22 Eylül 2010

Affet beni...




Sen gül bebeksin. Bu sıralar seninle, senin istediğin gibi ilgilenemediğim için özür dilerim kızım. İnan elimden geleni yapmaya çalışıyorum ama vücudum el vermiyor daha fazlasına. Yüreğim se dah fazla daha fazla diyor.

Sana haksızlık ettiğimi düşünmeye başladım. Belki de erken bir hamilelikti bu. Aslında senin de mutlu olacağını düşünmüştüm bir kardeşle. Hala da buna inanıyorum ama sen 2 yaşındasın ve en öğrenmeye açık zamanında, ben güçsüzlükten seninle hakettiğin gibi ilgilenemiyorum işte.

Oysa ki her sabah uyandığım da neler neler kuruyorum kafamda. Bugün kızımla şunu yapalım, ay bunu da yapalım diye. Öğle saatlerine doğru ise pilim çoktan bitmiş, biz ise seninle kafamda kurduklarımla alakası bile olmayan küçük çaplı şeyler yapmışız.

Diğer bir şey de ; aşırı yorgunluk hali ve sürekli yaşamaya başladığım migren sancılarının etkisi ile sinirli bir yapıya bürünmüş olmam. İstemeden de olsa, bu halimin sonucu olarak sana karşı gereksiz kızmalarımın olması. Bu beni çok üzüyor bu aralar. Sen anneni affet güzelim olur mu.

Seni bu dünya da kimse ama kimse benim kadar sevemez.

21 Eylül 2010

Küçük mutluluklar


20.08.2010

O, suyu çok seviyor. Anneannesinin bahçesin de, işte böyle suyla oynamış. Oynamış diyorum çünkü o arada ben biraz kestiriyordum. Anneannesinin bahçesi sulamasını fırsat bilip, kendini de bolca sulamış.

Yolda yürürken bile, özellikle suyun olduğu yerlere basarak yürüyen bir kızım var. Biz olsak pis su diye asla basmayız öyle değil mi !

Bugün biraz karamsarım. Havadan mı yoksa içten gelen bir karamsarlık mı bilmiyoum. Ama kendimi yalnız, mutsuz, keyifsiz yani olabilecek bütün olumsuzluk kelimeleri ile örneklendirilmiş gibi hissediyorum. Sanki hayat gri, siyah sonra beyazmış gibi geliyor.İçimden birçok şey yapmak geliyor ama gücüm yok. Gücüm yok derken, gerçekten gücümün olmadığını kastediyorum. Çünkü bu hamilelik beni beklediğimden daha fazla yoruyor. İki yumurta kırmaya bile mecalim yok ama ne mümkün bir çocuğunuz daha varsa yan gelip yatabilmek.

Birileri yahut da birşeyler tam da şu anda renk katabilse keşke haleti ruhiyeme. Evi derle topla, bulaşıkları makinaya diz, kızını yedir uyut pil bitti. Halbu ki daha çamaşırlar makinaya atılacak, toz alınacak, ıvır zıvır şeylerle meşgul olunacak. Güç yok.

Bu bebek çok aşağılarda duruyor. Begüm'e hamileliğim gibi değil. Henüz 5,5 aylık olmasına rağmen sanki doğuma gidecekmiş gibi kocaman ve top gibi bir karnım var. Bunlardan asla şikayetçi değilim. Sadece hareket kabiliyetim çok kısıtlandı. Yorgana nevresim geçiremiyorum mesela, yada eğilip yerdeki birşeyi alamıyorum. Önümde daha 3,5 ay var. Gözüm korkuyor daha da zorlaşacak diye.

Offf amma konudan konuya atlamışım. İnsanın konuşacağı kimse olmayınca demek ki yazıya döküyormuş.

Gerçekten konuşacak kimse yok. Neden mi ? Yalnızım da ondan. Hııı yazık demeyin çünkü ben alıştım. Eski arkadaşlarımla koptuk. Çünkü çoğu bekar ve bekarlarla takılmak istiyorlar. Aynı zaman da çalışıyorlar. Eeee onlarda haklılar. Herkes haklı fakat bilmeliler ki, bir gün gelicek onlarda evli ve çocuklu olacaklar. Bakalım benim hazır olduğum kadar hazır olabilecekler mi !

