26 Haziran 2015

Hayatıma Kattığın Her şey İçin Teşekkür Ederim

Toplamda neredeyse 10 yıldır bloggerım.  İlk blogum yemek üzerineydi ve 2 sene devam ettim. Sonrasında kızıma hamile kalmamla beraber bu blogu açtım. Benim için aslında sadece bir internet günlüğü olarak başlamıştı. Uzakta olan akraba, eş dost da ulaşabilsin Begüm'ün gelişimine diye. Yabancılardan çekiniyor, hatta birileri takip etmeye başladıkça korkuya kapılıyordum. Zamanla bu duruma da alıştım. Hatta bende yeni bloglar keşfetmeye başladım. Keşfettiğim bloggerların bir kısmı ile ( ki şu anda blog yazmıyorlar ) çok güzel dostluklara imza attık ve hala görüşüyoruz.

Bu 10 yıllık bloggerlık maceram bana öyle çok şey kattı ki anlatmakla bitmez ama bunlardan biri var ki ben onu ömrüm boyunca unutmayacağım. Hani çocuklarımıza peri masalları okuruz. Bu perilerin muhteşem güçleri vardır ve o güçleri bizler için iyi yönde kullanırlar ama bize görünmezler. Bu da onun gibi bir şey. Bu sefer benim hayatıma dokunan bir peri var ve o bile bilmiyor hayatıma kattığı renkleri. Bilen bir ben bir de uzun zaman önce yeni açtığı dükkanını ziyaret ettiğimde çok güzel bir sohbet anında kendisiyle paylaştığım sevgili Secdus. Hatta Secda bunu ona söylediğimde '' Tuğba bunu duysa çok mutlu olurdu herhalde '' demişti. Bende '' bir gün kendisine de söyleyeceğim'' demiştim. Evet o gün bugün.

Çoğu kişiye ( Belki sevgili Tuğba'ya ) bile çok özel bir şeymiş gibi gelmeyebilir anlatacaklarım ama yaşayan insan için unutulmayacak şeyler.

Hikayemiz sevgili Tuğba'nın Defneyle Yaşamak blogunu keşfetmemle başlıyor.
Her gün blog yazdığım dönemler o dönemler neredeyse. O gün yazmaya başlamadan önce Tuğba'nın blogunu kesin kontrol ediyorum yeni bir yazı var mı diye.  Özellikle fotoğrafları beni alıp götürüyor farklı dünyalara. Hayal kurduruyor resmen. Özgüveni, mesafeli duruşu, paylaşımları, evi, fotoğrafları, yazıları, özellikle yazı başlıkları, yenilikçi hali, paylaşımcı oluşu, kalp kırmadan insanları cevaplamaya çalışması, en önemlisi ise hayatında kullandığı renkleri büyülemişti beni.

Neden mi renkler büyüledi ! Anlatayım ; Ben kızıma hamile kalana kadar 13 yıl boyunca iş hayatındaydım. Hamile kalmaya karar verince iş hayatını bıraktım. Çalışma hayatımda hep resmiydim. Özellikle ; siyah, gri, lacivert ve kahverengi tonlarında döpiyesler giyen biriydim. Zaten tarz olarak da toprak renkleri benim tonlarımdı. Renklerden korkardım. Renkler çok cesurca gelirdi bana. Bende hep bildiğim sularda yüzer, kendimi güvende hissedeceğim renklerin arasında gezinirdim.

Tuğba'nın yaşamına şahit oldukça günden güne cesaretlendim renkler konusunda. Ufaktan ufaktan renkleri dahil etmeye başladım hayatıma. Kıyafetlerimden, evimize kadar. Renklerin hiç de öyle korkutucu olmadığını öğrendim ve daha cesurdum artık. Hayatıma renk geldi gerçek anlamıyla.

Derken sene 2011 Begüm 3 yaşına girecek. Tuğba'nın kızı Defne için yapmış olduğu doğum günü partileri geldi aklıma ve neden olmasın dedim.  Fakat ne yapacağıma nereden başlayacağıma dair hiç bir fikrim yoktu. Yapı olarak becerikli bir insanım bunu biliyorum. Mesele el emeği ise gördüğüm çoğu şeyi yapabileceğimi biliyorum. Buradan yola çıkıp Tuğba'nın Defne için 16 Ağustos 2010 tarihinde yapmış olduğu Defne's Candy Shop temalı 4 yaş doğum günü partisini örnek aldım ve kolları sıvadım. Tuğba partinin hazırlık aşamasına dair çoğu şeyi paylaşıyordu. Bu vesile ile bir çok konuda farkında olmadan bana yol göstermiş oldu. Ve bu sayede bende kızım için ilk kez 24 Ağustos 2011 tarihinde Minnie Mouse temalı 3 yaş doğum günü partisini yapmış oldum. Parti için tık

Tabi ilk kez deniyordum ve hiçbir şey bilmiyordum. Bu nedenle elimden gelenin, imkanlar dahilinde en iyisini yapmaya çalıştım. Sonra zamanla her doğum günü partisini temalı yapmaya başladım.

