31 Ekim 2010

Güzel hava..

Havayı güzel gördüm ya, içim kıpır kıpır. Atmalı şimdi kendimizi dışarı, mis gibi havanın tadını çıkartarak dolaşmalı aylak aylak. Öyle de yapıcaz. Şimdilik bu kadar, akşama neler yapmışız daha ayrıntılı paylaşırız artık dimi blog ...:)

20 Ekim 2010

Daha nelere sevineceğiz acaba :))


Begüm bugün ilk kez kakasını lazımlığa yaptı. Bu biz dahil kendisini de çok şaşırttı. Lazımlığı bugüne kadar sadece koltuk niyetine kullandığını düşünecek olursak, bu gayet iyi bir gelişme. Bugüne kadar sadece 1 kez çişini yapmıştı. Şimdi de kakasını yaptı. Haydi hayırlısı diyelim.

Bu arada tuvalet eğitimi falan verdiğimiz yok aslında. Yine koltuk niyetine kullanmak isterken ''kaka mı yapacaksın kızım '' diye öylesine bir soru sormuştum. Sonrada onu banyo da yalnız bırakıp çıkmıştım. 2 dk. sonra anne peee pee diye beni çağırdı. Çişini yaptı herhalde diye düşündüm ama o meğer kakasını yapmış. Poposunu da tuvalet kağıdı ile silip kağıdı da lazımlığa atmış ve bana lazımlığı klozete boşaltmamı işaret ediyor. Tabii ben sevinçle aferin kızım diye naralar atmaya başladım. Bizim ki de iyice havaya girdi tabii. Lazımlığı temizledik ve mutlu mesut bir biçim de salona gelip oyunlarımıza kaldığımız yerden devam ettik.

Öğleden sonra Nursen'e Baran'ı sevmeye gittik.Hep beraber güzel ve keyifli bir geçirdik diyebilirim. Bizim için baştan sona güzel bir gündü anlayacağınız.

19 Ekim 2010

Sevgili gidince :((


Bu sabah'a karşı 5 sularında sevgiliyi iş için Suriye'ye uğurladık. Pazar gününe kadar ayrıyız. Ayarlayablirse cuma günü dönmeye çalışacak. İnşallah tabii.

Sabah oldu, Begüm uyandı, ilk sorusu ''anne baba yok'' yani babam nerde ? Ben de ona, baba iş için uçağa binip gitti. Hafta sonu dönecek dedim. O da camdan dışarı bakıp, uçak görmeye çalışarak gök yüzüne el salladı. Onun bu herşeye ve her duruma karşı olan kolay adaptasyon durumuna hayranım.

Bende onu bugün Emoşlara götürdüm. Funda'nın oğlu Poyraz ile oynadılar. En azından eğlenmiş oldu meleğim. Onun için illa çocuk olmasına gerek yok. Büyüklerle olmaktan da aynı şekilde ve aynı ölçü de keyif alıyor.

Aşkım, sevgilim ,bitanem...Anneannemin deyimiyle ''beyim'' :)) seni şimdiden çok özledim.

15 Ekim 2010

Evde scooter keyfi...



Buğra doğmadan önce evle ilgili bütün herşeyi gözden geçirip, tek tek eksikleri tamamlayıp derin temizlik için kollarısıvadık. Sıvadık diyorum sağol annecim 1 hafta boyunca yanımda her işime yardım etti.

Sırası ile;
Halı yıkama firması çağırılıp bütün evin halıları (bizim evin tümü halı kaplı, mutfak ve banyolar hariç ) yıkatıldı. Bu yıkama işlemi için 3 kişi geldiler ama yine de 6 saat sürdü.

Bütün evin duvarlarını sildik, camları sildik, tül ve perdelerin hapsi yıkandı , ütülendi asıldı.

2 gün boyunca mutfak temizledim ki, herhalde bu mutfak daha önce böyle bir temizlik görmemiştir. Her bir zerreyi elimde cif 'le tek tek ovdum. Mutfak dolaplarının içlerinde ki örtüler yıkandı ve ütülendi. Mutfak dolaplarının içinde ki her bir şey makinada yıkandı, kurulandı ve yerleştirildi. Biblolar dahil.

Annecim sağolsun koltuklarımı sildi. Koltukların minder kılıfları yıkandı.

Banyolar baştan aşağı yıkandı.

Begüm'ün bebek arabasının tekstilkızmı sökülüp yıkandı. ( ki aslında sökülecek birşey değil ama benim gibi bir deli söktü, yıkadı ve taktı işte)

Bütün kapılar silindi. Bütün ev, süpürüldü, silindi ve toz alındı.

Evde ki bütün örtüler (masa örtüsünden, sehpa örtüsüne kadar) yıkandı ve ütülendi.

