ve o anda farkediyorum onu Araba unuttuğumuzu. Ana kucağının içinde uyuyordu garibim. O telaşe içide ne oldu nasıl oldu anlamadan sadece Begümü alıp gitmişim. Gerisin geriye arabaya koştum. Beklemeye başladım.

Semoş Umut'u bulup anahtarları aldı ve sonunda oğlumu alabildim. Herkes panik ve telaş içinde kaldı. Sonunda trene bindik ama benim ömrümden ömür gitti. Oğlum olanlardan bi haber mışıl mışıl uyudu.

Bu aralar bu unutkanlıklarımdan korkar oldum. Geçenlerde kayınvalidemlere gitmiştik. Dönerken Orhan Begüm'ü aldı. Ben yine Buğra'yı unuttum. Haydi hayırlısı. Bu yüzden Orhan olmadan çocuklarla tek başıma bir yere gitmiyorum şu 1-2 ay. En azından unutkanlığım geçene kadar.

Seneler evvel yine böyle bir dönem geçirmiştim. Kışdan direk yaza girince benim bünye şaşıyor :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...