28 Aralık 2010

Hoşgeldin oğlum

Evet doğru duydunuz. Dün sabah 11 gibi sancılanmaya başladım.3 gibi hastaneye gittim ve 15:57 itibari ile oğlumuz Buğra doğdu.

Epidural normal bir doğum düşünürken, 40 dk. içinde nasıl olduğunu anlamadan gelen sık sancılar doğrultusunda doktoruma görünmek istedim. Oda beni acil ameliyathaneye aldı ve doğumun başlamış dedi.

Begüm de çektiklerimin yanında bu çok hızlı ve sürpriz bir doğum oldu. Allah olmayan ve isteyen herkese nasip etsin bu duyguyu.

Şimdilik bu kadar. En kısa zamanda fotoğraflarla beraber buradayız.

27 Aralık 2010

Banyo sefası...






Hergün küveti doldurtur hale geldi hanım efendi. Üstelik öyle 15-20 dk. değil 1 saati geçiyor bu keyif süreleri. Babasının aldığı banyo oyuncağını görünce daha da bir keyifli hale geldi bu sefalar. Her zaman suyu sevmiştir. Girince çıkmak istemez hiç. Bu aralar bana havuza gitmek istediğini de işaret eder hale geldi. Bir anlayabilse annenin hamile ve her an doğurmak üzere olduğunu.

Bir de dün babası çıkan dolabın kapağını yerine takmaya çalışıyor. Begüm durur mu atladı tabi hemen ''mende mende'' diye. Aldı elina tornavidayı, itti babayı başladı tamire. Sonunda tamirci çıkacak başımıza bu kız.

Cumartesi günü doktor kontrolüm vardı. Yarın yani ayın 27 si doğum zamanım olarak görünüyor fakat doktorumuza bakarsanız bizim fırlamanın henüz gelmeye hiç niyeti yokmuş. Şu anda 3.600 gr. olmuş. Bende 69 kg tırmanmışım. Yani toplam da 7 kilo almış bulunuyorum. Halbu ki nasıl da seviniyordum 5 kilo aldım diye ama neyse 7 kilo ile bitirmek de güzel olacak inşallah.

Mide yanmalarım arttı. Hareket kabiliyetim epeyice azaldı. Çok ter basmaya başladı ama gelen giden yooooook.

 Bu arada 8 sene sonra 2. kez balık pişirdim bugün. Ben balık pişirmeyi bıakın bir yana, dokunamam bile aslında. İnatla yapıcam ben bunu diye daha önce aldığım çupraları fırında pişirdim. Harika oldular. Benim de hiç de korktuğum gibi olmadı. Begüm de çupranın birini afiyetle götürdü. Zaten kızım için inat ettim. Begüm balığı çok seviyor, benim aksime.

Bugüne kadar genel de anneanne veya babaannesi bize balık yapardı. Ama artık bende yapabiliyorum. İşin kötü yanı, bütün evin balık kokması ve fırın dahil her yeri çamaşır suyu ile silmel zorunda kalmam. Ayrıca hemen çöplerin atılması. Yemesi güzel de, arkasında bıraktığı koku berbat.

Kontes...




Salı günü babaannesine balığa giderken giymek istedi bu kıyafetini.  Gardrobuna ne giyse diye bakarken o farketti bu takımını. Geçen sene yılbaşı gecesi dayısının hediyesiydi. Resmen dolapta, o kadar kıyafetin arasında unutup gitmişim. Kızım görmese herhalde uzun bir süre daha unuturdum.

Giydi ve geçti aynanın karşısına. Başladı kendini incelemeye. Eğer giydiği bir kıyafeti çok beğenirse hemen aynanın karşısına geçip kendini inceler. Hele de şapkalı bir takım olası daha da cazip kıldı onun için. Şapkalara ayrı bir düşkünlüğü var.

Çok ama çok güzel oldun o gün bebeğim. Ben dahil herkes hayran kaldı güzelliğine. Allah nazarlardan korusun meleğimi.

Begüm'ün Baran özlemi





Begüm'ün Baran'ı ne kadar çok sevdiğinden bahsetmeme gerek yok artık herhalde. Hafta içi halasını ve Baran'ı sayıklayıp durdu. Netice de muradına da erdi. Onlar bize geldiler, Begüm zevke geldi.

Herşey bir yana ama 2. ve 3. fotoğraflarda da net bir şekilde görüldüğü üzere, aslında bir yandan da kıskanmıyor değil. Durun bakalım, Buğra doğunca göreceğiz asıl kıskançlık triplerini.

24 Aralık 2010

Geçen haftanın kısa bir özeti









Sen ne yakışıklısın yaaa, yerim senin o tombalak yanaklarını. Ayrıca bu fotoğrafa bayılıyorum..




