24 Şubat 2011

gözlerim kapanıyor ruhum değil...


Öyle yorgunum ki ! Göz kapaklarım sızlıyor, ensem de ise migren fırtınaları esiyor. Bedenim dökülürken, ruhum da bir o kadar enerjik. Kendini mutlu etme peşinde ama ne çare vücudum ruhuma uyum sağlayamıyor.

Benim haricimde herkes uyuyor. Bir ben; felekten birkaç dakika çalmaya çalışıyor, çaldığım bu dakikalarıda şu an bu satırları yazmakla değerlendiriyorum. Kahvemi içtim, notlarımı düşüyorum. İstiyorum ki ; günün birinde, tutuk bir vücutla değil de dinç bir halde sabaha günaydın demek. İstiyorum ki; günler 24 saat değil de 48 saat olsun. İstiyorum ki ; bedenimle ruhum dost olmayı başarabilsin. İstiyorum ki ; sadece anne olmak yerine biraz da kadın oldumu hissedebilmek.

Bunun gibi daha nice isteklerim var ama inanıyorum daha doğrusu inanmak istiyorum birgün, bir saat ben yine bu isteklerimle beraber olabileceğim.

Hastaneden eve döndüğümüz dakikalara ait bir fotoğraf yukarıdaki. Hastanede sabahlamış minik prensesimin, ateşle ettiği mücadelenin devam halleri yani. Nasıl bitkin, nasıl yorgun...Yavrum, Ömrüne ömür, canına can katabileceğimi bilsem, her damla kanımı akıtırdım senin için.

22 Şubat 2011

40 derece ateşe dayanan minik vücut...



18 Şubat gecesi ateşlenmiş, verdiğin ateş düşürücü şuruplar sayesinde sabaha birşeyi kalmamıştı kızımın. Taki 19 Şubat gecesine kadar. Gece saat 12 gibi üstünü örtmek için odasına girdiğimde bir de ne göreyim cayır cayır yanıyor. Hemen ateşini ölçtüm 39,5 tabi bendeki manuel ateş ölçer ve aynı zaman da Begüm koltuğunun altında doğru dürüst tutmuyor. Tir tir titriyor ve ağlıyor. Hemen kayınvalidemi aradık. Sağolsun geldi ve evde Buğra'ya o baktı.

Biz de Begüm'ü aldığımız gibi doğruca  Kadıköy Şifa hastanesine gittik. Hemen ateşini ölçtüler 39.5 doktor Esra hn. 1 ölçek Pedifen ateş düşürü şurup verdirdi. Orhan hastaneye gitmeden ve Begüm uyumadan önce 1 ölçek calpol verdiği için Esra hn. Pedifenin düşüreceğinden umutlu idi. Olmadı 1 saat beklendi, Begüm çırıl çıplak soyuldu ama ateş düşmedi.Ardından buzlu su ile soğuk pansumana geçtik. 1 saat boyunca da soğuk suda ıslatılmış bezlerle pansuman yaptım kızıma. Ama o pansumanlar sırasında, soğuk ve ıslak bezleri vücuduna koydukça ''anne hayır anne'' diye hüngür hüngür ağlayarak, yalvarırca ellerini bana uzatıp bakmasını ve gözlerinde ki o çaresizliği asla unutamam.

Derken Orhan calpol'ü 1 tatlı kaşığı vermiş olduğu için yarım ölçek daha Pedifen verildi. Soğuk pansuman devam. Aradan 2,5 saat geçti. Ateş sürekli ölçülüyor. Sonunda ateşi 38,5 a düşürmeyi başardık. Bu kez inanılmaz derecede sarsıntılı bir titreme aldı kızımı. Esra hn. titremnin geçmesini beklememiz gerekiyor. Titreme ateşinin tekrar yükseleceğini gösteriyor dedi. Ateşin 38'e düşmsini bekliyoruz. Çünkü antibiyotik iğne yapacaklar. Ateşin düşmesini beklerken titremenin ardından birden 40 dereceyi gördük ve şok olduk.Ateş 15 dakikada tekrar yükseldi, hemde umduğumuzun üzerinde yükseldi. Bu sefer ılık su pansumanı yaparak yine bekledik. Son verdiğimiz yarım ölçek Pedifenin etkisini göstermesini. Ateş 38,5 ardından 37,7 düştü. Hemen iğnesi yapıldı.