Buğra'nın cibinlikleri terziye gönderildi. Bu arada cibinlik için özel püskül ve kumaş alındı.Bir yandan Buğra'nın odası için gerekli ekiklikler tamamlanmaya çalışıldı. Buğra için hastane çıkışından tutunda, badilere, tulumlara, çoraplara kadar gerekli kişisel tüm alışverişleri tamamlandı.

Düşürüp kırdığım düğün fotoğrafımızın olduğu çerçeve, çerçeveciye götürülüp yenilendi. Daha güzel bir çerçeve seçilip fotoğrafa farkı bir hava verildi. ( Keza hala asılmayı bekliyor )

İncelmiş baş yastıklarımızın içleri dolduruldu. Evdeki yastıklar tek tek sökülüp, silikonları didilip yeniden dolduruldu.

Booool bool çamaşır yıkandı. Ortalama gün başına 2 makine gibi. Gerisini sizdüşünün.

Daha neler, neler.....

Yapılmayı bekleyenler ;

Buğra'nın cibinlikleri terziden alınacak. Yıkayıp, ütüleyip asılacak. Ayrıca Buğranın dolabı silinip, yeni alınan bütün ciciler yıkanıp, tek tek ütülenip, katlanıp dolabına yerleştirilecek. Begüm den Buğra'ya geçen oyuncaklara yıkanacak.

Çerçeve duvara asılacak.

Hastane çantası yavaştan yavaştan hazırlanacak.

İşteeee az bir işimiz kaldı...

Bunların dışında; bütün bu temizlik zamanı Begüm evde işte yukarıda ki fotoğrafta da gördüğünüz gibi bol bol scooter keyfi yaptı ama asla yaramazlık yapmadı.

Seni seviyorum meleğim.



Kurcalama merakı...


Tuvalet masamı kurcalarken yakaladım. Ne zaman arkamı dönsem bir de bakıyorm ki Begüm, almış eline kremlerimi, allık fırçamı ve far setimi benim yaptığım gibi sırasıile makyaj yapıyor. Tek sevmediği ruj. Bende bile görünce peçete getirip silmemei istiyor veya karşıma geçp, palyaço görmüş edası ile kahkahalar atıyor.

Son günlerde böyle durumlar için verdiği güzel bir tepki var. ''Allaaaaah'' deyip (tabi o Allah diyemiyor da ''Avvaaaaaah'' diyor) iki elini dizlerine vurup gülmeye başlıyor. Son birkaç haftadır böyle. Ama nasıl sevimli oluyor görmelisiniz.

Öpülesi yanaklar, ısırılası dudaklar...


ViaPort'dayız, gezdik yorulduk yemek molası verdik. İnip restoranı dolaşmak istiyor ama izin vermediğimiz için bize işte böyle surat yapıyor. Nedeni; yemekleri sipariş etmişiz, 3 dk. içinde gelecek ve Begüm hanım dahil hepimiz yiyeceğiz. Ama onun derdi, nerde ne var bir kolaçan etmek.

Ellerini de bir kavuşturması var ki sormayın. Genelde kızdığı ve küstüğü zamanlarda yapıyor bunu.

9 Ekim 2010

Telaşeli günlerimin ışığı...


Babasının iş dönüşü getirdiği çukulatayı, daha kapının girişinde yere oturup hepsini hapur hupur yedi. Bu arada evde temizlik olduğu nasıl da belli, yerde halı bile yok. Neden ? çünkü yıkamaya gönderildiler. Bu sebeple, küçük hanım soğuk moğuk demeden buz gibi kalebodurlara oturmuş oldu.

Bu temizlik işi fena yorduyor beni. Neyse, bitmek üzere ama evde el değmedik yer bırakmadık annemle diyebilirim. Nasıl içim ferah anlatamam. Her yer mis gibi, her yerden cif ve lavanta kokuları fışkırıyor. İşler bitsin istiyorum ki, doğum zamanı hem rahat olayım. Hem de işler yerine kızım ve oğlumla ilgileneyim.

Zaten bu aralar bir hazırlık telaşıydı sardı beni. Nedeni; zaman az, hareket kabiliyetim günden güne düşüyor. Bunları göz önünde bulundurunca bebek odası ve bebek ihtiyaçları ile ilgili eksikleri bir yandan, kendi eksiklerimi diğer yandan bitirmeye çalışıyorum. Çoğu bitti azı kaldı.

Eveeet, zurnanın zırt dediği yer; dün 50 gr.lık şeker yüklemesi yaptırmıştım. Biraz yüksek çıktığı için bugün doktorum 100 gr.lık daha yaptırmamı istedi. Hastanede 4 saat aç bilaç beklemek tam bir eziyet hamile bir insan için ama mecburen yaptırıyoruz işte. Bugünkü testin sonucu da yüksek çıktı ve malesef bende gebelik şekeri olduğu ortaya çıktı. Bu beni biraz zorlayacak, çünkü bundan sonrası için özel bir diyet listesi verdi. Bu listeye uymam ve asla şekerli birşeyler yememem gerekiyormuş. Nedeni bunun zararı bana değil tamamıyla bebeğe olduğu için.

