31 Mart 2011

Buğra 3 aylık oldu..












Buğram; güzel oğlum 3 aylık olduk. İki bebekle nasıl başa çıkarım derken 3 ayı geride bıraktık bile. Aslına bakarsanız korktuğum kadar da zor değilmiş. İlk 40 gün çok zorlandım ama sonrası çorap söküğü gibi. Kendi kendine herşey yoluna girmeye başlıyor. Hele bir de ek gıdaya başlayalım o zaman daha da rahatlayacağım.

Buğra'nın gelişimine gelecek olursak;
Uykularımız gayet düzenli. Gece ve gündüz kavramını oturruğumuz için herşey yolunda.
Emmeye gelince maşallahı var. Begüm'ün bebekliğine kıyasla daha düzenli emen bir bebek. Allah'a şükür süt problemimizde olmadığı için şimdilik iyiyiz. ( ben bu satırları yazarken Buğra'nın odasından inanılmaz çığlık sesleri geldi. Ödüm koptu oğluma birşey oldu diye. Resmen kendi kendime nazar değdirdim bebişime. Maşallah- Sübhanallah diyeyimde. Neyse yeniden uyumaya daldı miniğim.)
Buğra'nın en ilginç hareketi emerken altta kalan elinin baş parmağını da meme ile beraber ağzına sokup ikisini aynı anda emmesi. Tatlı serserim benim.
Boy- kilo henüz ne durumda bilmiyorum. Doktor randevumuz ayın 3'ün de.
Açık havayı çok seviyor, banyo yapmayı ise hiç sevmiyor. Vücuduna su değdiği anda kopuyor evde kıyamet.
Acayip bir sestonu var. Tizin tizi, biz kağıt yırtılması gibi diyoruz. Ama anında o ses acayip tonlara dönüşüp inanılmaz derecelere kadar yükselebiliyor. Yanınızda konuşan kişiyi bile duyamıyorsunuz o kadar yani.
Renkler ve sesler çok ilgisini çekiyor. İlla bizi aramıyor. Beşiğinde dönencesi ile veya oyun parkında ki oyuncakları ile gayet güzel zaman geçirebiliyor.
Begüm'ün ona öpmek için yaklaştığını anlarcasına yüzünü ekşitiyor ve Begüm öpmeye başladığı anda dayanıyor dayanıyor sonunda basıyor yaygarayı. Neden mi ! Begüm öperken büyük öptüm diyerek tüm gücü ile bastırarak öpüyorda ondan. Dikkat etmesini onun daha çok minik olduğu söylüyorum ama asla kızımdan kardeşini sakınmıyorum. Onu çok seviyor, aynı benim kardeşimi sevdiğim gibi. Dokunmadan, öpmeden duramıyor. Kız kardeşim Semra 29 yaşında ve evli kocaman kadın oldu ama hala benim gözümde eve geldiği ilk günkü gibi bebek. Bugün bile hala ne zaman İstanbula gelse mıncık mıncık öpüyorum bende onu. Oda her zaman ki gibi abla yeter diyor. :)
Neyse konuyo dağıtmadan; Buğra emzik delisi. Emziği düşerse bir de o zaman basar yaygarayı.
Bey efendiyi yan yatıramıyoruz. Ne zaman yan yatırsam, bir de bakıyorum yine dönmüş sırt üstü. Hayır basık kafalının teki olup çıkıcak, görecek ileride gününü. Kızım ne güzel nasıl yatırırsam öyle uyurdu. Bu yüzden harika bir kafa yapışı olutu. Bakıcaz artık.
Şimdilik bu kadar gerisi doktor kontrolünden sonra.

Nezahat Gökyiğit'de bir hafta sonu...

















Evdeyiz; baktım Begüm sıkılıyor, hadi dedim. Bize açık hava lazım. Her zaman ki gibi en yakın ve hepimizin en çok keyif alabileceği yere Nezahat Gökyiğit'e gittik. Bol bol oynadık, enerjimiz sonuna kadar keyifle harcadık. Kargalar, Tavus kuşları ve 3 ayaklı köpeği çok ilgisini çekti bu sefer Begüm'ün.

Son 3 haftadır, gece uykusundan korkarak ve ağlayarak uyanıp, yanımıza geliyor. Bir keresinde anneannesi ile parkta top oynarken, köpeğin biri gelip onun topunu almış. O da korkmuş tabii. Bir de her gece bizim bloğun etrafında sürü halinde gezinen ve bolca havlayan köpeklerin sesleri eklenince buna korkar oldu güzelim. Oysa köpek aşığıydı. Köpek havlaması duyar duymaz cama fırlar (8. katta olmamıza rağmen ) görmeye çalışırdı onları. Şimdi ise korkudan her gece ayakta. Gece gelip korkusunu üzerinden atana kadar bizimle yatıyor. Sonra uyuya kalınca götürüyorum odasına. Halbu ki uyku müziğinin sabaha kadar çalmasına rağmen korkuyor.