Esra hn. bizi göndermeyeceğini, odaya alacağını ve sabaha kadar müşaade altında tutulması gerektiğini söyledi. Ama bir sorun vardı. Bizim özel sağlık sigortamız yoktu sadece SSK lıydık. Hemşireler isterseniz sizi başka hastaneye sevk edebiliriz dedi. Bizim artık umrumuzda değildi. Ne tutarsa tutsun yeter ki kızım iyi olsun. Ödemeye razı idim. 1-2 milyar fatura çıkaracaklarını biliyordum. Muayeneydi, odaydı, gerekli müdahelelerdi. Başka arkadaşlarımdan da daha önce duymuştum ciddi faturalar çıkardıklarını. Hastahaneye giderken zaten bunları göze alarak gitmiştim.

Esra hn yanımıza geldi ve ''ben muayene ücretini almıyorum'' dedi. Hemşirelerde gelip''hastane de sadece uygulanacak olan ilaçların ücretini alacak diğerlerini almayacaklar''dediler. Tabii biz de şaşırdık. Teşekkür ederiz dedik. Begüm'ün durumunun hassasiyeti Esra hn. etkilemiş, onu başka bir hastahaneye göndermek istememiş, bu yüzden bize bu indirimleri yaptırmıştı. Yavrumu hemen odaya aldılar. Serum bağladılar. serumun bitmesi 4 saat sürdü. Bu arada şuruplarını verip, aynı zaman da yarım saatte bir de ateşini ölçtüler. Herşey yolunda gibi görünüyordu. Sabah saat 05:00 serum bitti ve ateş tekrar 39 lara fırladı. İkinci serumu takıcaz dediler. Tamam bir 5 saat daha devam dedik. Diğer yandan şuruplara devam ettiler. Her 3 saatte bir.
Begüm çıplak bir vaziyette sabaha kadar yattı. Yavrum kolundaki serum bozulmasın diye kımıldatmadı bile kolunu. Susa, acıktı. Babasını yollayıp köfte ekmek aldırdım. Anca 2 köfte yiyebildi. Biraz uyudu biraz uyandı . Bu arada Buğra evde babaanneyle. Aklım onda. Aptamil vermesini söylemiştim kayınvaideme. Biz hastahaneye gittikten sonra vermiş. Gece hastanede hemşireler sağolsun sütünüzü sağmak istemisiniz diye sordular. Hiç aklıma gelmemişti. Makinamı evde bırakmıştım. Onlar bana hastanenin makinasını ve bir saklama poşetini getirdiler. Sağdım ve hemen eve yolladım. Hastaneyle evin arası araba ile 5. dakika. İyi oldu. Oğlumuda böylelikle sütünden mahrum bırakmamış oldum. Ben Begüm'ün telaşına düştüğüm için hiçbirşey gelmiyordu aklıma. Hemşireler söylemese farkına bile varmazdım. Üstüm başım süt olmuş farkında değildim.

Sonuç olarak sabah saat 10:00 da ikinci serum da bitti. Ateşini ölçtüler 38,2 tamam dediler. 2. antibiyotik iğnesini de yapıp bizi taburcu ettiler. Geri kalanı için. 2 adet iğne, Pedifen ve calpol verildi. İğneler bitince iğnenin şurubuna devam etmemiz söylendi. Anlayacağınız şu anda; iğneler bittiği için 12 saatte bir Duocid antibiyotik veriyorum. Ayrıca her 3 saatte bir, bir Pedifen bir calpol şeklinde ilerliyoruz. Şu an ki durumumuz bu. Ateşi 37,5 larda tutuyoruz.

Hastane bizden 100 TL. gibi rakam aldı. İnanılmaz şaşırdık. O da serumların ve yapılan iğnelerin maliyetleri sadece. Başta Esra hn. olmak üzere, bütün hastane yetkililerine ve hastane çalışanlarına çok teşekkür ederiz. İnsan böyle kötü günlerde, böyle güzel şeylerle karşılaşınca insanlık ölmemiş diyor.