Doktoruma da söylediğim gibi bu hamilelikte başıma gelmeyen kalmadı herhalde. Allah daha kötüsünden korusun ne diyeyim. Yavrum sağlıklı ve sıhhatli bir şekilde doğsun da başaka birşey istemiyorum artık.

Bütün bu telaşeler ve koşuşturmacalar arasında güzel kızımın anlayışlı davranışları için çok minnetarım ona. Yormuyor mu ! evet yorduğu da oluyor ama çoğu çocuğa göre çok daha anaç tavırlar sergiliyor.

Seni çok seviyorum meleğim. İnan bana seni çok özlüyorum. Eskisi gibi, koşup oynamak, radan raya atlayıp zıplamak istiyorum seninle. Az kaldı bebeğim yine deli anne ve deli kızı olacağız. Söz veriyorum bebeğim. Ömrümün en güzel kızı...


8 Ekim 2010

Semoş'un süprizi...


Cumartesi akşamı mevlid dönüşü kapı çaldı.Bir de baktık ki Afyon'dan teyzesi ve eniştesi gelmiş küçük hanımın. Hepimiz için güzel bir süprizdi. Umut iş dolayısı ile bir günlüğüne gelmiş aslında. Semoş da bizi görme fırsatı olarak düşünüp takılmış umutun peşine. Çok mutlu oldum çoook.

Bu aralar kardeşime, onun yanımda olmasına çok ihtiyacım vardı. İnsanın dünya kadar eşi, dostu, arkadaşı olabilir. Ama kardeşin yerini hiçbirşey tutmuyor. Hele de bizim ki gibi hem çok iyi kardeş, hemde çok iyi arkadaş iseniz tadı daha başka oluyor.

Semoş'la birşeyleri konuşmadan da sadece bakışarak bile olsa anlaşabiliyoruz. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz.Onun gibi bir arkadaşı bir daha bulamam gibi geliyor bana zaten. Neyse ; 1 gün kalıp döndüler Afyon'a. Yetmedi tabi ki ama ne yapalım hiç görememektense iyidir.

Gelirken Begüm'e şu dinlenme tesislerinden birinden kolbastı söyleyip dans eden bir bebek almış. Ama görmenizi isterdim. Bizim ki nasıl da sevdi. Bu arada nereden gördü de öğrendi bilmiyorum ama şaka maka acayip şeker kolbastı oynuyor bizim ki.

Kızım seni gülerken görmek ne kadar büyük bir mutluluk bilsen. Seni çok seviyorum meleğim. Gelip karnıma sarılıp, bebeişşşş deyip, yüzünü karnıma gömmene ayrıca bayılıyorum. Sana o kadar hayranım ki ! bunu bugün değil belki ama ilerde daha iyi anlayacaksın.

Hala bebek gibisin. Yeni konuşmayı öğrenen bebekler gibi. ''Anne ditttii'' ''men dittiii'' ''baba dittiii'' diye kurduğun bu kısa cümleler bana senin hala bebek olduğunu düşündürüyor. Oysa ki sen kocccaaamaan kız oldun öyle değil mi ! Mesela bugün ben perdeleri yıkamış, ütülemiş, merdiveni duvara dayamış onları asmaya çalışırken nasıl da benimle kavga ediyorsun ''ben asıcam'' diye. Sanki yapabilecekmişsin gibi. Ama merdivenin tepesine kadar çıkıyosun bu kesin. Benim de yüreğime indiriyosun yani.


Baran'ın mevlidindeyiz


Geçtiğimiz Cumartesi günü Baran'ın mevlidi vardı. Begüm ve annaemle beraber oradaydık. Baran'ı görmenizi isterdim. Öyle tatlı, öyle sevimli olmuştu ki, o mevlid kıyafetinin içinde. Benim minik prensesim Baran'ı görür görmez istedi zaten. Öpecek, sevecek, kucağında tutacakmış. Mevlid boyunca huysuzluk etmedi bitanem. Gayet sabırlı ve anlayışlı davrandı. Onun böyle zamanlar da beni şaşırtan bu tavırlarını seviyorum.

Baran'a karşı özel bir düşkünlüğü var. Evde her gün kesin bir kere Baran muhabbetimiz geçiyor Begüm'le.

7 Ekim 2010

Ev dandini....