Ne güzel tuvalet eğitimini de tam halletmeye başlamıştık ki, bu sorun yüzünden tekrar bezlenmek istedi. Bana '' anne men çüçükk, büyü büyü büyü o zaman''dedi. Yani kküçükmüş, büyünce bezi bırakacakmış. Bende üstüne gitmedim. Belli ki korkudan tutamıyor. Ne yapalım, her zaman kendi gelişimi ile ilgili herşeyi ona bıraktık. Hiç kıyaslamalara girmedik. Bunda da aynı tavrı sergileyip, yine kadarı ona bırakmayı uygun gördük. Ne zaman hazır hissederse, o zaman zaten bırakır bezi.

Konuşması epeyi ilerledi. İsimleri bile öğrenmeye başladı.
Anneanne- Fikriye Begüm'ce Fissüs
Babaanne-Leyla Begüm'ce Yeya
Dede- Ahmet Begüm'Ahhet
Baba-Orhan Begüm'ce Ohhan
Anne-Selma Begüm'ce Seğa
Hala-Nursen Begüm'ce Susen
Enişte- Yavuz Begüm'ce Sösüs
Baran-Barab ve Buğra- Buğra
Hele hele de dayı demesi öldürüyor beni. Dayı diyeceğine uzatarak dayiiiii diyor.

Buğra ile çok ilgileniyor. Kıskançlık diye birşeyimiz şimdilik yok ileride ne olur bilemem tabi. Buğra'nın altını değiştireceğim zaman getiriyor sepeti ''anne meeen '' diyor. Sen yapamazsın ama bana yardım edebilirsin diyorum. Çok mutlu oluyor. Emziği düşünce veriyor. Burnu akarsa hemen medil alıp siliyor. Ağlarsa uç uç uğurböceği şarkısını söylüyor. Üstesinden gelemezse ''anneeeee bebiş ııııııı''  diye bana sesleniyor. Ne zaman ki kendi halledemezse o zaman beni çağırıyor.
 Mesela onları salonda yalnız bırakabiliyorum. Bırakın zarar vermeyi, Buğra'yı ona emanet etmek bana daha güven veriyor. En az benim kadar dikkatli ve temkinli kardeşi hususunda. Başından beri o senin bebeğin, senin kardeşin dediğimiz için bence.

Bir de bu aralar laptopuma fena sarmış durumda. Benden önce uyanıp, beni uyandırmadan, geçiyor laptopun başına. Şarjını takıp açıyor. Paint'i açıp başlıyor birşeyler çizmeye. Ben uyanıyorum, kızım beni niye kaldırmadın dediğimde ise ''anneeee men işşş'' diye cevap veriyor bana. Başından kaldırmıyım diye iş yaptığını söylüyor ki yırtsın durumdan. Az uyanık değildir o.Yani kim önce kaparsayı oynuyoruz evde resmen.

Haytı birşeyler çizmek, karalamak üzerine. Yığınla oyuncak, bebek, o bu var. Onun umrunda bile değil alsın, sulu, kuru, patel boyalarını, keçeli kalemlerini çiziktirsin o. Grafiker falan mı olacak ne !

Tek üzüldüğüm geçenlerde kremrengi deri sandalyeme resim yapmış tükenmez kalemle. Bir de bana anne baak demez mi. Güzel olmuşmu dercesine. İçimde fırtınalar koptu ama ona güzel olmuş ama sandalye yerine resim defterine yapsan daha iyi olur. Çünkü sandalyeden bunu temizleyemeyiz annecim diyebildim. O kadar üzüldü ki. Benden daha çok temizdir çünkü. O ıslak mendille çıkarabileceğini düşünmüştü, çıkmayacağını öğrenince çok üzüldü bebeğim. Olsun ama bir daha çizme olurmu dedim. Cevap hııı hııı offf. oldu Buradaki off çıkmayışına üzgünlük ifadesi.

28 Mart 2011

İçim acıyor, geçer umarım ...

Bir pişmanlık daha ekledim hayatıma. Düşündükçe üzüldüğüm, ağlamadan duramadığım bir sahne ekledim.
Ben yarattım, kendi kendime ettim. Bir daha böyle bir yürek acısını yaşatmayacağım kendime. Kendime ve sevdiklerime.

Duman doldu içim. Yaş doldu gözlerim. Ellerim titredi. Yüreğimi ise kabuk bağlasın istiyorum. Unutayım ve unutulsun istiyorum.