Allah kimseyi ama kimseyi evladının acısı ile terbiye etmesin. Onun her ağlayışı benim yüreğimi dağladı. Onun her haykırışı beni dünyaya isyan ettirdi. Bu kadar soğuk kanlılıkla davranıp, bu kadar güçlü bir şekilde atlatabileceğimi düşünemezdim, böyle bir durumu. Bana bu gücü veren Rabbime şükürler olsun.


19 Şubat 2011

Ruhumun şarjı kızım


Bu fotoğraf Begüm'ün bebekliğine ait.

Şu anda sabahın 05:10'u ve kızım 39,5 derece ateşle yanıyor. Yatarken hiçbirşeyi yoktu halbuki ! Ne oldu nasıl oldu anlamadım. Bugün dayısının doğum günüydü ve hep beraber bizde kutladık. Kuzeni Zeynep Ece ile beraber oynarken çok mutluydu. Bu ateş bütün mutluluğuna gölge düşürdü. Saat 03:00 dan beri ateşler içinde. Hemen ateş düşürücü şurubunu verdim. Terlemiş; üstü başı, yatak çarşafı heryer su olmuş resmen. Hepsini değiştirdim. Şimdi biraz daha rahat yatıyor ama beni de babasını da başında istiyor bebeğim. Bir yandan başını bekliyor, diğer yandan bu satırları yazıyorum.

Kızım; Allah yardımcımız olsun, şu ateşini sabaha kadar def edelim annecim. Gözümün nuru, ruhumun şarjı kızım. Ömrüme ömür katan, ömre bedel kızım benim.Seni nasıl çok sevdiğimi dünyaya haykırasım geliyor. Ben seni başka başka sevdim annem. Benden herşeyden, herkesten öte sevdim. Ben senin için ömür adarım yavrum.

Yazamıyorum çünkü gözyaşlarımı tutamıyorum. Biz hastalıklara alışık değiliz. Hepi-topu bu yaşına kadar 3-5 kere hasta olmuştur. Hepsinde de canımdan can kopmuştur.

17 Şubat 2011

Şizofren günler


Ağlamaklı bir hal var son zamanlarda üzrimde. Reklamları bile izlerken gözlerim doluyor. Sürekli dilimde aynı şarkı ''Bir daha bu yolları aynı hevesle yürürmüyüm''. Nedensiz aslında. Zaten nedenini bilsem çözmezmiyim sorunu. Ne malum belki de bu hal farkında olmadan hoşuma gidiyordur da nedenini bilsemde bilmiyormuş ayağına yatıyorumdur.

Ben kin beslemem, bezlemezdim daha doğrusu. Artık duygularım beni içine hapsediyor ve yapılanları unutmadığımı, Allah'a havale etmediğimi görüyorum. İçimde intikam çanları çalıyor ama dışımda ağlamaklı bir hal. Ne oluyor bana böyle. Nedir bu dengesizlik. Bütün gün herkese şirinlik muskası gibi görünürken, akşam olupda karanlık çökünce yaşadığım bu çelişki de neyin nesi.

Ağlamaklı bir haldeyim. Belki de ağlanılası bir haldeyimdir de anlamıyorumdur.

Gün ola harman ola.Vardır bunda da bir hayır.

Not: Yukarıdaki foto da Begüm'e hamileydim. Doğumdan 2 hafta önceki halim. Bu yazıyla hiç alakası olmadığını biliyorum ama kendimi iyi hissettirdi bana.

16 Şubat 2011

Kendime özlem...


Günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Sürekli gelgitler yaşıyorum, hızla akan zamanın içinde.  İçimde pişmanlık yok ama özlem çok. Şöyle ki; gidiyorum taaa eskilere, çocukluğuma, oradan yavaş yavaş çalıştığım yıllara ve son olarak yeni evlendiğimiz zamana. Yani çocukların olmadığı günlere özlemim var bu aralar.

Bu asla yanlış anlaşılmamalı. Keşke yapmasaydım değil, keşke erken yapsaydım. 30'undan sonra değil ve keşke çalışmayı bırakmasaydım. Evet o zaman da yorucu olurdu ama bir kahve içmek için bile olsa bir cafede oturmaya fırsatım olurdu. O kadar basit şeylere özlem duyduğumu hissediyorum ki.