Ardından oğlum doğdu ve onun için de bu partiler aynı şekilde hazırlandı. Her bir doğum günü parti uzun süreli çalışma ve emek gerektirir hale geldi. A'dan Z'ye her şeyini kendim yapar oldum. Partiler her sene daha da ilginç hale geliyor ve davetliler başta olmak üzere, dostlarımın hatta blogger camiasından çoğu dostumun da ilgisini çeker oldu. Bir süre sonra insanlar bana '' selma artık şu işi yap'' '' Selma artık bizim çocuklarımız içinde yap şu doğum günlerini'' '' Artık zamanı geldi sen bu işi kurmalısın'' gibi şeyler söylemeye başladı.

Ve sonunda 2013 Aralık ayında facebook da Anne Karınca adında bir Parti Organizasyon sayfası açtım. Evden yapmayı denerim ve bakarım zamanla gerçekten bu işin yapılabileceğine inanırsam o zaman şirketleşirim diye düşündüm ama gerçek anlamda çok da ümidim yoktu. Sayfayı açmamın 3. günü Hatay'dan ilk işimi aldım. Daha bir ay olmuştu ve ben 3 parti organizasyonu yapmıştım bile. Sonra ki aylar artarak birbirini kovaladı hatta bazen yetişemiyordum. Evet Parti Planlama benim işim olmuştu.

Ve şu anda bu işi yapmayı çok seviyorum.

Saygı ve vefa çok önemlidir benim hayatımda. En çok kullandığım kelimeler ise''teşekkür ederim'' ve ''özür dilerim '' dir. Çocuklarıma da bu kelimeleri kullanmaktan korkmamalarını öğrettim.

Ve bu kez teşekkürlerim sana sevgili Tuğba ;

Hayatını bizlerle paylaştığın için teşekkür ederim.
Hiç çekinmeden evini ve gönül kapını bizlere açtığın için teşekkür ederim.
Örnek bir hayatın ve anneliğin olduğu için teşekkür ederim.
İyi bir insan olduğun için teşekkür ederim

En önemlisi ise ;

Bugün hayatımda renkler varsa, çocuklarıma harika doğum günü partileri hazırlayabiliyorsam ve bugün bir işim varsa bunların hepsi senin sayende. Ve bunların hepsi için sana sonsuz kere teşekkür ederim.



Küçük bir not ; Ben duygularımı dışa vurma konusunda hiç çekinmedim hayatım boyunca. Hissettiğimiz şeyleri hissetiğimiz insanlara söylememiz gerektiğini düşündüm hep. Mutluyken mutlu ettiklerini, üzgünken üzdüklerini bilmelerini istedim. Eşimden, çocuklarıma, dostlarıma herkese karşı aynı şekilde yaklaştım bu konuda. Çünkü bugünün yarını var mı yok mu bilmiyoruz.  Bu yazı da benim hayatıma farkında olmadan çok güzel şeyler katan ve yön veren birisi  için...


24 Haziran 2015

Huzurlu Kare


Sonbahar mı yoksa yaz mı !! anlamadım bu havaların bize ne yaşattığını ama içimde ki his şöyle diyor ; ramazan ayındayız ve oruçluyuz. 19 saat süren oruçlu zamanı 30 derecenin üzerindeki sıcaklar geçirmek zor olacaktı ve yüce rabbim sanki bizim işimizi kolaylaştırmak için havanın durumunu böyle ilkbahar tadında tutuyor. Bu kadar uzun süreli oruca sanki anca böyle dayanabilirmişiz gibi geliyor. Vardır her şeyin bir hikmeti hali.

Evden çıkasımın da pek olmadığı şu günlerde ben de bol bol craft odamda bir şeylerle uğraşıyorum. İnsan kendini mutlu edecek birşeyler bulduğu ve buna zaman ayırabildiği zaman daha mutlu, sakin ve huzurlu oluyor kanımca.