İşimi bıraktım.
Sosyal hayatımı bıraktım.
İncik boncuk yapmaktan zevk alırdım. Onları bıraktım
Arkadaşlarım da beni bıraktı. Hoş zaten bir elin parmakları kadarlardı ama ...

Şimdi ne mi yapıyorum ?
Tam bir ev kadını oldum.
Kadın almıyor bütün ev işlerimi kendim yapıyorum.
2 yaşında kızıma annelik yapıyorum.
Sevgiliye eş oluyorum.
Bütün gün evdeyim anlayacağınız.
Aynı zaman da yine anne adayıyım.
Hamile hamile hepsi zor oluyor ama oluyor işte.
Yaparsam tam yaparım, yapmazsam hiç yapmam.
13 yıllık iş hayatından sonra zormu derseniz ! Her yönü ile hem de çok zor.

Neleri özledim ;

Saatlerde takılarımla uğraşmayı.
Gardrobumu (cicilerimi) düzenlemeyi.
Oturup Moda iskelesinde denizi seyrederek kahvemi yudumlamayı.
Çalışmayı (İnsanlarla iç içe omayı )
Araba kullanmayı.
Kitap okumayı
Puzzle yapmayı.
Resim yapmayı.
Şarkı söylemeyi.
Çocuklar haricinde de birşeylerden sohbet edebilmeyi.
Fotoğraf çekmeyi.
En önemlisi ise özgürce, saatlerce gezebilmeyi. Dağ bayır demeden yürüyebilmeyi özledim
Vs vs... Bu liste bitmeeezzz.

Umarım bir gün...
Renkelrime yine kavuşurum...


20 Eylül 2010

Hafta sonu buluşması



Güne baba-kız melekcilik oynayarak başladılar.








18.09.2010

Ardından akşama Ozan'lara davetliydik. Halası ve eniştesi ile hep beraber onlara gittik. Begüm Ozanların aldığı doğum günü hediyesini o kadar çok sevdi ki Defne ile oturup bol bol oynadılar. Keyifli bir akşamdı.

Herşey için teşekkür ederiz Ozan ve hilal.

Kuzenle neşeli anlar...





Kuzen kuzene bayaaa bir döktürdüler. Evin altını üstüne getirmelerinden hiç bahsetmiyorum. En çok sevdikleri baloncuklar ise eğlencenin damar noktasını oluşturuyor. Muzursunuz ama aynı zamanda dünyalar tatlısısınız.

Yeni küstüm ifadesi


Begüm den bir yeni hareket daha. Ellerini yanaklarına koyup, arkasını dönüp küstüm yapıyor. Biz bu hareketine bayıldığımız için dakika başı ''Begüm bir küs bakiim kızım'' diyoruz. O da sağolsun bizi kırmayıp bolca tekrarlıyor.

Seni ve bu birbirinden güzel hallerini çok seviyoruz prenses.

Evlilik yıldönümümüz (16.09.2010)


16.09.2010

4. Evlilik yıldönümümüzü kutladık sevgili ile. Begüm'ü babaannesine bıraktık. Başbaşa yemeğe çıktık. Garip olan, yemek boyunca geçen 4 sene yerine, sürekli Begüm'den bahsediyor olduğumuzu farketmemiz di.

2 yıl bakıştık, 4 yıl flört ettik ve 4 yıldır da evliyiz. Ne çok şey sığdırdık bu yıllara. Bana yaşattığın her şey için minnettarım sana. Birini sevmeyi ve ona güvenmeyi öğrettin bana.

Önce sevgili, sonra eş, ardından aile olduk. 3kişilik 4. üyemizi dört gözle beklediğimiz bir çekirdek aile.

Seni çok seviyorum aşkım. Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun..