Mesela; oje ve ruj sürmeye, topuklu giymeye, incik-boncuk takılarımı takmaya, zayıf olmaya, kotumun içine gömlek sokabilmeye ve kemer takabilmeye, tiyatroya gidebilmeye, soğuk havalarda sevgili ile sarmaş dolaş dolaşmaya, alışveriş yapmaya, kabinlere girip birsürü kıyafet deneyip almaya, deniz kenarında olmaya, caddeye inmeye, emirganda çay içmeyi, adaların tadını çıkarmayı vs. vs...

O kadar çok ki ! Hangi birini yazayım. Bu günlerimi de seviyorum. Bir gün bugünlerin arkasından da aynı şekilde özlemlerimi yazacağımı adım gibi biliyorum. Hatta demin saydığım özlemlerimi ilerleyen zamanlar da tekrar tekrar yaşama şansım var ama bir daha bebeklerimle bu günleri tekrardan yaşama şansım yok. Zaten bu değilmi isyan etmenin eşiğinden döndüren beni. Özleyeceğim günleri düşünerek bugünlerin tadını çıkarmaya çalışıyorum.

Ne çelişkili ama bir o kadar da doğru duygular yaşıyorum aslında. Bedenim bu tempoya daha iyi dayanabilse, şu anki şikayetlerim bile olmaz. Şikayet etmeyi sevmiyorum ama son 2 senedir sürekli şikayet eder bir konumda buluyorum kendimi.

Bir de; sevgilinin bel fıtığı olduğunu öğrenmemiz canımızı çok sıktı. Belindeki 2 diskte birden sorun varmış. İğne ve ilaç tedavi verdi doktoru ama ilaçları bitince ameliyat olup olmayacağına karar verecek. Şu anda bacağına vuran ağrısı yüzünden çok acı çekiyor. Bu durum ikimizi de fazlası ile üzüyor. İşte gelde şikayet etme.

Bütün bunlardan beni alıp misss kokulara sürükleyen oğlum ve gün güneşi kızım. Hem yoran hemde yaşam enerjisi veren yine onlar. Eskileri özlesem de bugünlerin yeri de tadı da ayrı.

14 Şubat 2011

Yeni denemeler, gezmeler, tozmalar


Bu kurabiye kalıplarına bayıldım. Sağolsun  http://www.kurabiyegiller.com/ İlkay sayesinde haberim oldu bu kalıplardan. Bu yaşıma kadar hiç kurabiye yapmamıştım. Denemek istedim. Denedim de. Yapım aşamasını hallettim ama pişirme aşamasına gelince yaktım caaanım kurabiyeleri. Buğra ağlayınca onu emzirmek için yanına gittim, emzirmeye dalıp unuttum. Neyse en azından yapabildiğimi görmüş oldum. Bir dahakine yakmayacağım inşallah.

Bu arada hamur işlerinin yapımı ile ilgili pek aram yoktur ama yemek, salata ve meze türlerine girersek ders verebilecek kadar iddalıyım da diyebilirim yani.


Begüm'ün yeni pastel boyaları. Sağolsun Yavuz eniştesi hediye almış Begüm'e bu boyaları. Eski pastellerinin yüzüne bile bakmıyor. Kim aldı kızım bu boyaları dediğim zaman ''hösüs''diyor. Yavuz diyor kendince işte. Yerim ben senin o dönmeyen dilini bebeğim benim.

Ben mıncıklaayan bir anne olduğum için dolayısıyla Begüm'de mıncıklayarak seven bir abla oldu. Bir dakika öpmeden, sarılmadan duramıyor kardeşine. Buğra'ya gelince pek de şikayetçi görünmüyor bu durumdan.

Cumartesi günü babaannesine gitti Begüm. Dedesini çok özlemiş. Hasret giderdiler yani. Bizde Nursen ve Baran'ı da alıp doğruca İkea'a gittik. Kafamda almayı planladığım bazı şeyler vardı onları hallettim. Nereden baksan 1 senedir gitmemişim oraya. Orhan yüzünden, nefret ediyor İkea'dan. Kalabalığından ve ürünlerinin kalitesizliğinden ki! katılmıyor değilim. Begüm için şu şekilli keçeli kalemlerinden aldım, ne lanet kalemmiş. Ne Begüm'ün ellerinden, ne de bulaştırdığı evin her yerinden çıkmadı. Arayıp şikayet mi etsem ne ! Ya da bunu çıkarmanın yolunu bilen varsa bir zahmet söylesin bana.

