16 Şubat 2011

Kendime özlem...


Günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Sürekli gelgitler yaşıyorum, hızla akan zamanın içinde.  İçimde pişmanlık yok ama özlem çok. Şöyle ki; gidiyorum taaa eskilere, çocukluğuma, oradan yavaş yavaş çalıştığım yıllara ve son olarak yeni evlendiğimiz zamana. Yani çocukların olmadığı günlere özlemim var bu aralar.

Bu asla yanlış anlaşılmamalı. Keşke yapmasaydım değil, keşke erken yapsaydım. 30'undan sonra değil ve keşke çalışmayı bırakmasaydım. Evet o zaman da yorucu olurdu ama bir kahve içmek için bile olsa bir cafede oturmaya fırsatım olurdu. O kadar basit şeylere özlem duyduğumu hissediyorum ki.

Mesela; oje ve ruj sürmeye, topuklu giymeye, incik-boncuk takılarımı takmaya, zayıf olmaya, kotumun içine gömlek sokabilmeye ve kemer takabilmeye, tiyatroya gidebilmeye, soğuk havalarda sevgili ile sarmaş dolaş dolaşmaya, alışveriş yapmaya, kabinlere girip birsürü kıyafet deneyip almaya, deniz kenarında olmaya, caddeye inmeye, emirganda çay içmeyi, adaların tadını çıkarmayı vs. vs...

O kadar çok ki ! Hangi birini yazayım. Bu günlerimi de seviyorum. Bir gün bugünlerin arkasından da aynı şekilde özlemlerimi yazacağımı adım gibi biliyorum. Hatta demin saydığım özlemlerimi ilerleyen zamanlar da tekrar tekrar yaşama şansım var ama bir daha bebeklerimle bu günleri tekrardan yaşama şansım yok. Zaten bu değilmi isyan etmenin eşiğinden döndüren beni. Özleyeceğim günleri düşünerek bugünlerin tadını çıkarmaya çalışıyorum.

Ne çelişkili ama bir o kadar da doğru duygular yaşıyorum aslında. Bedenim bu tempoya daha iyi dayanabilse, şu anki şikayetlerim bile olmaz. Şikayet etmeyi sevmiyorum ama son 2 senedir sürekli şikayet eder bir konumda buluyorum kendimi.

Bir de; sevgilinin bel fıtığı olduğunu öğrenmemiz canımızı çok sıktı. Belindeki 2 diskte birden sorun varmış. İğne ve ilaç tedavi verdi doktoru ama ilaçları bitince ameliyat olup olmayacağına karar verecek. Şu anda bacağına vuran ağrısı yüzünden çok acı çekiyor. Bu durum ikimizi de fazlası ile üzüyor. İşte gelde şikayet etme.

Bütün bunlardan beni alıp misss kokulara sürükleyen oğlum ve gün güneşi kızım. Hem yoran hemde yaşam enerjisi veren yine onlar. Eskileri özlesem de bugünlerin yeri de tadı da ayrı.

4 yorum:

  1. Ne çok biliyoruz birbirimizi ve amlıyoruz değil mi? o gel gitler.. anlatırken bile çekinmeler.. şikayet olmasından endişelenmeler.. ve farkındalık.. söylendiklerimze bir gün özlem duyacağımızın farkında olmak vs... geçecek desem o bile acı .. geçiyor ama büyüyorlar çocuklar da..

    Eşine geçmiş olsun Selma'm.. inşaallah ameliyata gerek kalmadan atlatırsınız.. Ama ameliyat olsa dahi artık çok çok kolay.. Annem, ablam 2 kez geçirdi ve yıllar geçtikçe tıp daha çok ilerliyor ve kolaylaşıyor.. gözlerimle şahit oldum..

    sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. Evet Mümine'cim aslında birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Yorumlar farklı olsa da yaşananlar aşağı yukarı aynı. Aslında şükrediyorum bu günlerime. Korkum şükrederken bazı anlar isyan ediyormuş hissine kapılıp nankörlük ediyormuşum gibi gelmesi.

    Dileklerin için teşekkür ederim. Umuyorum yine de ameliyatsız hallederiz şu hastalığı.

    YanıtlaSil
  3. hepimiz hemen hemen aynı şeyleri hissediyoruz, özlüyoruz ama bu günleri de özleyeceğimizi biliyoruz...

    YanıtlaSil
  4. Anne Kaleminden; Keşke bile bile lades olmasak di mi !!

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...