Güzellikler ve güzel bir bahar karşılasın yuvamı ve ailemi. Herkese sevgimi sonuna kadar göztereyim. Beklentisiz olsun bu sevgi gösterim ki, sonunda üzülmiyeyim. Ben çocuklarımı, çocuklukları ile yaşamak ve büyümeden onlara doymak istiyorum.

Kim bilir ! Bir gün herşey daha başka olur ve ben tüm bu zaman zarfında yaşadığım şeylerin de, aynı eskinin peşine düştüğüm gibi düşerim.

23 Mart 2011

Sevgiliye özlem...


Seni özledim;
Seninle evliliğimizin ilk yılında çıktığımız o muhteşem yurt dışı seyahatimizi özledim. İlk kez hamile olduğumu da orada öğrenmiştik. Hep bizdik ve herşey bize dairdi.

Oysa şimdi öyle mi ! 2 iken 4 olduk. İyisini, kötüsünü tartışmıyorum ama 2 olmanın tadı daha başka idi. Birbirimize aittik. Gözlerimiz birbirimizi arar, yokluğumuz özlem yaratırdı. Zamanımız hep beraber, hep keyiflerle doluydu. Kafamıza eseni, estiği gibi yaşardık. Ya şimdi, şimdi öylemi !

Ne sende sen, ne bende ben kaldı. Ne de bize dair anlar.
Özledim seni, sadece seni :((

18 Mart 2011

Geçmiş 10 güne dair kısa notlar !


Buğra Yavuz eniştesinin kucağında...

Baran da dayısının...

Oğullar yer değiştirince, babalar oğulları ile göz teması ile bağı koparmadan durumu iyi idare ediyorlar.

Begüm ve Baran, nasılda benziyorlar birbirlerine.


Güzeller güzeli, ömrümün en güzeli, baylıyorum senin duş sonrası hallerine. Dupduru, bulut gibi pamuk pamuksun kızım.


Bu fotoğrafı yayınlayıp yayınlamamakta baya kararsız kaldım. Ne kadar da çabuk yaşlanmışım. Kendimi görmeyi pek de sevmediğim bir dönemdeyim. Kızım ise lokum gibi görünüyor. Annesinin sultanı.


Ben bunları yan yana görünce hep bir tuhaf oluyorum. Sanki Baran'da benim bebeğimmiş gibi geliyor. Çapkın bakışlı oğlum benim.


Muzuriks seni :)

Baran'nın keyifli anını yakalamışken aldım kucağıma, durum ; mıncık mıncık :)

Bu poza bayıldım, nasılda odaklanmışız ikimizde aynı noktaya...

Baba-kız pozları. Saç-baş derseniz; biri anya biri konya durumu...

Hala uyuyor numarasında, Begüm halasının taklidi peşinde. Ten renklerine dikkat ! Aynı hamurdan gibiler.


Halası uslumu ki, yeğeni uslu olsun. Her daim oyun modundalar. İnsan bu ikilinin yanında sıkılmaz sıkılmaz da, enerjisi yetmez. Bunlar pekmezli :)

Çılgın halanın çılgın oğlu. Oğlum bi dur ! nasıl olsa büyüyeceksin, o zaman zaten bisikletten inmezsin. Sen daha 8 aylıksın ama gel bunu sana anlat dimi ! Yok kardeşim, bu çocukta erken büyüme sendromu var. Hep önde, hep azimli, hep hep maşallah...Bu fotoğraf favorilerim arasında, söylemeden geçmiyim dedim.

Gören de çaykolik sanır. Bardağına bir damla çay, ağzına kadar su dolduruyorum. Sanki şöyle tavşan kanı çay içiyormuş gibi ballandırıyor küçük hanım. Bir de bu yaştan sonra önlük taktırı oldu, sulu şeyler içerken. Nemiş ! Cicileri kirlenmesinmiş. Sanki kendi yıkıyor sanırsın.

Haftalardır kar bekliyordu bebeğim. Sonunda dileği gerçekleşti ve bahara girmek üzere iken kar geldi. Bebeklerin dilekleri daha mı kolay kabul oluyor dersiniz  ! Babası küçük hanımı giydiriyor. Saat akşamın 21:30'u ve biz kar oynamaya çıkıyoruz. Hazır annem bizde iken, Buğra'yı onunla evde bırakıp üçümüz bol bol kar oynadık.