 Çok yakışıklı oldu bu fırlama büyüdükçe. Hayran hayran seyretmekten alamıyorum kendimi. Bir de şu ağlarken cırlak kadınlar gibi yırtık çıkmasa sesi. Hem çatallı, hemde yeri göğü inletiyor. Bazen sabrım dayanmıyor desem yeridir. Orhan'a verip kaçıyorum odadan. Çocukluğumdan beri tahammül edemediğim birşeydir artarak yükselen sesler.
 Pazar günü burada kurulan pazara gidiyoruz. Begüm hanım bizden meraklı. Ama bu sefer pazarın orada ki parkta onlar oynadı, bende rahat rahat sebze-meyve alışverişimi bitirdim. Oldum olası çok severim pazar gezmeyi. Herşeyin tazesini almayı. Neye göre taze diyenler olacak olursa marketlerde içi geçmiş sebze-meyveleri tonla fiyata sattıklarını gördükçe gıcık oluyorum. Enayiyiz ya.
Artk dönencesi ile ilgilenmeye başladı kerata. Bayılıyor fil ve zürafaya. Dönence döndükçe o ikisini takip etmeye çalışıyor.

Bugün, hem kandil, hem sevgililer günü, hem de benim kocamın Fener maçını izlemek için stada gittiği gün.Bana soruyo maçı izlemeye gidiyim mi ? diye git dedim diye şardı. Çocuklar yüzünden baş edemeyeceğimi düşünüp gitme diyeceğimi sanıyordu oysa. Bense, en azından birimizin evden uzak bir hayatı da olmasından yanayım. Ben zaten kendim için birşey yapamıyorum. Bari o kafasını boşaltabileceği ortamları yaşasın istiyorum. Mesela peşembe günü de Kayseriye gidecekmiş iş için. Tamam dedim. Eğer o sürekli iş-ev, ben sürekli ev ve çocuklar olarak yaşarsak bunalır, sonunda birbirimi yemeye başlarız. Bunun önlemini alıyorum böylelikle. Birimiz rahatlasın bari.

Begüm, babası gelmediği için uyumak istemedi ama zorla uyudu. Delirtti beni diyebilirim. Sonunda azarı işitip doğru odasına gitti ve 5 dakika da uyuya kaldı. Madem uyuyabiliyorsun o zaman ne diye 1 saat süründürdün beni be kızım.

11 Şubat 2011

Son bir hafta...













10.02.2011
Ben buğra'yı emzirip uyutmaya çalışırken bir de baktım ki Begüm'den ses yok. Yavrum gitmiş odasına pastel boyaları ile resim yapıyor.
Sonrasında, gelip beni laptopun başından kaldırıp ''anne bende iş''dedi ve oturdu. Benden meraklı blogları kurcalamaya...
Ardından akşam oldu ve babamız geldi. Yemek sonrası başladılar oynamaya. Bense Buğra'nın gazını çıkarmaya çalışmaya uğraşıyordum.
Sonra izlediği animasyon filmden etkilenip patlamış mısır istedi benden. Bir mısır tabağı ve bir de meyva tabağı hazırladım baba-kıza. Baba-kıza diyorum çünkü ne meyve ile nede patlamış mısırla pek aram yoktur.
Sonrasında babası ile kitap okuyup, sütünü içip uyumaya yollandılar.








09.02.2011
Halasını (Nursen'ni) çağırmıştım kahvaltıya. Akşama 20:00'a kadar bizdeydik. Bu sayede Begüm fazlası ile doydu halasına. Ben Baran'ı mıncıkladım bol bol. Nursen Begüm'le hasret giderdi bol bol. Tabii genelde kucağında Baran'la. Oğluşum diğer yandan bir bende, bir uykuda, bir Nursen'nin kucağında.