Benim önerim ''Begüm odanı toplayalım mı ? '' , Begüm'ün cevabı '' ııııııııııı''. Sonra anne toplar...

Hayran olduğum kıvrım kıvrım saçlarının fotosunu çekmeden olmazdı...

Cumartesi günü Ozanlara davetliydik. Orada Defne ile baya bir oynadılar. O güne ait fotoğrafları da eklemeden geçemedim.

Pazar günü ise ailece yapılan keyifli ve eğlenceli kahvaltımızdan bir kare.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            

Her gün yeniden düzenleniyor bu ağaç...












Gelip gidip ağaçla uğraşıyor. Bir türlü istediği gibi süsleyemedi sanıyorum. Her gün ya süslerin yerlerini değiştiriyor, yahut da kendi oyun mandallarından yenilerini ekliyor. Bu süsleme işi pek sardı onu. Bir de oturup dibine, treni ile kuzu kuzu oynaması yok mu, işte o hali mest ediyor beni.

21 Aralık 2010

Yazacak çok konu, yükleyecek çok resim var



Offf ya,

yazacak çok konu, yükleyecek çok resim var. Bunun yanında acayip canımı acıtan birde kasılmalarım var. Bir haftadır her gün ''hıh şimdi doğuruyorum herhalde''  diye cümle kurmaktan yoruldum. Canım o kadar çok acıyor ki, artık doğsun istiyorum. Mide yanması, kramplar, bel ağrısı, solunum zorluğu, kasık ağrısı...Hepsinden önemlisi Begüm. Bütün bunların içinde eriyip gidiyorum.

Allah'dan dirençli bir yapım varda isyan edip bunalıma girmiyorum.

Evin temizliği, yemek, ütü, çamaşır vs.bütün işler bende. Herkes al artık bir kadın diyor ama...Bilmiyorlar ki benim nedenli cins biri olduğumu. Malum Oğlak burcuyum. Ben beğenmem öyle herkesin yaptığı temizliği falan . Hele iş yemeğe gelince, o konuda daha da temkinliyimdir. Zaten 1 kere gelen kadın gelmez bana birdaha. Ah şurayı unutmuşsun, ah bu olmamış kaçarlar kesin benden.

Bende zaten pek sevmem evimin üstünde başkasının elinin olmasını. Hoş şimdi böyle diyorum ama, iki çocuklu olunca ve başa çıkamadığım zamanlar yaşayınca fikrim de, tiniyetim de, zihniyetimde değişebilir.

Bugün Begüm de bende 10:30 da uyandık. Miiissss gibi taze sıkılmış portakal suyu eşliğinde, sucuklu yumurtalarımızla kahvaltımızı da yaptık. Sonra pepe'yi izledi ve attık kendimizi parka. Öyle eğlenmişiz ki saat'in 14:30 olduğunun farkına bile varmamışız.

Eve dönüp, küveti ağzına kadar doldurup, bir güzel bıcı bıcısınıda yaptı küçük hanım. Duş jelini banyo köpüğü sanıp tümünü boca etmiş küvete. Ohh banyo da, Begüm' de misler gibi kokuyordu.

O suyla oynarken bende tarhana çorbası pişirdim. Bir kase, içine ekmek de doğrayıp ben içirdim. Bir kase de küçük prensesip hüplete hüplete kendi içmek istedi ve içti. 2 kase  (bu arada kaseler bildiğini bizim çorba kaseleri, çocuk için olanı değil yani) çorbayı indirdi mideye anlayacağınız. Ardından odasına gidip ''anne men pispis''anne ben uyuyorum dedi kendi dilince. Benden bir öpücük aldı ve kapısını kapatmamı isteyip daldı uykusuna. Şu anda uyuyor. O uyuduğu için yazabiliyorum ya !

Akşam babaanneye balığa davetliyiz. Ohhh miss gibi balıklar kızımı bekliyor. Benim balıktan pek haz ettiğim söylenemez ama Begüm çok seviyor. Onun için ziyafet var yani akşama.

Şimdilik hoşçakalın, hamile anne de biraz uyumaya kaçıyor. Malum enerji lazım ...

19 Aralık 2010

Geçtiğimiz hafta sonundan birkaç alıntı






















































Geçtiğimiz hafta sonu Nursen'e Baran'ı sevmeye uğradık Bal gibi kerata, biraz da kucakta şöyle mıncıklayıp, sevecek kadar dursa tadından yenmez. Genelde kucakta dolaşmayı seviyor. Olsun en azından biraz da olsun fotomuz oldu yakışıklı ile.

Begüm için, babamızın eski yazı tahtasını bulup çıkardık. Çok mutlu, istediği zaman istediği kadar yazı yazma fırsatı buldu ya, deymeyin keyfine.