Ev dandini; neden mi ? çünkü oğlumuz doğmadan derin temizliğe kalkıştım ve bu gün halı yıkama firmasını çağırıp bütün evin halılarını yıkattım. İçim rahatladı ama bedenim bitti. Yıkamaları tam 6 saat sürdü. Bütün eşyalar, alt alta,üst üste her yer herde. Bana afakanlar bastı tabi. Bir yandan adamlar temizliyor, diğer yandan ben kaldırılan eşyaları cifleyip temizleme derdinde. Hepsinin ötesinde şiddetli gribim. Annem geldi sağolsun ve Begüm'ü parka götürdü. Bu sayede daha kolay atlatıldı en azından günün yarısı. Ama hasta olmak ve hasta iken bir şeyler yapmak zorunda olmak insanı tüketiyor.

Neyse netice de ; öyle yada böyle bugün bütün halılarım tertemiz oldu ve ev misss gibi temizlik koktu. Yarın temizliğe duvarlar, perdeler ve camlarla devam. Haydi bana kolay gelsin...

Not : Bu kadar işle bedenimi gereğinden fazla yoruyorum farkındayım, umarım erken falan doğurmam...

4 Ekim 2010

Anne kapı dışarı ....




Öyle hınzır ki ; Faruk'la odasında oyun oynuyorlar. Biz Didem'le mutfakda sohbet edip, keyif yapıyoruz. Odadan öyle kahkahalar geliyor ki, merak edip onları izlemeye başlıyoruz. Nasıl mutlular görmeniz lazım. Begüm'ün yatağında kim daha yukarı zıplayacak bakalım oyunu oynuyorlar. Kahkahalar gırla, dur şunları kameraya alayım diyorum Begüm izin vermiyor. Bana ''giiiit' diye bağırıyor. Ben de madem kameraya alamıyorum bari iki kare foto çekeyim diyorum. Küçük hanım beni işte yukarıda gördüğünüz gibi kapı dışarı edip, kapıyı da üzerime kapatıyor. Yakalayabildiğim 3 kare foto. Olsun çekebildim yaaa...

1 Ekim 2010

Bir düğün hikayesi...





Hafta sonu, 8 senelik arkadaşlarım Hülya ve Muratın düğünündeydik. Düğün ; Hülya'nın her zaman istediği gibi Boğazda iki köprünün tam ortasında, teknede yapıldı. İnsanın hayalini gerçekleştirebilmesi ne mükemmel bir duygu. Onlar adına sonsuz mutluyum.

Düğün harikaydı. Müzik, yemek, havayi fişekler, dans, 6 aylık hamile ben :)....

Ömür boyu mutluluklar dilerim...

Begüm ve Baran'la güzel bir gün...




Hafta içi havanın güzel olmasını fırsat bilip Nursen'le buluştuk. Açık hava, hem bize hemde bizim ufaklıklara çok iyi geldi. Begüm'e Baran deyin de başka birşey demeyin zaten. Son zamanlar da Baran'la yatar Baran'la kalkar olduk.Baran'ı o kadar çok seviyor ki, bu güne kadar hiç bir çocukta görmediğim bir çocuk-bebek sevgisi barındırıyor içinde. Tabi fırsat bu fırsat halası ve kuzeni ile bol bol keyifli vakit geçirdi bizim ki.

Ardından Nursen'lere geçtik. Anlayacağınız Begüm o gün Barana ziyadesi ile doymuş oldu.

Not : Begüm doğacak kardeşi Buğra'yı Baran sanıyor galiba. Gelip gidip karnıma sarılıp Baran diyor. Hayır kızım Baran senin kuzenin, Buğra ise kardeşin dememe rağmen ''ııı ıııhhh Baraaaaan''diye bağırarak bana karşılık veriyor. Neyse üstüne gitmemek gerektiğini düşünerek, şimdilik boşveriyorum.

Begüm'ün favori kitapları






Bu kız kitap sevmiyor diye epeyi üzülüyordum. Neyse ki şu son birkaç aydır hızla kitap sevdalısı oldu çıktı da, benim de içim rahatladı. Kitaplarının arasında en çok bunlar bu sıralar ilgisini çekiyor.  Bir tanesi ile yetinmeyip, kucağına hepsini aldığı gibi yanımıza gelip bize kitap okumaya başlıyor. Nasıl mı ? ''mırmırmırmır mırmırmır''işte aynen böyle. Sonra ''anne ıhh ıhhh '' diyerek benim de okumamı istiyor. Kızımı hiç kırarmıyım başlıyorum okumaya. Daha birinci sayfayı okumadan ''bittiiiii'' diyerek kitabı elimden alıp kapatıyor. Ona kitabı okumak yerine, üzerinde ki resimlere yeni hikayeler uyarlayıp anlatmam daha zevkli geliyor. Birkaç sayfalık kitap, 3 satırlık hikaye haline gelip son buluyor.

İşte, bizim kitap seanslarımız böyle...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...