Karda yattık

Kartopu oynadık

Üstelik kardan adam bile yaptık. Kardan adamımız 20 cm boyların cüce bir kardan adam. Anne alelacele bir kardan adam konduruverdi oyunun ortasında. Neden mi ? Begüm Caillou'yu izlerken gördü karı ve kardan adamı. O gün bugündür kar ve kardan adam sayıklıyor. Bu yüzden aklında ne varsa yapmaya çalıştım onun için. Öyle olmasa zaten, hangi anne çıkarır akşam saati, buz gibi karda çocuğu dışarı değil mi ama. Ne yapalım, gündüz hem Buğra, hem de bir türlü dinmeyen kar fırtınası yüzünden çıkaramadım kızımı. Kar görmesemiydi yani.

Yok olmaz, kıyamam kızıma ben. Bal gibi de çıkardım ve hepimiz mutlu olduk sayesinde. Ben 1.1. doğumluyum yani kış çocuğuyum. Ben sevmiyim de kimler sevsin karı. Kızı da anası kılıklı yani.

Kara doydu ...

Ertesi gün, bu sefer biz Buğra ile evdeydik o anneannesi ile çıktı karda oynamaya.

Bulundukları yer evimizin önünde ki çocuk parkı. Ben ise evden çekiyorum fotoları. Evin 8. katta olduğu düşünülecek olursa çekim de anca bu kadar olur. Ama ne olursa olsun çekmeden olmaz. Yaşanan her anın ayrı bir hatırası var. Mümkün olduğunca da bu anları kaydetmeye çalışıyorum. Dünya hali; günün birinde bana birşey olsa burda bize dair çoğu şeyi görmüş olacaklar.

Sizi çok seviyorum yavrularım


Telefonum henüz 3 aylık. Ben bile jıyamıyorum, dikkatli kullanıyorum ama Begüm sağolsun hiç oralı değil. Ne zaman arkamı dönsem cebim elinde. Bir bakıyorum facebook'a girmiş, bir bakıyorum müzik dinliyor, telefonun ayaraları ile oynuyor. Dün sabah bir baktım telin masaüstü fotosu değişmiş, ''senmi yaptın kızım dedim'' hıhıhı '' dedi. Öğlen yine değişmiş, akşam ise foto yoktu. Hızına ben bile yetişemiyorum.

Aynı şeyi laptopuma da yapıyor. Teknolo ve tamirat ilgi alanı biliyorum ama bu kadarı biraz fazla. Kıyamıyorum da kerataya.

1 sene sonra ilk defa bant taktırdı başına yine. Beni çok şaşırttı. Yakalamaca oynuyoruz. Buğra'yı uyutur uyutmaz anne-kız önce evi toparlıyor, sonra oyuna dalıp yeniden dağıtıyoruz. Olsun elim çabuk, nasıl olsa tıoplayan da benim sefamız olsun :)

Almış eline makinayı fotoğraf avında. ''Ne yapıyorsun dedim'' ''Anne men kayyu dedi'' Caillou'nun fotoğrafını çekiyormuş. Hanım efendi sora bana bir de laptopumu gösterdi. Neymiş; fotoğrafları laptop da görmek istiyormuş. Boşalttık tabi hemen. Çümkü; son günlerde diline HADİ- HADİ ANNE kelimelerini doladı. Hiç bıkmadan istediğini yaptırana kadar hadi diyor. Sonunda tamam kızım yeterki sus diyerek istediğini yapıyorum. Tabi sedece makul şeyleri.

Bayılıyor Buğra'nın beşiğine oturup, dönencesi ile oynamaya.Beşik Begüm'ün beşiğiydi, hatırlıyormu acaba diyorum bazen.

Pazar kahvaltımız. Babası ile nasıl da aynı dilden konuşuyor. Sosisli yumurtayı sevdi. Sucukluyu seven sosisliyi de sever herhalde dedim yaptım. Sonuç harika...

İşe böyle yenir dimi kızım :)

Gün güneşim, her zaman ki gibi pırıl pırılsın. Allah herşeyi gönlüne göre versin yavrum. Seni benim gönlüme göre verdi. Senin bir bakışın, bir gülüşün içimi titretir annem. Üzgün olduğun zaman gözlerindeki pusa gömülür, neşeli olduğun zaman çiçek açarım annem. Seni çok seviyorum kınalı kuzum.

Oğlum, yavrum mis kokulum. Öpmeye doyamadığım bebeğim. Allahıma şükürler olsun ki sizleri bana verdi. Beni sizin gibi evlatların annesi yaptı. İkinizide çok seviyorum. Öyle çok seviyorum ki hemde.

Gülüşün, o gülüşün eritiyor beni yavrum. Sıcacık, tertemiz en saf halinlesin. Ruhumu temizliyorsun bebeğim. Güne senin mis gibi bebek kokunla başlamak öyle güzel ki.

Yavrularım; siz beni öyle mutlu ediyorsunuz ki rabbim de sizi ömrünüz boyunca mutlu etsin.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...