Kahvaltıydı, öğle yemeğiydi, Taze sıkılmış portakal sularıydı, Humana süt arttırıcı çaylarımızdı, Abur cuburumuzdu sonrasında da köpüklüsü Nursen'e köpüksüzü bana ( Köpüksüz çünkü köpüğünü hiç sevmem. Garip di mi ! )Türk kahvelerimiz ve Ukrayna'dan gelen lezzetli çukulatalarımızdı derken tam anlamıyla dolu dolu ve keyifli bir gün geçirdik.



07.02.2011
Emine ve funda teyzeleri geldiler Buğra'mızı görmeye. Bir de Funda'nın oğlu Poyraz. Çok yakışıklı olmuş kerata. Begüm pek pas vermedi ama olsun. Aslında onun içinde değişiklik oldu. Yedik, içtik, sohbet ettik. Allah'a şükür çocuklar da keyif yapmamıza izin verdiler. Güzel bir gündü. Emoşumu çok özlemişim, epeyidir görüşemiyorduk. Ne çok şey birikmiş aslında.




05.02.2011
Ezgi ablası, Zahit amcası ve kızları Elasu geldiler bebişimizi görmeye. Bu vesile ile yeni bir arkadaş daha edinmiş oldu Begüm. Pek de bir anlaştılar. Zaten, yaşıtlarından çok büyüklerle daha iyi anlaşıyor her zaman.





06.02.2011
Via Port'a, hem gezmeye hem de alışverişe gittik. Elektrik süpürgemin motorunu yakmıştım. Bugün yenisini almak durumunda kaldım. İyiki de yanmış diyorum çünkü bu aldığım makina gibisini görmedim daha önce Philips'in anti alerjik bir ürünü. Kablosu uzun, sessiz özelliği var. Kısacası aradığımdan fazla özelliklere sahip. (Sanki reklam yapıyormuşum gibi oldu ama ne yapayım. Son senelerde aldığım ve beni bu kadar çok mutlu eden en önemli şey ). Bahaneyle Bugra'nın 40'nı da uçurmuş olduk. Hoş biz 40'nı beklemeden çoktaaaan uçurmuştuk neyi uçuruyorsak ama...

Bir de fayton turu düzenlemeye başlamışlar Via Port'da bayıldım. Çok akıllıca...Biz binemedik, hem hava hemde bebek arabası falan olmazdı ama sonra kesin.

Alışveriş bitti, Begüm'ü oyun parkında oynattık ve ardından karnımızı doyurup, soluğu doğru evimizde aldık. Hem keyifli hem de güzel bir gündü.




04.02.2011
Boyabat'dan Şinasi dayısı, Mediha yengesi ve Bahar ablası geldi. Bu vesile ile hep beraber babaannesinin evinde toplandık. Yapmadığı, yaptırmadığı şaklabanlık kalmadı hınzırın. Herkesi bir şekilde oyunlarına dahil etti. En sonunda birde Ankara davul-zurna havaları açtırıp dedesine başladı oynamaya ve oynatmaya :)
03.02.2011
Anneanne ile parka, oradan da alışverişe gidiyor prenses. Sabırsız, anneannesinin hazırlanmasını bile beklemeden açmış kapıyı çıkıyor...


Anne-kız çıldırdığımız anlardan biri. Balon oynuyoruz güyaa.

Caillou'nun içinde olduğu herşeyi çok seviyor. Babası Caillou'lu boyama kitabı almış, ortadan kaybolduğunda anlıyoruz ki onun başına oturmuş. Bu da bize biraz da olsa nefes alma fırsatı veriyor. Yoksa sürekli onunla oynamamızı istiyor.


Begümün başında ki aslında bir fular. Körebe oynuyorduk, sonra nasıl olduysa başımıza geçmiş :) Bir de fotoğrafını çekmek istediğim için kızıyordu bana.

Bu fotoğraflara bayılıyorum. Doğuştan babası gibi Fenerlim benim :)

Yakışıklı yavrum benim. Yüzüne her bakışımda daha da hayran oluyorum sana. Günden güne büyüyor, günden güne daha da güzelleşiyorsun oğlum.

Minik bebeğimin minik mi minik patileri. Öpülesi, koklanası patiler.

Bu bebek bezinden yapılma pasta da Nursen'nin hediyesi. Kendi elleri ile yapmışlar.Teşekkür ederim canım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...