Parmak boyalarını çıkarttırıyor bu aralar. Ama asla elleri kirlenmemeli. Bu yüzden resimlerini fırça ile yapıyor sultan.

Babası ile bol bol oyun keyfi. İşte geçtiğimiz hafta böyle geçmişti

16 Aralık 2010

Oğlumu beklerken...



Odasının kapısına ismini yazdık bile...Aslında Begüm'ün kapısındaki gibi bir isim tabelası aramıştık ama malesef bulamadık. Bizde Joker'den aldığımız bu ahşap harflerle ismini yazmaya karar verdik. Bence çok da şirin oldu.



Bu da Begüm'ün beşiğiydi. Begüm den sonra sıra ile; Funda'cığımın oğlu Poyrazı, Nursen'ciğimizin yakışıklımı yakışıklı Baran'nını uyuttu bu beşik. Döndü dolaştı geri geldi, şimdi Buğra için odasında yerini aldı.

Ben bütün bu bebek eşyalarımızı çok seviyorum. Bu fırlamalar büyüyünce nasıl kıyıp vericem bunları bilemiyorum.














 


Malumunuz bu Begüm'ün pembiş yatağı idi. Ben onu mavi püsküller ve biraz mavi kumaşla Buğra için uygun bir hale getirdim. Hoş ben derken, tekstilindeki pembeleri söküp yerine mavileri dikmek terzinin. Benim dikiş bilmediğim düşünülücek olursa, zaten böyle bir şeyi yapabilmemin imkansız olduğu ortaya çıkar.













  


   


 



 




  






 












Lambayı da aynı şekilde yaptım. Tekstilini Pembe den maviye dönüştürdük. Tabi ki tasarım yine bana ait. Ayy hiç de mütevazi olamayacağım. Çünkü bence çok güzel oldu.











   

 


 






Gardrobuna da biraz çıkartma yapıştırdık mı oldu bu iş işte. Laf aramız da ben böyle incık-cıncık şeyleri pek sevmem. Bana 2 tane büyük çıkartma olacaktı ve bir tarafa birini, diğer tarafa öbürünü yapıştıracak ve böylece kalabalık bir görüntüden uzak, daha sade bir görüntü sağlayacaktım.

Neyse bu seferlik böyle olsun. Begüm, olmadı emeklemeye başlayınca  Buğra nasıl olsa bunların canına okur.






  










Meşhur armut koltuğumuz. Begüm'ü emzirirken sıklıkla kullandığım ve çok rahat olan bu koltuğu, aynı şekilde Buğra için de kullanacak olmak güzel.




  






Buğra için yaptığım kapı süsü. Tabi balonları eksik, onları da doğumdan sonra ekleyeceğim. Bu süsün bütün malzemelerini Eminönü de ki Şarkhan dan aldım. Hem daha ucuz, hem de daha çok çeşit var.



 
.


Bebek şekerlerimizi de Şark Han dan almıştık. Şeker demek biraz saçma aslında, çünkü bunlar mum. Kimsenin şeker yemediğini düşündüğüm ve aslında şeker diye aldığımız o hediyeliklerin aslında daha sonra kimsenin evinde yerini almadığını gördüğüm için, mum tercih etim.

Tepsiye gelince; tepsiyi yurt dışına çıktığımızda Lüksemburg'dan almıştım. Ahşap el emeği ürünleri çok sevdiğim için, bu ayılı tepsiyi görünce bayılmıştım.

Kulplarını biraz tülle süsleyice, oldu size hediye sunmak için harika bir aksesuar




























E bebek'den Buğra için aldığım minik ayakkabılar. Ekoseyi her zaman sevmişimdir.






Bunlar da Begüm'ün dü, fakat bir kez bile olsun kullanamadı. Yaz çocuğu olduğu için, kış gelene kadar bu eldivenler Begüm için küçülmüştü bile.

 


Bu kaşkol ve bereyi de ,kardeşim Semra Begüm'e örmüştü. Fakat bunları da hiç kullanamamıştık.


 

Begüm'ün pembe kenarlı havlusunun, pembe kısımlarını söküp, yerine yeşil iple örgü geçtim. Oldu size erkek havlusu.



Bu battaniyeyi Buğra için yeni ördüm. Geçtiğimiz hafta ancak bitirebildim. Üzerinde ki motiflere gelince; o motifler benim taaaa ortaokul yıllarımdan kalma. Eskiden annemler battaniye işlerlerdi bu motiflerle. Tam o zamanlardan bu güne kadar sakladım bunları işte. Oğlumun battaniyesine nasipmiş. 



Bu bere- atkı takımını bu hafta ördüm.Daha doğrusu dün bitirdim. Aynısından bir takım Baran için de örmüştüm. Bu ipe ve rengine bayılıyorum. Oğluma çok yakışacak bu ciciler.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...