Parktayız










15.09.2010

Parktayız, havalar iyice serinlemeden inebildiğimiz kadar her gün, bazen günde 2 kere iniyoruz parka. Parkımızın pek bir özelliği yok. Aksine çok küçük ama çocukların birbirleri ile kaynaşmaları için yetiyor da artıyor bile. Bir de her inişimiz de, yanımız da top, scooter'mızı alıyoruz yanımıza . Bu arada scooter'ı baya baya ilerletti, artık harika kullanıyor.

Geçenler de ''bip bip^'' deyip durdu. Meğer herkesin scooter'ında korna varmış bzizim ki de istiyordmuş. Neyse babamız işten gelince doğru carrefour'un yolunu tuttuk ve aldık. Ertesi günü bizim ki kornasını çala çala giriyor parka.'' Bakın benim de var '' der gibiydi.

Begüm prova da...



14.09.2010

O gün alışverişe çıkıp, Begüm için bir sweatshirt, babamız için bir tişört, kendim için de cici bici birşey aldım. Anneannesinde idi o sırada Begüm. Eve döndüğümde aldıklarımı görünce çok sevindi. Hemen denemeye koyuldu. Tamam anlıyorum kendininkini denersin de babanın tişörtünü niye denersin.

Diyalog ;

kızım o babanın sana olmaz ki !
ıııııııı meniiiiim..

Hala ve enişte ile yumurta touşturmaca



12.09.2010

Hafta sonu halası ve eniştesi bizde kahvaltı da hep beraberdik. Begüm'ün yumurta tokuşturma seanslarını görmenizi isterdim. Bu kadar keyif alacağını hiç düşünmemeiştim. Yumurtaların tokuşmaktan canı çıkmasına rağmen, bBegüm hala ısrarla tokuşa devam etti.

Beykoz da büyük babaannedeyiz

11.09.2010 gününe ait fotolarımız


Güne kahvaltı sonrası babası ile parka inerek başladı küçük hanım



Daha sonra bende onları camdan izlemeye dayanamayıp indim yanlarına


Ardından Beykoz'a büyükbabanneyi ziyarete gittik. Bahçeyi gören Begüm daha eve girmeden başladı dalından domatesleri toplamaya.

Domateslerden sonra sıra geldi elmalara tabi. Burda komik olan Begüm kopardığı her elmayı bir kere ısırıp öyle torbasına doldurdu. Eve geldiğimiz de bir sürüısırılmış elmamız vardı.

Domateslere doyamayan kızım biraz daha toplamaya karar verince... 


Eve getirmek için toplanan elmaların ardından babası ile ağaç dibine düşen elmalarıda büyükbabaanne için topladılar. Büyükbabaanesi bu elmaları kurutup kompostoluk hale getirip bize gönderiyor çünkü sağolsun. 






Babaannenin bahçesinde yok yok. Ayvadan domatese, patlıcandan bibere, reyhandan naneye, elma ağaçlarından ceviz ağaçlarına, biberden patlıcana kadar ne ararsanız var. Naıl da güzeller. Misss gibi kokuyorlar.



Eve gidicez hadi kızım deyince son bir kez daha elmalara daldı bizim ki.



Sonra da makinayı elimden alıp, o çekti biraz da bizim fotoğraflarımızı.


Akşam oldu,  eve döndük dönmesine ama benim dekızıma küçük bir sürprizim oldu. Babasının eski yazı tahtasını çıkardım ona. Nasıl mutlu olduğunu anlatamam size. Gelip gidip boynuma sarılıp öptü beni. Amaaa ertesi günü ne oldu ! keçeli kalemler ile etrafa yazı yazmak yok kuralını bozup, bütün koltuklarımda desenler oluşturduğunu görünce gerisin geriye kaldırdım yazı tahtasını.

Ne zaman ki onu bunun için hazır hissederim, o zaman çıkar tahta ortaya...Eee ne yapalım bebeğim, sende azıcık inatlaşmak yerine anne sözü dinleseydin, şimdi mutlu mesut kullanıyor olurdun tahtanı.

Anlayacağınız çok keyifli ve bir o kadar huzurlu bir gündü bizim için.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...